email: şifre: yeni üye
Ana SayfaSiyasetGündemEkonomiDünyaSporYaşamTeknolojiSağlıkTasavvuf
Nazan Başoğul [Tabiat Eczanesinden Reçeteler] 12.04.2011

Nazan Başoğul
Doğal Taşların Dili

Günümüzde birçok taş, fiziksel ve zihinsel hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Taşlar tedavi yöntemi olarak kullanılmanın dışında zihinsel yetenekleri geliştirmek, ruhsal gelişime yardımcı olmak, pozitif enerjileri çekmek ve sezgileri güçlendirmek gibi birçok amaçla da kullanılmaktadır. Her taşın ayrı bir özelliği vardır ve istenen konularda bu taşlar takı olarak takılarak, evde bulundurularak ya da sürekli üzerinde taşınarak kullanılırlar.  

Oluşumları...

Taş; kimyasal yahut fiziksel durumu değişiklikler gösteren, rengini içinde bulunan tuz, maden ve oksitlerden alan sert ve katı bir maddedir, temizleyicidir.

Taşlar; güneş, güneşin harareti ile toprağın su ile karışması sonucu oluşan çamurun “taş”laşması ile oluşur. “Taşların rengi” de güneşin etkisi dışında bulunduğu yerin ve ortamın arzdaki konumuna göre, arz dışındaki yıldızların ve bilinen gezegenlerin ışığının etkisiyle renklenir.

Oluşumları mineraller ve jeotermal sulardan meydana gelen değerli taşlar, renk tayfı içinde yoğun hale gelmiş ışık noktaları olarak tanımlanmaktadır. Gezegenimizin çekirdeğinin yakınında şekillenen erimiş mağmadan oluşmaktadır.

Yeryüzüne doğru akarken mineralleri, gazları ve kaynar haldeki jeotermal suları da birlikte taşırlar. Oluşumlarını tamamladıkları milyonlarca yıl boyunca elektromanyetik enerjileri barındırır hale gelirler.Takı olarak kullanıldıkları zaman taşların elektromanyetik güçlerinin, vücudumuzun enerji alanını güçlendirdiği ve takıldıkları bölgeyi uyararak, iyileştirici etki yarattıkları bilinmektedir.

Doğal taşlar, milyonlarca süren bir zaman diliminde meydana gelirler. Oluşumları süresinde birçok doğal enerji vibrasyonunu üzerine alırlar. Taşların üzerinde birikmiş olan bu enerjiler taşları kendi enerji alanına alan insanlar üzerinde önemli pozitif etkiler oluşturur.  

Pozitif doğal enerjileri üzerinde taşıyan bir taş, aynı şekilde pozitif enerjileri kendisine daha doğrusu kendisini evinde ya da üzerinde taşıyan insanlara çekecektir.

Bitkiler, hayvanlar ve insanların beslenmede, kendi büyümelerini sağlayacak gıdaları almada bir seçim yapma imkanları varken, taşlar bütünüyle kendi çevrelerinde, içinde bulundukları ortamda kendilerine sunulana bağlıdırlar.

Taşlar, dıştan içe doğru büyürler. "Tohum" denen bir çekirdek yapı, taşın etrafında atom üstüne atom, yapıtaşı üstüne yapıtaşı, tabaka tabaka belli bir geometrik kural ve düzenlilik içinde birikerek oluşurlar. Böylece mineral, zamanla bu tür kendine özgü büyümesini tamamlar. Bu büyümenin süresi, saniyenin kesirlerinden yüzyıllara kadar uzayan bir zaman biçimini kapsayabilir ve oluşan mineralin büyüklüğü, bir toz tanesinden kocaman bir kayaya kadar değişebilir. Biçimi ve görünümü ile bulunma koşulları ideal ve karakteristik, ya da çarpıtılmış ve bütünüyle atipik olabilir. Bunların tümü de sonuç olarak çevreden kaynaklanmaktadır. Bir taş oluşumunda, bütünüyle çevresine bağlıdır.

Doğal taşlar birçok hastalığa iyi gelmektedir. Sahip olduğu enerji alanının güçlü olması ve kişinin kendi enerji alanını etkilemesi, taşların kişideki bloke olmuş ve hastalığa yol açan enerjiyi dengelemesini sağlamaktadır. Hastalıklar, vücuttaki enerji dengesizliklerinden oluşmaktadır. Enerji alanı dengeye kavuştukça kişi canlanır ve kendisini çok daha iyi hisseder. Siz de sağlık sorununuza iyi gelen bir taşı üzerinizde bulundurarak doğal taşların şifa verici etkisinden faydalanabilirsiniz. Ancak taşlarla tedavi alternatif tıp alanının içindedir ve tıbbi tedaviye destek olmaktadır... 

Taşlar nasıl bir etkiyle terapi yapıyor?

Tüm rahatsızlıklarda öncelik modern tıbbındır. Taşlarla tedavi, terapi olarak değerlendirilmeli, vücudumuzun dış yüzeyinde takı olarak kullanılmalıdır.

Taşlar, şifa etkilerini titreşim yolu ile verirler. Bu nedenle özellikle tene değmesi gerekir.Taşların şifa etkilerinden daha iyi yararlanmak için rahatsızlıklardan önce, aşı gibi kullanılmalıdır.

Doğal taşların şifa enerjileri hakkında bilgiler, Mısır tabletlerinden elde edilen verilere göre, yaklaşık olarak 200 bin yıl öncesine, hatta daha da önceye, Atlantis ve Mu uygarlıklarına kadar uzanmaktadır.

Taşlar günümüze değin yüzyıllardır farklı kültürlerde sağlıkla ilişkilendirilmiş ve değişik sağlık sorunlarına iyi geldiğine inanılmıştır. Doğal taşlar, renkleri ve göz alıcı parlaklıklarından dolayı, ta ki ilk çağlardan beri insanların ilgisini çekmiştir. O zamanlarda bile değerli taşların insanlar için özel bir anlamı vardı.

Örneğin;

Kızılderililer, üzerinde Turkuaz taşıyan kişinin kemiklerinin kırılmayacağına inanırlar. Bu yüzden savaş anında bu taşı kalkanlarının üzerine işlerlerdi.T

urkuaz taşından başka kızılderili kültüründe, yosun akik taşının susuzluğu giderdiğine inanırlar. Yosun akik taşını bu amaçla kullanırlardı.

Turkuaz taşının, Aztek kültüründe de önemli bir yeri olduğu bilinmektedir. Aztekler turkuaz taşını kişiyi kötü etkilerden koruması için kullanırlardı.

Eski Yunanlarda, ametist taşının sarhoş olmaktan koruduğuna inanırlar. İçki kadehlerini ametist taşından yaparlardı.

Hindistan'da eskiden bazı taşların iyileştirici gücü olduğuna inanılır, çok ince hale gelene kadar öğütüldükten sonra "bhasma" adı verilen karışımlar hazırlanıp içilirdi. Hindistan’daki kadınların  ayak parmaklarına Obsidyen yüzük takmalarının sebebi ise negatif elektrik yükünü ayaklardan toprağa geçirmesini inandıkları içindir.

Mısır ve Çin kültürlerindeyse, ışık ve enerji yakalama özelliği olan kristal boncuklar, doğru renklerle birleştirilerek güçler elde edilmeye çalışılmıştır.

