Mustafa Müjdeci [Her şey insan için] |
21.04.2010 |
“Ha bu da bana bi’ ders olsun!.."
Temel idam edilmek üzere darağacında. Cellat sorar; "Son bir dileğin var mı?" Cevap verir Temel; "Var... Ha bu da bana bi’ ders olsun!.."
Bu fıkrayı neden yazdık? Bir ülkenin lokomotifi, reel sektörüdür, yatırımcılarıdır. Ne yazık ki, krizlerde idam sehpasına giden ilk kurbanlar da bunlar olur. Nitekim son krizde de böyle oldu. Çoğu yatırımcı ve sanayici battı ya da batırıldı. Onların da son sözü “Ha bu da bana bi’ ders olsun!...” oldu.
Türkiye ekonomisi, 2009 yılında, orta vadeli programda yer alan yüzde 6 küçülme tahmininin altında yüzde 4,7 daralma gösterdi.
Geçen yıla ilişkin son çeyrek büyüme verileri Mart ayı sonunda açıklandı.
Ekonomik krizin Türkiye’ye yansımasının boyutları böylece görülmüş oldu.
2009 yılına ait elde edilen verilere göre, Türkiye ekonomisi 2009 yılında yüzde 4.7 küçüldü.
Yani, yıllık bazda incelendiğinde sekiz yıl sonra ilk defa küçülme görüldü.
Ancak, ekonomi geçen yılın son çeyreğinde dört çeyrek peş peşe süren daralmanın ardından ilk kez büyümeye geçti ve son çeyrekte büyüme yüzde 6 ile pozitife döndü.
Son dört çeyrekte küçülen Türkiye ekonomisinin 2009 yılının son çeyreğinde yüzde 6 büyümesini ekonomi çevreleri farklı yorumlandı.
Şöyle ki;
2009 yılına dair yüzde 4.7 küçülmeyi olumlu bulanlar da var, tahminlerin fazlaca iyimser yapıldığını söyleyen de.
Bazıları büyüme rakamlarını “Türkiye yeniden büyüme trendine girdi” diye yorumlarken, bazıları da elde edilen rakamların istatistiksel olarak iyimser yorumlandığını ifade etmekte ve bunun ‘piyasaya moral’ olsun diye yapıldığı görüşünde.
Bu rakamlar revize edilir
Ekonominin yüzde 6 büyüme gösterdiği dördüncü çeyrekteki gelişmelere bakıldığında da inşaat sektörü ve ''diğer sosyal, toplumsal ve kişisel hizmet faaliyetleri'' sektörü dışında tüm sektörlerde büyüme meydana geldiği gözleniyor.
Dördüncü çeyrek büyümesinin beklentilerin üzerinde gelmesinin en önemli nedeni ise kamu harcamalarındaki yüzde 17.9'luk artış oldu. Özel tüketim harcamalarındaki yüzde 4.7'lik artış da büyümeyi yukarı çeken önemli bir unsur oldu.
Ancak, GSYH kamu harcamaları verisindeki bu yüksek artış oranı, dördüncü çeyreğe ilişkin bütçe rakamlarıyla uyumlu değil. Bu durum, ya bütçe dışındaki kamu kesiminin harcamalarının çok fazla arttığını, ya da verilerde bir hata olduğunu gösteriyor. Bu nedenle açıklanan rakamlarda revizyon gerekebilir.
Bu kriz farklı bir kriz oldu…
Ülkenin yaşadığı 1994, 2001 ve 2008–2009 krizlerinin çöküş ve çıkış trendlerini karşılaştırdığımızda Global krizde Türkiye’nin öncekilere nazaran biraz daha derin daralma yaşadığını görüyoruz.
Buna rağmen, ülkemizde bu global krizde, geçmiş krizlerde olduğu gibi,
Kur fırlamadı, Döviz bitmedi, Faiz başını alıp gitmedi, Bankalar batmadı.
Peki, ne oldu?
Şunlar oldu;
İhracat daraldı, Sanayi üretimi düştü. İşte bu noktada reel sektör ciddi darbeler aldı, özellikle zayıf ve küçük şirketler iflasa sürüklendi. Yine bunlara bağlantılı olarak işsizlik rakamları ciddi boyutlara ulaştı. Bu nedenle halkımız da krizden direkt olarak etkilendi.
