Mustafa Müjdeci [Her şey insan için] |
07.03.2010 |
Allah düşürmesin…
Az üretip çok tüketmek, Ayağını yorganına göre uzatmamak, İmkânlarının üzerinde yaşamak, Lüks hayat özentisi içerisinde olmak, İmkânları ve fırsatları iyi kullanmamak, Tembellik edip yeterince çalışmamak, Hep başkalarından yardım beklemek, Çözümü kendinde değil dışarıda aramak…
Bunları bir fert de yapsa, bir aile de yapsa, bir şirket de yapsa sonuç aynıdır. Bir ülke de yapsa beklenen son aynıdır.
“İflas”
Yunanistan’ın başına gelen de budur.
Şimdiki durumda Yunan hazinesinde 5 kuruş para yok. Birikmiş borçlar 300 milyar Euro’yu buluyor. Bunun 20 milyarının Mayıs ayına kadar ödenmesi gerekiyor.
Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu : “Yunanistan iflasın eşiğinde... Yunan halkının canını acıtacak bir süreç başladı. Bu hayatta kalma kavgasıdır...”diyor.
Peki, AB üyesi olan Yunanistan bu durumda neler yapabilir? Alternatif çözüm olarak birkaç madde karşımıza çıkıyor.
- İçeride kemerleri iyice sıkmak, kamu harcamalarını kısmak yani lüks hayat tarzını terk ederek ayağını yorganına göre uzatmak
- Borçlarını ödeyebilmek için yeniden borçlanmak ve devlet çarkının dönmesini sağlamak
- Ülkesinin bağımsızlığını ve değerlerini bir anlamda ipotek ederek yönetimi AB’ye bırakmak
- Elindeki varlıkları haraç mezat satmak
İşte Papandreu’da acil olarak ülke içindeki tedbirlerle başladı işe. Yani önceliği birinci şıkka verdi. Yakıttan sigaraya kadar büyük zamlar, KDV artışı, tatil ikramiyelerinin kaldırılması, maaşların dondurulması hatta düşürülmesi, emeklilik yaşının yükseltilmesi gibi maddeler içeren “paket”i açıkladı. Bu paketin içeriği Yunan halkı için adeta ŞOK. Reçete çok acı.
Ancak bu önlemler Yunanistan’ı bulunduğu konumdan kurtarmaya yetmeyecek gibi görünüyor. Çünkü yüksek yaşam standardına ve rahata alışmış Yunanlılar için bu katlanılamaz bir azap. Dar gelirlilerin durumu ise çok daha vahim. Bu nedenle insanlar sokaklara dökülüp protestolara, hatta grevlere başladılar bile.
Borç batağından çıkış için bir yandan içeride 4,8 milyar Euro’luk tasarruf paketi açıklanırken diğer taraftan ikinci şık devreye sokulmaya çalışılıyor. “Yeniden borçlanmak”. “Borcu borçla ödemek”
Başta Almanya olmak üzere üyesi olduğu Avrupa Birliği’nden ‘mali destek’ arıyor Yunanistan.Çünkü Almanya ve Fransa, Yunanistan’ı içine düştüğü borç batağından ve ekonomik perişanlıktan kurtarabilecek ülkelerin başında geliyorlar. Ve AB’ye şu mesajı vermek istiyor. “Biz gerekeni yaptık. Şimdi aynı hareketi AB’den bekliyoruz.”
Eğer bu iki devletten ve AB’den fiilen destek gelmezse, üst üste ilan edilen ekonomik tedbir paketleri yetersiz kalacak ve devlet -hiç şakası yok- adeta özel bir şirket gibi, iflasa sürüklenecek.
Ama açıkçası AB’nin şimdiye kadar desteği lafta kaldı. En çok güvenilen Almanya bile borç para vermeye pek hazır olmadığını gösterdi.
Almanya Ekonomi Bakanı Rainer Brüderle, Almanya’nın Yunanistan’a yardım konusunda “1 sent bile” vermeye niyeti olmadığını açıkladı
Yunanistan üzerinden yaşanan mali kriz, yine Yunanistan üzerinden AB’nin yeniden şekillenme sürecini trajikomik olaylara da yol açarak hızlandırmaya başladı.
Ancak Yunanistan her zaman olduğu gibi “evin haylaz çocuğu” gibi davranmaya devam ediyor.
Yunanistan, AB’den beklediği yardımı alamayacağını anlayınca tabiri caizse çamura yatmaya başladı.
Hatta o kadar ileri gitti ki Yunanistan Başbakan Yardımcısı Pangalos, “Almanlar 2. Dünya Savaşı’nda altınımızı çaldı. Ben parayı ödemelerini beklemiyorum ama en azından teşekkür edebilirler” dedi.
70 milyar savaş tazminatı istedi
Atina Belediye Başkanı Kaklamanis ise 2. Dünya Savaşı’nda Almanların işgalini hatırlatarak "O zaman verdikleri zararı karşılamak için 70 milyar Euro ödemeliler" diye konuştu.