Çinliler insanın fiziksel, ruhsal ve duygusal varlığını yönettiğine inandığı beş elementi (odun, ateş, toprak, metal ve su) bu taşlarla dengelemeye çalışmışlardır.

Osmanlılar'ın ihtişamı denince akla ilk gelen, imparatorluğun gücünü dolaysızca yansıtan, dostun ve düşmanın gözünü kamaştıran çeşitli taşlardan oluşan mücevherlerdir. Bunlar, gerek padişahın gerekse tüm yakın çevresinin kullandığı objelerdir. Padişahların çeşitli ve değerli taşları kullanmaları, diğer ülkelerin elçileriyle görüşmelerinde onları etkilemek ve Osmanlı ihtişamını onlara göstermek amacını taşıyordu.

Bugünün, düşünceyi sadece göze indirgemede ısrarcı modern biliminin etkisinde kalmış bireyler olarak "Cansız bir taşın insana nasıl bir etkisi olacak?" diye düşünebilirsiniz. Oysa günlük hayatımızdaki televizyon, bilgisayar, cep telefonu, baz istasyonu gibi çok sayıda nesne, vücudumuza olumlu ya da olumsuz birçok etki gösterebilir. Bunların hiçbiri bedenimizle temas halinde olmamasına rağmen bizleri doğrudan etkileyen ışınımlar yaymaktadır.

Şifalı taşlar, insanın yaradılışındaki ana unsur olan toprağın bir türevi olan taşların, kristallerin, piramitlerin oluşumları, şekilleri, renkleri ve auralarıyla, bedenimizdeki salgı bezleri ve organlarımıza nasıl etki ettiğini, çakra ve enerji merkezlerini nasıl çalıştırdığını zengin örnekleri ile açıklamaktadır.

Taşların insanların fiziksel ve ruhsal sağlığı üzerinde önemli etkileri

Günümüzde, onkolojide kanser hastalarına, doğal bir taş olan “selenit” içerikli vitaminler veriliyor. Diş ve diş eti hastalıklarına iyi gelen, diş macunlarında kullanılan “fluorid” de aslında doğal bir taş. Bunların dışında birçok taş, fiziksel ve zihinsel hastalıkların tedavisinde kullanılıyor.

Taşlar, tedavi yöntemi olarak kullanılmanın dışında zihinsel yetenekleri geliştirmek, ruhsal gelişime yardımcı olmak, pozitif enerjileri çekmek ve sezgileri güçlendirmek gibi birçok amaçla da kullanılabilmektedir. Her taşın ayrı bir özelliği vardır ve istenen konularda bu taşlar takı olarak takılarak, evde bulundurularak ya da sürekli kişinin üzerinde taşınarak kullanılmaktadır.

Doğal taşlar, milyonlarca yıl süren bir zaman diliminde meydana gelmektedir. Oluşumları süresince, birçok doğal enerji vibrasyonunu üzerine almaktadır. Taşların üzerinde birikmiş olan bu enerjiler, taşları kendi enerji alanına alan insanlarda, oldukça önemli pozitif etkiler oluşturmaktadır.

Taşların iyi şansı üzerinde topladığı, benzer titreşimlerin birbirini çektiği ilkesine göre doğrudur. Pozitif doğal enerjileri üzerinde taşıyan bir taş, aynı şekilde pozitif enerjileri kendisine, daha doğrusu kendisini evinde ya da üzerinde taşıyan insanlara çekmektedir. Doğal taşlar birçok hastalığa iyi gelmektedir. Sahip olduğu enerji alanının güçlü olması ve kişinin kendi enerji alanını etkilemesi, taşların kişideki bloke olmuş ve hastalığa yol açan enerjiyi dengelemesini sağlamaktadır.

Hastalıkların, vücuttaki enerji dengesizliklerinden oluştuğu bilinmektedir. Enerji alanı dengeye kavuştukça; kişi canlanır ve kendisini çok daha iyi hisseder. Bilimsel anlamda taşların bu etkisi ispat edilmemiş olsa da, birçok sayıda kişi deneyimlerinden taşların iyileştirici etki yaptığını kabul etmektedir. Örneğin baş ağrısı, romatizma ağrısını dindirmek veya konsantrasyon bozukluğundan kurtulmak için üzerindeki negatif enerjiden kurtulması gerekmektedir. Sağlık sorununa iyi gelen bir taşı üzerinizde bulundurarak doğal taşların şifa verici etkisinden faydalanmak mümkün…

Taşların insana nasıl bir faydası var?

Taşlar, insana yararı bakımından çok geniş bir yelpazeye sahip. Koruyucu hekimlikten tedavi edici hekimliğe kadar. Yine psikolojik rahatsızlıklardan fiziksel hastalıklara kadar. 

En önemli yararı, koruyucu hekimlik. Zira denge sağlayıcı. Ruhsal - fiziksel denge, sıvı – baz dengesi, minerallerin kendi arasındaki orantısal denge gibi.

Ayrıca solunum, sindirim, boşaltım, ısı, bağışıklık, doku, hücre, iskelet gibi sistemlerin sağlıklı ve düzenli çalışmasına yardım ediyor. Salgı bezlerinin işlevlerini yerine getirmesinde de önemli. 

Ayrıca bedensel veya ruhsal sağlığın bozulması halinde, tedaviye yardım edici fonksiyona sahipler. Bunu da vücut sistemlerini yeniden düzenleyerek, dengeleri yeniden kurarak yerine getiriyorlar. 

Taşlar neden şifa kaynağı? Bu enerjiyi nerden alıyor? 

Taşlar, çeşitli minerallerin bileşimi durumunda. Üstelik oluşumları için en kısa süre bir milyon yıl. Yani taşı oluşturan mineraller milyonlarca, hatta milyarlarca yıl içinde enerji yoğunlaşmasına uğramış durumda. Bu nedenle insan ömrüyle kıyaslanamayacak ölçüde ve yoğunlukta bu minerallerin enerjisini barındırıyorlar bünyelerinde. Bitip tükenmeyen bir enerji. (Ancak bazı ağır hastalıklarda 7-8 ay sonra taşların yenilenmesinde yarar var.) 

Aynı mineralleri insan vücudunda da görüyoruz. Kimisi bedensel ağırlığımızın belirli bir oranını oluştururken, diğerleri eser miktarda yani mini-minnacık durumda. Ancak fonksiyonları çok büyük ve yaşamsal değerde. 

Örneğin bedenimizde 4 gram kadar demir, 90 miligram kadar bakır, 2,5 gram çinko, beden ağırlığının yüzde ikisi kadar kalsiyum, binde beşi kadar magnezyum, yüzde biri kadar fosfor, 25 miligram iyot, 1 gram selenyum, 125 gram potasyum, ayrıca manganez, krom, silisyum, sodyum, klor, kükürt, kobalt, molibden, flüor, bor, lityum, nikel, alüminyum, brom, bizmut gibi mineraller bulunmaktadır. Yani toprakta hangi mineraller bulunuyorsa, topraktan yaratılan bedenimizde de aynı mineraller var.  

Beden ve ruh sağlığımız için ilk olarak bu minerallerin bedenimizde bulunması, ikinci olarak da olması gereken oranda bulunması gerekmektedir. Zira vücudumuzda belirli fonksiyonların gerçekleşmesini sağlayan minerallerin azlığı veya fazlalığı, bu fonksiyonların yerine getirilememesine, bu da çeşitli fiziksel ve ruhsal hastalıkların oluşmasına sebep olmaktadır. 