Hastalığı teşhis edemezsek tedaviyi yapmak mümkün değildir.
Yeri gelmişken makro açıdan bir tespit daha yapmamız gerekir. Çünkü hastalığı tespit edemezsek tedaviyi yapmak mümkün değildir.Bugün için Türkiye'nin problemi üretim kapasitesinin yetersizliği değildir. 2009’da milli gelirde küçülme üretim yetersizliğinden kaynaklanmamıştır. Yani arz sorunu yoktur. Ancak üretilecek mal ve hizmetlere talep çok düşmüştür. Sıkıntı, iç talep ve dış talebin zayıflığıdır. En büyük harcama düşüşü ise özel kesimde gerçekleşmiştir.
Son çeyrek rakamları piyasayı az da olsa ümitlendirmiştir. Tüketim toparlanmıştır. Yatırım ise artamaya başlamıştır.
Ülkemizde özel tüketim (şirket ve kişiler), toplam harcamaların yüzde 70’i kadarıdır. Kamu tüketiminin payı ise çok küçüktür. Son çeyrek rakamları özel tüketimin artışa geçtiğini göstermektedir.
Yatırımlar cephesine baktığımızda ise, yatırımın yüzde 80’i özel sektör tarafından, yüzde 20’si kamu tarafından gerçekleştirilmektedir.
Yani yatırımda da, tüketimde de lokomotif devlet değil özeldir. Yine son rakamlar, hem özel tüketim hem de özel yatırımın pozitif büyümeye geçmeye başladığının işaretlerini vermektedir. Ancak enteresan olan, hem tüketim hem de yatırımlar kıpırdanırken işsizlikte hiçbir azalmanın olmamasıdır (Bunun nedeni başlı başına bir inceleme konusudur ve ileriki yazılarımızda buna temas etmeye çalışacağız-MM)
Toparlamak gerekirse;
Bu kriz, diğer krizlerden farklıdır.
Diğer krizlerde devlet + özel sektörün bütünü krizden etkilenirken, son krize makroekonomik dengeler açısından baktığımızda şu söylenebilir:
Kriz, Devlet’i teğet geçmiştir ama özel sektörü delip geçmiştir.
Bunun içerisinde finans sektörünü ayrı tutmak gerekir. Çünkü bir enteresanlıkta burada yaşanmıştır. Ticaret, sanayi, ihracat v.s daralırken, karlar yerlerde sürünürken, şirketler batarken bankalar tarihinin en büyük karlarını elde etmiştir.
Krizin devletin makroekonomik dengelerini bozmadan teğet geçmesi ne kadar memnuniyet verici ise, reel sektörün yalnız başına bırakılması da o derece üzücüdür. Bu noktada özel sektör, bankalar ve devletin bir anlamda kıskacına girmiştir. Ölen ölür kalan sağlar bizimdir mantığı işletilmiştir.
İnsanın aklına ister istemez şu soru takılmaktadır. Siyasi irade bu krizde devletin etkilenmemesi için her türlü önlemi almaya çalışılırken özel sektör açısından ne yapılmıştır?
Görünen o ki, hemen hemen hiçbir şey yapılmamıştır ve özel sektörün özellikle bankalara olan güveni son derece sarsılmıştır. Bankalar şimdilerde bunu tamir etmenin yollarını televizyon reklamlarıyla aramaktadırlar.
Peki, önümüzdeki günlerde neler olabilir?
Gelecek için şu söylenebilir.
Batanlar batmıştır, kalanlar ise bu krizden de ders çıkaracak ve kendisine kimsenin yar olmadığını bilerek yollarına devam edeceklerdir ve ayakta kalan şirketler yeni krizlere daha dayanıklı bir yapıya bürüneceklerdir.
Yine fıkramıza dönüp de kıssadan hisse çıkaracak olursak,
Siyasette bir anlamda ticaret gibidir. Riski beraberinde taşır. Bugün idareyi elinde bulunduranlar, bir gün, Temel’in dediği gibi şunu söyleme noktasına gelebilirler.
"Ha bu da bize bi’ ders olsun!.."
Mustafa Müjdeci, 21.04.2010
Bu yazı 21.04.2010 tarihinden itibaren toplam 1120 defa okunmuştur.
|
|