Örnek olarak magnezyum mineralini ele alalım: İnsan vücudunun yaklaşık binde beşi magnezyumdan oluşur. Bu miktarın yüzde altmış beşi dişler dahil kemiklerde, yüzde otuz beşi de kan dolaşım sisteminde ve dokulardadır. Daha yoğun bulunduğu organlar kalp ve beyin.  

Magnezyum, anti-stres minerali olarak bilinir, ilk olarak kasların gevşemesini, sakinleşmeyi, rahatlamayı sağlar. Üç yüzden fazla enzimin işlevinde rol alarak, çeşitli türde enerjinin üretilmesini, saklanmasını, kullanılmasını ve aktarılmasını sağlar. Kandaki şekerin enerjiye dönüştürülmesi, dişler dahil kemiklerin gelişmesi ve sağlıklı kalması, sindirim sisteminin düzenli çalışması, kalp damarlarının esnekliğini muhafaza ederek kalp krizlerinin önlenmesi, beden sıvılarındaki asit-baz dengesinin sağlanması da magnezyumla doğrudan ilişkili.  

Magnezyum eksikliği, beyin, kalp, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında bozulmalara, enerji azalmasına, dolayısıyla halsizlik, yorgunluk, göz kararması, baş ağrıları, yüksek tansiyon, böbreklerin taş üretmesi, kemik erimesi, kaslarda ve kalpte çarpıntılar gibi fiziksel, algılama eksikliği, şaşkınlık, uyku bozukluğu, hafıza kaybı, sinirlilik gibi psikolojik rahatsızlıklara sebep olmaktadır. Bebeklerin havale geçirmesi de büyük oranda magnezyum eksikliğine bağlıdır. 

Bedendeki magnezyum eksikliğine, dengesiz beslenme sebep olduğu gibi, aşırı terleme, stres, hamilelik, bebek emzirme, sportif faaliyetlerde aşırı zorlanma, kandaki şeker oranının yükselmesi, kafein, alkol, idrar söktürücü ilaç kullanımı, sera ürünü yiyecekler de neden olmaktadır. 

Genellikle kalsiyum eksikliğiyle ortaya çıkan magnezyum fazlalığı da, kasların yeterince kasılmamasına, dolayısıyla bitkinliğe, hareketsizliğe, depresyona, bellek bulanıklığına, nefes darlığına, kalp atışlarında düzensizliğe sebep olabilmektedir. 

Ayrıca magnezyum, C vitamini ile sodyum, potasyum ve kalsiyumun etkili biçimde kullanımına da yardım etmektedir. 

Magnezyum minerali, Akik (Agat), Ametist, Elmas, Granat (Garnet, La’l), Hematit, Jasper, Gül Kuvars, Mercan, Mıknatıs, Obsidyen, Opal, Sitrin, Yakut ve Yeşim taşlarında bulunmaktadır. Bu taşlar, yaydıkları enerjiyle bir şekilde vücuttaki magnezyum oranını dengelemekte, azlığı veya fazlalığı nedeniyle oluşan fiziksel veya ruhsal rahatsızlıkları ortadan kaldırmaktadır. 

Taşlar, şifa veren enerjilerini insanoğlunun hizmetine yaratılan doğadan almakta ve doğal yoldan bize aktarmaktadır.

Taşların Dili

Kozmik Bilime göre rahatsızlıkların oluşum sebebi, enerji merkezi seviyesindeki bir enerjinin tıkanması ile izah edilir. Dolayısıyla her taşın bir enerji boyutu vardır ve insan vücudundaki enerji merkezleri bu taşların yaydığı minimize dalga boylarıyla korunur. Yani mesela tiroit bezlerinizde sorun varsa, buradaki hücrelerinizde bir enerji blokajı varsa, yüzüğünüzdeki turkuaz buraya uyarı yaparak enerji verir. Sonuçta da enerji akımı dolayısıyla canlanırsınız.

Elmas: Eski çağlardan günümüze taşların en değerlisi sayılan elmasın, kadınla erkek arasındaki aşkı güçlendirdiğine inanıldığından nişan yüzüklerinde tercih edilir. Saflık, sevgi ve neşe getirdiği söylenen elmas, cesareti ve aşkı sembolize eder. Elmas, sizi ruhsal ve ahlaksal inançlara göre yaşamınız için yüreklendirerek, kendinize ve başkalarına karşı dürüst olmaya davet eder.                      

Safir:
Gök yakut diye bilinen safir, Latince mavi anlamına gelen sapphirus kelimesinden gelir. Mavi, pembe, turuncu, sarı, yeşil, mor ve siyah renklerde ya da şeffaf olabilir. Tarih boyunca kralların ve hükümdarların kötülük, ihanet ve büyülerden korunmak için taktıkları kutsal bir taştır. Aynı zamanda çeşitli hastalıklara iyi geldiği söylenmektedir. Şeffaf safir size güveni, sevgiyi ve ışığı yoğun olarak hissettirir. Mavi safir, duygusal travmaların yarattığı duygu yüklerinden kurtararak özgürlük hissi verir.                                                         

Yakut: Mutsuzluk, kıymetsizlik, kavga, düşman, saldırı, vakitsiz ölümler ve akıl hastalıklarına karşı koruyucu özelliği olduğuna inanılır. Yakut, Hindistan'da taşların efendisi olarak anılır. Saflaşmaya ve değişime götüren yaşamsal ve sıcak yaratıcı enerji verir.                                               

Zümrüt:
Yeşil renginden dolayı bereket, doğurganlık ve yağmur simgesi olarak bilinir. Düş gücünü geliştirdiğine, belleği güçlendirdiğine inanılır. Kadında ve erkekte üretkenliği artırır. Göz ağrıları, iltihap ve kırıklığı giderir.                              

Ametist: Strese, migrene, iştahsızlık, göz ağrısı, akciğer rahatsızlıklarına iyi gelir. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Kuvars kristalinin arındırılmasında kullanılır. Pozitif enerji yüklü bir kristaldir. Taşıyan kişiye de bu yükü aktarır. Beyin gücünü yükseltir. Kan temizleyicidir. Negatif enerjilerimizi boşaltarak huzurlu ve zinde olmamızı sağlar. Pembe kuvarsla birlikte kullanıldığında aklı güçlendirir. Alkoliklere iyi gelir ve kalbi korur.

Akik:
Uğur ve bereket taşıdır. Kan dolaşımını kolaylaştırır. Erkeklerde erkeklik bezini, kadınlarda yumurtalıkları korur. Cinsel organları aktivite eder. Sağlık ve uzun ömür simgesidir. Turuncu akik kendinizi sıkıntılı ve ümitsiz hissettiğiniz zamanlarda olayların iyi yönlerini görmenize yardım eder. Sebepsiz sıkıntıyı alır. Sarı akikle yaşamdan zevk alırsınız. Ateş akiği yaşadığınız ana yoğunlaşma isteğinizi güçlendirir. Ciddiyet, dayanıklılık ve sükûnet sağlar. Olumsuz duyguları çözüp iç benliği korur. Kendinize güven duymanızı sağlar.

Akuamarin: Beden ve zihin ilişkisini kuvvetlendirir. Duyarlılık sezgisini artırır. Aile saadetini güçlendiren taş denir. Denizcilerin uğur ve nazar taşıdır. Güven, denge ve ahenk
sembolüdür. Solunum problemleriyle savaşır. Hafızayı güçlendirir. Strese karşı koruyucudur.

Agat: Konuşma yeteneğini güçlendirir. Dikkatsizlikten, sosyal olamamaktan korur. Uzun ömür ve mutluluk simgesidir. Günlük stresleri atar. Vücutta tansiyon dengeleyicidir. Üriner sistemin sağlıklı kalmasına yardımcı olur. Aklı ve vücudu güçlendirir, kişiyi cesaretlendirir.

Aytaşı: Günlük yaşantınızdaki dengeyi oluşturmanızı sağlar ve duygusal dengenizde uyum sağlayıcı etki yaratır. Fiziksel olarak tıkanmış lenf bezlerini temizler. Kadınlarda hormon seviyesini dengeler.

Amber (Kehribar): Guatr, astım, bronşit ve allerjiye karşı iyidir. Tılsım olarak, hem kör talihe karşı korunma hem de talihi kendine çekme için kullanılmıştır. Sindirim sistemi, iç salgı bezlerini dengeler ve karaciğeri temizleyerek güçlendirir. Yaydığı sıcaklık, enfeksiyonu önlediği ve soğuk algınlığı tedavisinde rol oynadığı için genelde boyun çevresine takılır. Boğaz ve tiroid enfeksiyonlarını diğer tüm taşlardan daha iyi tedavi ettiği düşünülmektedir.

Aventurin: Zihinsel karmaşayı ve stresi azaltır. Neşe taşı da denir. Sakinlik ve yaşama sevinci sunar.

Amazonit: Beden dışı deneyimlere duyulan korkuyu yatıştırır. Enerjisi ölümcül derecede hasta olanlara iyi gelir.

Firuze (Turkuaz):
Panzehir özelliği vardır, talih taşı olarak bilinir. Hissettirdiği iç bağlantılar sayesinde şifa etkisi gösterir. Nazara karşı iyi gelir. Bilinci genişletir ve kaygıyı teskin eder. Tansiyonu düzenler, kalp hastalarına iyi gelir. Kadınlık özelliklerini artırır. Konuşma ve yazma yoluyla yaratıcı ifadeyi artırır.

Hematit (Demir): Kan dolaşımı düzeninin sağlıklı olmasına yardımcıdır. Bu özelliğinden dolayı romatizmaya iyi gelir. Enerji kaynağıdır, solunum yolları üzerinde olumlu etkileri vardır.

İnci: İnci size güç, huzur ve çalışma azmi verir. Duygusal korunma amacıyla da kullanılır.

Jasper: Sindirim sistemine iyi gelir. Endokrin sistemine denge getirir. Karaciğer ve safra kesesini, dalak ve mesaneyi kuvvetlendirir. Fiziksel direnci artırır.

Kaplan Gözü: Sahiplenme arzusunu güçlendirir, insanların kendisini işine vermesini sağlar. İç ve dış görüşü artırır. Zihni keskinleştirir. Sinirsel spazmları ve baş ağrılarını hafifletir. Sindirim bozukluklarına, algılama eksikliğine ve korkuya karşı koruyudur. Negatif enerjiden korur.

Kuvars kristali: Vücuttaki fazla elektriği alır, eksikliği tamamlar. Tansiyonu düzenler, meditasyonda kullanılır. Cep telefonu taşıyan kimselerin yanında mutlaka kristal bulundurması gerekir. Çünkü kristal radyasyonu toplar. Kristaller almış olduğu radyasyonu 15 günde bir yıkamak suretiyle atarlar.

Rutılat kuvarsı: Depresyonu azaltır, enerji kaynağıdır. Sıkıntılı geçen bir günün getirdiği olumsuz duygu ve düşünceleri çözerek uzaklaştırır.

Kalsedon (Mavi Akik):
Düşünce yeteneğini kuvvetlendirir, iyi konuşmayı sağlar.

Krizopras:
Sinirsel gerilimleri yok eder. Fiziksel, zihinsel, heyecan durumlarında sakinlik verir. Seksüel ve depresif durumları rahatlatıcı özelliği vardır.

Lal: Tehlikeyi haber veren taş olarak geçer. Bilinmeyene gözlerinizi açar ve gaipten bilgi almayı destekler. Fiziksel olarak da cinsel organların iyileşmesine yardımcı olur, kan dolaşımını canlandırır.

Lapis Lazuli (Lacivert Taşı):
Ruh ve beden arasındaki dengeyi sağlar. Ayrıca zihinsel berraklığa ve derin düşünmeye yardımcı olur. Hazmı kolaylaştırır.

Malahit (Bakır Taşı): Fiziksel ağrıları azaltıcı ve radyasyondan koruyucudur. Uyumayı kolaylaştırır. Zihni ve vücudu canlandırır. Her kademede dengeleyici rol oynar. Sol elde oynanırsa vücuttaki statik elektriğin fazlasını alır.

Mercan: Solunum açıcı etkisi vardır. Kişide cazibeyi artırır. Zor işlerin akışını kolaylaştırır. Çoğaltıcı etkisi vardır, bereket simgesidir.

Obsidiyen: Negatif enerji emicidir. Stresi azaltır, terapi yönü çoktur. Bilinçaltındaki blokajları temizler.

Opal: Eklem iltihabına iyi gelir. İnsancıl duyguları güçlendirir. Ruh temizliğini korur, umudu güçlendirir. Yüksek başarı taşıdır.

Prit: İrade gücünü artırır. Diğer insanlarla armoni halinde çalışmayı gerçekleştirir. Enerji oluşturur.

Rodonit:
Vücudun sağlıklı gelişmesine yardım eder. Kan dolaşımını dengeler. Psikolojik olumsuzluklardan kurtarıcı ve cesaret artırıcıdır.

Topaz: Duygusal yükleri ve kötümser düşünceleri ortadan kaldırır. Endişe ve depresyonun üstesinden gelmede yardımcı olur. Tüm bedeni güçlendirir, destekler, zihinsel ve fiziksel sindirime yardım eder.

Yeşim (Jade): Böbrek rahatsızlarından kaynaklanan ateşi düşürür. Akıl sağlığına, göz bozukluğuna ve doğum sancılarına karşı koruma sağlar.

Kırmızı Yeşim Taşı:
Kanı güçlendirir, canlılık, güç ve sabır verir. Bedeni temizler.

Zebercet (Peridot):
Aygıtların kaydedemediği kalp çarpıntılarına ve sebebi bilinmeyen korkulara iyi gelir. Renginden dolayı bereket doğurur, içinizde sevinç duygusu uyandırır.

Vücudumuzdaki enerji merkezleri

Vücudumuzda bulunan çakra noktaları taşlarımızı nasıl kullanacağımız hakkında bizlere bilgi verir. Çakra’nın kelime anlamı “tekerlek”tir.

Çakralara, tekerlek gibi döndüğü için “çakra” adı verilmiştir.Çakralar enerji bedenimizde var olan ana enerji merkezleridir ve bedenin ortası boyunca uzanan dikey bir çizgi üzerinde, vücudun ön ve arkasında yer alırlar. Bu enerji merkezlerinin görevi, evrensel enerjiyi alıp bedenin kullanabileceği frekansa dönüştürmektir.

Bedenimizde 7 ana çakra vardır. Çakralar aşağıdan yukarıya doğru numaralandırılır. Her çakranın belli enerjisi ve belli frekansı vardır. En düşük frekanslı olan en alttaki kök çakra, en yüksek olan tepedeki taç veya tepe çakradır. O yüzden numaralama aşağıdan yukarıya doğru yapılmıştır. Her çakraya denk gelen bir rengin enerjisi vardır. Bu renkleri kullanarak çakradaki sorunları çözebilir ve enerji akışını düzenli hale getirebiliriz.

Nasıl mı?

Tepe Çakra: (7. Çakra)

Kafatasının üst noktasında bulunan tepe (taç) şakrasının rengi mordur. Uyumsuz çalışması halinde, uyku bozuklukları, kararsızlık, olumsuzluk, neşesizlik, kötü hafıza, aşırı sinir ve sık sık baş ağrısına sebep olur. Ametist,  florit,  havlit,  kalsit,  kristal kuvars,  kyanit,  opal,  pirit,  rutil kuvars,  sugulit ve topaz tepe (kök) çakranıza uyumlu taşlardır.

Alın Çakrası: (6. Çakra- Üçüncü göz)

İki kaşın ortasında bulunan alın çakrasının rengi laciverttir. Uyumsuz çalışması halinde mutsuzluk, bunalım, depresyon, aşırı ego, maddiyatçılık, kibir ve disiplinsizliğe sebep olur. Lapis, ayolayt, ametist,  aventurin,  azurit,  florit,  kristal kuvars,  krizokol,  kunzit,  kyanit,  labradorit,    opal,  pirit,  rutil kuvars,  safir,  sodalit,  sugulit ve  zümrüt alın çakranızla (üçüncü göz) uyumlu taşlardır.

Boğaz Çakrası: (5. Çakra)

Boğazın ortasında bulunan boğaz çakrasının rengi mavidir. Uyumsuz çalışması halinde sıkılganlık, konuşamama, aşırı gereksiz konuşma, kendini bastırılmış hissetme ve kendini ifade edememe gibi durumlarla karşılaşılır. Topaz, akuamarin,  amazonit,  kalsit,  kristal kuvars,  krizokol,  kyanit,  labradorit,  mercan,  pirit,  rutil kuvars,  safir,  sodalit, turkuaz ve turmalin boğaz çakrasıyla uyumlu taşlardır.

Kalp Şakrası: (4. Çakra)

Kalp merkezli bölgede bulunan kalp çakrasının rengi yeşildir. Uyumsuz çalışması halinde kırılganlık, alınganlık, karamsarlık, gerilim, iç sıkıntısı, her türlü bağımlılıklar, kendini küçümseme ve değer vermeme gibi durumlarla karşılaşılır. Akik, peridot,  aventurin,  aytaşı,  florit,  garnet,  jasper,  kalsit,  kantaşı,  kristal kuvars,  krizokol,  krizopras,  kunzit,  malakit,  obsidyen,  pembe kuvars, pirit,  rodokrozit,  rodonit,  rutil kuvars,  turmalin,  unakit,  yakut,  yeşim ve zümrüt kalp çakrasıyla uyumlu taşlardır.

Mide Çakrası: (3. Çakra)

Göbeğin iki parmak üstünde bulunan mide çakrasının rengi sarıdır. Uyumsuz çalışması halinde yoğunlaşamama, konsantrasyon eksikliği, zihinsel dağınıklık, tatminsizlik, hazım sorunları, öfke, hayal kırıklığı hali ve huzursuzluğa sebep olur. Sitrin, aventurin,  aytaşı,  florit,  jasper,  kalsedon,  kalsit,  kaplangözü,  kehribar,  kristal kuvars,  malakit,  mercan,  obsidyen,  peridot,  pirit,  rutil kuvars, topaz,  unakit,  yeşim ve zümrüt mide çakrasıyla uyumlu taşlardır.

Hara Çakrası : (2. Çakra)

Göbeğin alt kısmında bulunan hara çakrasının rengi turuncudur. Uyumsuz çalışması halinde böbrek ağrıları, prostat, cinsel soğukluk, sorunlu regl, özgüven eksikliği, suçluluk duygusu, aşırı mükemmeliyetçi ve eleştirici olma durumlarıyla karşılaşılır. Akik,  aytaşı,  güneştaşı,  jasper,  kalsedon,  kalsit,  kaplangözü,  kehribar,  kristal kuvars,  mercan,  pirit,  rutil kuvars ve sitrin 2. çakrayla uyumlu taşlardır.

Kök Çakra: (1. Çakra)

Üreme organları bölgesinde bulunan kök çakrasının rengi kırmızıdır. Uyumsuz çalışması halinde egoistlik, dürüst olmama, sürekli endişe, herşeyin zor gelmesi, öfke, güvensizlik, zorlayıcı olma ve üstünlük taslama gibi durumlarla karşılaşılır. Garnet, akik,  dumanlı kuvars,  hematit,  jasper,  kalsit,  kantaşı,  kaplangözü,  kristal kuvars,  mercan,  obsidyen,  oniks,  pirit,  rutil kuvars,  topaz,  turmalin ve yakut kök çakrayla uyumlu taşlardır.

Taşlar Nasıl Temizlenir?

Kural olarak insan nasıl temizlenirse öyle temizlenir. Zira biz nasıl sınıflandırırsak sınıflandıralım, nasıl isimlendirirsek isimlendirelim, kâinattaki tüm yaratılmışlar temel yapısı itibariyle birbirine benzer, ruh ve madde olarak. Yeryüzünde 2 ana temizleyici bulunmaktadır: Su ve Toprak. Normal dışı durumları dikkate almazsak ikisi de temizdir ve temizleyicidir. 

İnsan nasıl kirlendiğinde yıkanırsa, taşlar da kirlendiğinde yıkanarak arındırılır. Zira kullandığımızda hem vücut salgıları nedeniyle maddi anlamda hem süreklilik arz eden ışınımlar nedeniyle enerji bakımından hem de elektrik yüklenmesi yönünden kirlenir. Su, maddi kirleri temizlediği gibi enerji kirliliğini de ortadan kaldırır. 

Nasıl ki bedenimiz elektrikle yüklendiğinde toprağa dokunarak veya çıplak ayakla toprağa basarak bedenimizde biriken ve bizde asabiyet oluşturan fazla elektrikten kurtulursak, taşlar da toprakla temas ettiğinde biriktirdiği elektrikten kurtulur. Taşların toprağa gömülmesinin veya toprakla belirli süre temas ettirilmesinin diğer bir önemli sebebi de, taşların bünyesinde bulunan minerallerin toprakta bulunmasıdır. Taşlar, toprakla temasları sırasında enerji akışı şeklinde eksikliklerini giderecektir. 

Doğal olarak taşların hava ve ateş unsuruyla da teması gereklidir. Zira yeryüzündeki tüm maddeler dört unsurdan oluşur ve hayatiyetini devam ettirebilmek için bu 4 unsura ihtiyacı vardır. Bu nedenle bir bardak suya konulan taşların güneş ışınlarının ulaşabildiği bir konumda bekletilmesi gerekmektedir.

Akan su: Taşınızı yaklaşık 2-3 dakika akan suyun altında tutun.

Ametist:Taşınızı bir ametist kristalinin üzerinde bekletin.

Ayışığı: Taşınızı bir gece ayışığı görür halde bekletin. Doğrudan sabah güneşini alan bir pencereye koymamaya dikkat edin.

Güneş: Eğer kısa süreli olarak belirtilmemişse yaklaşık 4-5 saat güneş görür halde bekletin. Kısa süreli olarak belirtilmiş ise bu süre yaklaşık 1-2 saattir. (Eğer yanında süre belirtilmiş ise o süreyi dikkate alın.)

Kuvars: Taşınızı kuvars kristali üzerinde bekletin.

Toprak: Taşınızı nemli toprak içerisinde bekletin. Kalın olmayan, temiz pamuklu ya da yün bir bez parçasına sararak gömebilirsiniz. Saksınızı kullanabilirsiniz. Ne kadar çok beklerse o kadar iyi diye düşünmeyin; taşınızı 24 saatten fazla gömülü bırakmayın. Bir gün ya da bir gece yeterlidir. Taşınızı çıkardıktan sonra akan su altında durulayın ve taşınız yeniden kullanıma hazırdır.

Tuzlu su, Deniz suyu: Taşınızı yaklaşık 3-4 saat boyunca, içine tuz (mümkünse deniz tuzu) koyulmuş, ılıtılmış su içerisinde ya da deniz suyunda bekletin. Eğer tuzlu su yapacaksanız musluk suyu yerine doğal kaynak suyunu tercih edin. Kap olarak metal kap kullanmayın. Farklı taşları birlikte koymayın. Her taş için ayrı kap hazırlayın. 3-4 saat sonra taşınızı aldığınızda soğuk su altında durulayın ve artık taşınız yeniden kullanılmaya hazırdır. (Kaptaki suyu dökebilirsiniz, çünkü o suyu tekrar arındırma işlemi için kullanamazsınız.)

Not: Sadece taşınız için önerilmişse bu yöntemi kullanın; tüm taşlarda kullanılabilecek bir yöntem değildir. Önerilmemiş olan taşlar, örneğin lapis ya da opal, tuzlu sudan zarar görecek olan taşlardır. Aşırı sıcak ya da soğuk su da kullanmayın, suyun ılık olmasına özellikle özen gösterin; aksi takdirde taşınız ısı farkından dolayı çatlayabilir.

Ne Kadar Süre Bekletilmelidir?

Taşlar, haftada bir gün 7-8 saat suda veya toprakta bekletilirse yeterlidir.  

Taşların Yıkanacağı veya İçinde Bekletileceği Suyun Sıcaklığı Nasıl Olmalıdır? 

Taşlar, doğal sıcaklığındaki suyla veya ılık suyla yıkanmalıdır. Aynen insanlar gibi. Sıcak suyla yıkanmamalı veya sıcak suda bekletilmemelidir. Zira Opal, Turkuvaz, Oltu (Jet), Kiyanit gibi taşların yapısını bozabilir. 

Taşları Temizlerken Sabun Kullanılabilir mi? 

Turkuvaz taşı hariç tutulursa, taşların suyla temizlenmesinde sabun kullanılabilir. Zira sabun, genel olarak kimyasal madde içermemektedir. Turkuvaz gözenekli olduğundan sabunla temas ettiğinde renklerinde değişim oluşabilir. Renk değişimini önemli görmeyenler Turkuvaz taşını da sabunlu suyla temizleyebilir.

Banyo Yaparken Şampuan Kullanılırsa Taşlar Zarar Görür Mü? 

Doğal bitki özleriyle imal edilmiş şampuanlar taşlara zarar vermez. Turkuvaz için bir önceki maddede söylenenler burada da geçerlidir. Ancak içerisine kimyasal maddeler katılmış şampuanlar yalnızca taşlara değil saçlarınıza ve teninize de zarar verecektir.

Taşlar Tuzlu Suda Bekletilerek Temizlenir Mi? 

Tuz, bakteriler bakımından antiseptik özellik taşır, bakterileri öldürmeye yardımcı olur. Aynı zamanda tuz bedenimiz için de yararlı bir mineraldir. Ancak unutmamak gerekir ki bedene alınan fazla tuz, vücut sistemlerinin ve yapıtaşlarının bozunumuna sebep olur. Tuzlu suda 5-10 dakikadan fazla bekletilen birçok taşın da yapısının bozulacağı doğal bir sonuçtur. Kanaatimce denizlerde oluşmuş mercan, sedef gibi organik taşlarla yanardağ ifrazatının okyanuslarla karşılaşması sonucu oluşan lav taşları dışındaki taşlar tuzlu suda bekletilirse zarar görebilir.

İçerisinde Taşların Bekletildiği Su İçilebilir Mi? 

Kesinlikle hayır. Zira bu şekilde hareket etmek, taşları toz halinde yemekle aynı şeydir. Taşların büyük çoğunluğunda ise bakır, alüminyum, kurşun, çinko gibi sindirim sistemine girdiğinde zararlı etkisi olan mineraller bulunmaktadır. Tenle temasında bedendeki mineral dengesini sağlayan bu mineraller, doğrudan sindirim sistemine girdiğinde toksin etkisi gösterecektir. 

Taşları Temizleyen Taşlar Var Mıdır? 

Mümkündür. Zira taşların birbirine dokunması, aralarında aynı elementler bakımından alışverişe sebep olur. Dolayısıyla örneğin Ametist, Sitrin, Kuvars gibi kristal cevherlerin üzerine bırakılan işlenmiş bir taş, eksilen minerallerini tamamlayabilecektir.

Yine örneğin Kiyanit taşı kendi kendisini ve çevresindeki taşları temizleyen bir taştır.

Taş Kullanımında Dikkat Edilecek Hususlar

  Kullanmak istediğiniz taşın, gerçekten o taş olması gerekir.

• Örneğin kemik erimesine karşı önlem olarak Turkuvaz taşı kullanmak istiyorsanız, alacağınız mavi veya yeşilimsi mavi taşın;

•  Maviye boyanmış veya mavi boya emdirilmiş Hovlit taşı,

•  Zamkla birlikte mavi boya yedirilmiş ve fabrikada sıkılmış kireç,

•  İşlenmiş Turkuvaz taşı artıklarının toz haline getirilip zamkla karıştırılarak sıkılmış hali,

•  Turkuvaz taşına benzetilmiş sentetik madde,

•  Üzerine boya sıvanmış cam ve benzeri bir mamul olmaması gerekir.

• Hatta bunların bedene zararı vardır, zira kimyasallar da bedenle iletişime geçerler ve hücreleri tahrip ederler.

•  Takıda Kullanılan Taşların Doğal (topraktan çıkarıldığı) Haliyle Kullanılması Mı Gerekir?

Hayır. Taşın işlenmiş olanı daha yararlıdır. Zira öncelikle siz ona değer verirseniz o da size değer verir, zira taş da bir enerji sahibidir. İkinci olarak taşlar doğal hallerinde kendilerine koruyucu kalkan oluştururlar, diğer taşlardan veya kendisine benzeyen maddelerden. Bu haliyle taştaki enerjinin size ulaşması zorlaşacaktır.

•  Taşlar Takı Haline Getirilirken Saf Gümüşle Birlikte Düzenlenmelidir. Öncelikle gümüş de beden için yararlıdır. İkinci olarak antioksidandır, bedendeki zararlı kimyasalları, tuzları, hücre artıklarını emer. Bu nedenle bazı insanlarda kararabilir. Üçüncü olarak en iyi enerji ileticisidir, taşların enerjisini ve minerallerini beden hücrelerine aktarır.

•  Satın Alınan Taşları, İlk Kullanımdan Önce 2 Saat Kadar Temiz Suyun Veya Temiz Toprağın İçinde Bekletmek Gerekir. Zira taşlar, takı haline gelinceye kadar yüzlerce insanın eliyle temas etmektedir. Taşlar nasıl bedene etki ediyorsa, beden de olumlu veya olumsuz taşları etkilemektedir.

•  Taşlar Bedene Değmeli, Elbise Üzerinden Kullanılmamalıdır. Evin bir köşesinde bulundurulan, cepte taşınan bir taşın da insana yararı vardır. Ancak taş, tedavi amacıyla kullanılacaksa bedene (tene) dokunması gerekir. Zira taşı oluşturan atomlardaki elektronların bedenle iletişime geçebilmesi buna bağlıdır.

•  Kullanılan Taşlar Hiç Olmazsa Haftada Bir Kez, 7-8 Saat Bir Bardak Suyun İçine Koyup Güneş Işınlarını Gören Bir Konumda Bekletin veya Toprağa Gömün, Sonra Tekrar Kullanın. Bu, Taşta Oluşan Enerjiyi Temizleyecektir.Bahçesi olmayanlar, büyükçe bir saksı içindeki toprağa da gömebilirler, ancak ayda bir kez bu toprağın da değiştirilmesi gerekir.

•  Kullanmakta Olduğunuz Taşları Kesinlikle Başkalarına Kullandırmayın. Başkasının Kullandığı Taşları da Kullanmayın. Aksi Halde Yüklendiği Olumsuz Enerji Size veya Diğer Kullananlara Zarar Verebilir.

•  Taşları İçinde Beklettiğiniz Suyu Kesinlikle İçmeyin. Bazı Uzmanların Tavsiyesinin Aksine Zararlıdır. Zira demir, bakır, alüminyum gibi bazı minerallerin doğrudan alımı zehirlenme etkisi oluşturabilir.

•  Banyo yaparken takıların çıkarılıp çıkarılmaması, kullanıcının isteğine bağlıdır. Çıkartmamanın herhangi bir zararı yoktur. Üstelik yıkanmış (temizlenmiş) olurlar.

•  Bedeninde Fazla Miktarda Kimyasal veya Tuz Bulunan Kişilerde, Gümüşün Özellikle Bedene Temas Eden Kısımları Kararır. (Oksitlenir)

Kararan gümüş, ıslatılır ve sigara külüyle ovalanırsa veya kağıt peçeteyle iyice silinirse eski haline dönecektir. Diş macunuyla fırçalamak da aynı sonucu verebilir. Gümüşçüler genellikle kimyasalla parlattıklarından, beden için zararlı etkileri olabilmektedir.

Gümüşün demir karışımı olduğu, suda bekletildiğinde pas akıtmasıyla anlaşılabilir.

Taşların etkisi, bünyesinde bulunan minerallere bağlı olarak, tümüyle fiziksel ve biyolojik temellere dayanmaktadır. Ancak şunu da unutmamak gerekir; bir insanın iyileşeceğine inanması, iyileşmesine önemli oranda etki etmektedir.

Doğal, şifalı taşlarla birlikte stressiz, sıkıntısız, sağlıklı ve mutlu bir yaşam dileğiyle…

Sıhhatle ve sevgiyle kalın… 

Nazan Başoğul, 12.04.2011

Bu yazı 12.04.2011 tarihinden itibaren toplam 32330 defa okunmuştur.


Yorumlar
Başlık
Yorum
Yorum yazabilmek için üye girişinizi gerçekleştirmelisiniz.


Yazarın son yazıları
  • Sağlıklı Atıştırmalık "Mısır" (23.09.2014)
  • Çekirdeği Toprağa Vermek (06.08.2014)
  • Küçük Kırmızı Mucize "Vişne" (23.07.2014)
  • Doğal Ağrı Kesici "Kiraz" (11.07.2014)
  • Zararlılarla "Doğal Mücadele" (27.06.2014)
  • Suyla Gelen Sağlık "Kaplıcalar" (29.05.2014)
  • Canlı Yaşamın Temeli "Su" (18.04.2014)
  • Kan Grubuna Göre Beslenme (16.03.2014)
  • Çağın Mucizesi "Alkali Beslenme" (28.01.2014)
  • Günümüz Beslenme Hataları (11.12.2013)
  • Doğal Yollarla Güzelleşin (20.10.2013)
  • Evimizdeki Mucize "Karbonat" (11.09.2013)
  • Doğal Yollarla "Saç Bakımı" (13.08.2013)
  • Evde Yapılabilecek “Doğal Temizlik Malzemeleri” (18.06.2013)
  • Kutsal Ot "Adaçayı" (24.04.2013)
  • Kokusuyla Büyüleyen "Lavanta" (20.03.2013)
  • Beynin Dostu "Ceviz" (05.02.2013)
  • Organik Altın "Safran" (03.01.2013)
  • Bir Ecza Deposu "Meyan Kökü" (13.12.2012)
  • Böbrek Doktoru "Gilaburu" (02.11.2012)
  • Yararlı Bir Bitki "At Kestanesi" (20.10.2012)
  • Sonbaharın Habercisi " Kızılcık " (15.09.2012)
  • Her Derdin Devası "Kayısı" (04.09.2012)
  • Ev Yapımı İçecekler (04.08.2012)
  • Ferahlığın Adı "Nane" (23.07.2012)
  • Sağlık Dostu "Kuşburnu" (14.07.2012)
  • Şifanın Bileği "Karanfil" (03.07.2012)
  • Zevkin Tadı "Kahve" (17.05.2012)
  • Çiçeklerin Sultanı " Gül " (09.04.2012)
  • Cebinizdeki Doktor "Kabak Çekirdeği" (22.03.2012)
  • Renk'lerin Hayatımızdaki Etkileri (08.03.2012)
  • Potasyum Deposu "Tarçın" (03.01.2012)
  • Çöldeki Anahtar "Aloe Vera" (05.12.2011)
  • Kalbin En İyi İlâcı "Alıç" (16.11.2011)
  • Gençlik Aşısı "Böğürtlen" (27.10.2011)
  • Şifa Deposu "Zeytin Yaprağı" (11.10.2011)
  • Her Derde Deva "Keten Tohumu" (18.09.2011)
  • Huzurlu Yaşam İçin "Sarı Kantaron" (03.08.2011)
  • Doğa Harikası "Polen" (10.07.2011)
  • Doğanın Doktoru "Zeytinyağı" (09.06.2011)
  • Altın Değerinde Bir Meyve "Altın Çilek" (02.05.2011)
  • Vücudumuzun Doktoru "Limon" (23.03.2011)
  • Karaciğer Dostu "Deve Dikeni" (06.03.2011)
  • Kendisi Küçük, Şifası Büyük "Çörek Otu" (23.02.2011)
  • Himalaya Tuzu (05.02.2011)
  • "Taş"ın Suyunu Çıkarmak (25.01.2011)
  • Misk-i Amber (08.01.2011)
  • Asrın İlâcı -"Propolis" (28.12.2010)
  • Mini Bir Mucize "Trabzon Hurması" (18.12.2010)
  • Beş Bin Yıllık Mucize İlâç "Keçiboynuzu" (11.12.2010)
  • Soğuk Algınlığı Düşmanı "Ekinezya" (03.12.2010)
  • "Kudret Narı" nın Kudretli Faydaları (23.11.2010)
  • "Kâbe" Dünyanın Merkezinde (14.11.2010)
  • Kâinatta, Canlılarda ve Doğadaki Mükemmel Estetik "Altın Oran" (27.10.2010)
  • Ginseng ve Faydaları (12.10.2010)
  • Kanserin Düşmanı "Zerdeçal" (28.09.2010)
  • Mucize İçecek "Kefir" (15.09.2010)
  • Karpuz ve Çekirdekleri ile Gelen Sağlık (28.08.2010)
  • Canlılığın Hayati Özü " Su " (18.08.2010)
  • Unutturulan "Geleneksel İçeceklerimiz" (06.08.2010)
  • "Kil" ile Gelen Güzellik (24.07.2010)
  • Mükemmel Gıda "Anne Sütü" (13.07.2010)
  • Doğal Mucize -"Maden Suyu" (30.06.2010)
  • İsveç Şurubu (16.06.2010)
  • Kırmızı Pancar ve Sağlığımız (02.06.2010)
  • Mesir Macunu - Kuvvet Macunu (21.05.2010)
  • "Acı Kavun"un Faydaları ve Kullanımı (11.05.2010)
  • Bitkisel Yağların Faydaları (03.05.2010)
  • Kur'ân'da Dikkat Çekilen Bitkiler (21.04.2010)
  • Bal'daki Şifa (11.04.2010)
  • Günlük Hayatımızı Kolaylaştıran Reçeteler (03.04.2010)
  • Misvak ve Faydaları (26.03.2010)
  • Bitkilerle Zayıflama (17.03.2010)
  • Doğal Antibiyotik "Sarımsak" (09.03.2010)
  • "Doktor Sülükler" Hayat Veriyor... (27.02.2010)
  • "Nar" ın Bilinmeyen Faydaları ve Önemi (17.02.2010)
  • Sağlıklı Çay - "Yeşil Çay" (07.02.2010)
  • Bitkilerin Yan Etkileri (31.01.2010)
  • Zencefil ve Faydaları (25.01.2010)
  • Doğal Cilt Bakım Kremleri (17.01.2010)
  • İnsanlara Sunulan Bir Nimet : Yağmur (11.01.2010)
  • Bitkilerle Saç Bakımı (03.01.2010)
  • İlaç Niyetine "Üzüm Çekirdeği" (27.12.2009)
  • Şifalı Bitkisel Yağlar (20.12.2009)
  • Bunları Biliyor Muydunuz? (12.12.2009)
  • Macunlar (05.12.2009)
  • “Zemzem” Suyunun Sırrı (29.11.2009)
  • Şifalı Bitkisel Çaylar (23.11.2009)
  • Her Derde Deva "Isırgan Otu" (15.11.2009)
  • Doğal Yaşam İksiri "Elma Sirkesi" (08.11.2009)
  • Attığımız Şifalı Çöpler (01.11.2009)
  • sağlık kaynağı "incir" (25.10.2009)
  • Yeni Anti-Aging Gözdesi - Buğday Çimi ve Şırası (18.10.2009)
  • Şifalı Bitkilerin Toplanması ve Saklanması (11.10.2009)
  • Çölün Mucize Bitkisi “Hurma” (04.10.2009)
  • Tabiat Eczanesinden Reçeteler (29.09.2009)
  • Yazarlarımız
    Mü'min Kimdir? Dr. Abdulcabbar Boran
    Güneş ve Ay
    İslâm âlemini topyekûn hüsrana sürükleyen korkunç hurafe! Mustafa Seyit
    Ne Var? Ne Yok?
    IŞİD ile Mücadele Lütfi Tümtürk
    Olaylar ve Yorumlar
    Küçük imtihanlar-3 Sibel Yiğit
    Seyir Halleri
    DERDİNİ BİLMEYENLER Gönül Maraşlıoğlu
    Gönül Penceremizden
    Sağlıklı Atıştırmalık ˝Mısır˝ Nazan Başoğul
    Tabiat Eczanesinden Reçeteler
    Mehtap Abdi
    Bir Yürek Mesafesi
    ŞABAN-I VELİ HZ Gülay Ozan
    Gönül Erenleri
    Hayal Bu Ya Emek Durmuş
    Hayat Gibi
    Muhtelif Mustafa Oğuz
    Bakış Açısı
    ALLAH'I NASIL SEVEBİLİRİZ? Doğan Kuşman
    Olayın İç Yüzü
    Şike Spor...! Seyfi Usta
    Bir de bizden dinleyin!
    ilahi aşk Saliha Güner
    Düşünce-Günce
    Bayramda Dişlere Dikkat Diş Doktoru Gülbeyaz
    Dişler Yolunda
    15.06.2013 Düsseldorf Konferans Ender Eker
    Almanya'dan
    655 Mustafa Müjdeci
    Her şey insan için
    NİCE BAYRAMLARA... Durdu Bahadır
    Hidayet Esintileri
    Tuz Hakkında Yanlış Bilinen Gerçekler B. Tugay Keçeci
    Evrenin Zerafeti
    Fizik aktivite ve kilo kontrolü Ayşe Müjdeci
    Sağlık Pınarı
    Kalp ve Dil Silahı Deniz Temuçin
    Bir İnsan Yetişirken
    İlmel Yakîn, Aynel Yakîn ve Hakkul Yakîn hasıl etmek ne anlama gelir? Mustafa G. Güler
    Kur'an ne diyor?
    Dedikodu nedir? İlkay Yılmaz
    Az Öz
    Bizim Terör Korkut Eser
    Politik Köşe
    BORSA VE BEKLENTİLER Salih Erdin
    Borsada bu hafta
    Diyarbakır:Teksas! Kudret Değirmenci
    Spor Gündemi
    Hasretine hasretim Ayten Qurbanova
    Umut Gülü
    Tek Allah'ın Tek Dini Halim Albayrak
    Dinlerin Birleştirilmesi
    Suç ve ceza Kenan E. Akmaz
    Belçika'dan
    Belirsizlik Sıkıntısı Meral Okan
    Tasavvuf
    Mülke hüküm süren kimdir? Sabri Unat
    Dünyadan
    Bulutların Üzerinde Olmak Ali Gürbüz
    Gül'e Özlem
    Evvel Zaman Icinde 4 İsmail Veyseloğlu
    Mavera
    Bilişim Köşesi Taha Erdem
    Bilim Köşesi
    Referandum İmtihanı Barış Aksoy
    Dünyadan
    Seven, Sevilen Kişidir! Şule Betül Dağ
    En Hayırlı Dost Kimdir
    Sana o kadar çok ihtiyacım varki Rabbim! Pervane Qarayeva
    Kalp Kalbe
    FASLIN ASLI YOK ŞİMDİ Zeren Çelebi
    muzik
    ©2010 Hak Aynası, yazarlarımızın yorumları kendilerine aittir, gazetemiz için bağlayıcı değildir.

    Siyaset | Gündem | Ekonomi | Dünya | Spor | Yaşam | Teknoloji | Sağlık | Tasavvuf