Tabi AB’den de cevap gecikmedi:
AB’den Yunanistan’a fırça: Paralarımız nereye gitti?
AB Komisyon yetkilisi Portekizli Cecilio Orelio, Yunan Maliye bakanlığı yetkililerine yüksek ses tonuyla “Paralarımız nereye gitti? AB programlarından aldığınız avansları ne yaptınız” diye sordu.
Bild gazetesi de , ‘Adaları satın’ başlığı attı.Yunanlılar çok bozuldu Yunanistan’ı kızdıracak bir başka haber Bild’de yer aldı. Yunanistan’a yardım edilmesine karşı çıkanların görüşlerini sayfalarına taşıyan gazete, “Adaları ve Akropolis’i satın” başlığını attı. Gazetedeki haberde şu ifadelere yer verildi: “Biraz tuhaf gelecek ama eğer Yunanlılara milyar Euro’lar yardımda bulunacak olursak, o zaman bunun karşılığında onların da bize bir şeyler vermesi lazım.
Bu arada Papandreu, Yunanistan’ın adalarını satmasıyla ilgili görüşleri de, “Geçmişte adalarımızın özgür kalmasını sağladık. Adalar bizim için önemli. Adalarımızı satmamız söz konusu değil. Ancak, bu adalarda ortak projeler ile işbirliği yapabiliriz” şeklinde değerlendirdi.
Yunanistan’dan Türkiye’ye mesaj…
Yunanistan söz konusu olurda Türkiye’nin lafı edilmez mi?
Yunanistan Milli Savunma Bakanı Venizelos; Türkiye ile Yunanistan silahlanma konusundaki kısır döngüden çıkmalı, aramızda ekonomi ve kalkınma konusunda başka tip ilişkiler oluşturmalıyız dedi.
Yunanistan’ın dibe vurma nedenleri arasında, bilindiği gibi savunma harcamalarının yüksekliği önemli bir yer tutuyor. Ne Yunan vatandaşlarının ne de diğer AB ülkelerinin neden bu kadar silah alındığını sormadıkları anlaşılıyor.
Yani, bu güne kadar hep Türkiye’yi düşman görerek ve göstererek özellikle Avrupa’dan destek alan Yunanistan çok önemli bir gerçeğin, daha yeni farkına varmış gibi görünüyorlar. ‘‘Biz neden bu kadar gereksiz yere silahlandık?’’
Birliğin durumu…
Bu ekonomik krizin, sadece Yunanistan için değil, AB için de siyasi sonuçlarının çok ciddi olacağının izlenimleri oluşuyor.
Zaten, konuşulan Yunanistan gibi görünse de, geri planda AB’nin geleceği tartışılıyor. Çünkü bu kriz sadece Yunanistan’la sınırlı kalmayacak gibi görünüyor. Portekiz ve İspanya içinde tehlike çanları çalıyor. Belki de bu ülkeleri AB’nin diğer üyeleri de izleyecek.
“Euro Bölgesi dağılıyor mu?” tartışmalarını doğuran gelişmelerin yaşanması, bölgenin para birimi Euro’yu da vuracağa benziyor.
Çünkü Yunanistan ile birlikte Portekiz ve İspanya gibi ülkelerde de Mastrich kriterlerinin neredeyse 3 katına çıkan bütçe açıkları ve kamu borcu, Euro Bölgesi’ni sallıyor.
Peki, Bir birlik böyle mi olmalı? AB ve onun güçlü üyeleri bu sallanmaya razı mı? Gerek Birliğin ilgili kurumları, gerekse topluluğa dâhil ülkeler “Yunan trajedisi“ karşısında, AB’nin var olma nedenleri ve amaçlarıyla orantılı bir “dayanışma stratejisi”ni belirleyebilecekler mi?
Bu olay, AB için ciddi bir sınavdır ve bu soruların cevabı AB’nin geleceğini belirleyecek gibi görünüyor. Ancak gerçek şu ki, AB Komisyonu Küresel krizle ilgili oldukça karamsar bir tablo çiziyor. AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, geçen hafta Brüksel’de toplanan AB liderlerine yaptığı sunumda, Avrupa’da geçen yıl kaydedilen yüzde 4 küçülmenin 1930’lardan bu yana en kötü ekonomik performans olduğu ve sanayi üretiminde görülen yüzde 20 gerilemenin ise 1990’lı yıllardaki seviyeye dönüş anlamına geldiğini anlattı. Krizin kalıcı etkisi olarak Avrupa’da büyüme potansiyelinin yarı yarıya azaldığını belirten Barroso, Avrupa Birliğinde son 20 ayda 7 milyon kişinin işsiz kaldığını, gençler arasında işsizlik oranının yüzde 21’i aştığını ve bu yıl içinde yüzde 10.3’e ulaşacak ortalama işsizlik oranının en son 1990’lı yıllarda görüldüğünü bildirdi.
Barroso, AB devlet ve hükümet başkanlarına yaptığı sunumda krizde mali yapısı bozulan AB’nin “20 yılda biriktirdiğini 2 yılda erittiğini”, AB’de borçluluk oranlarının (kamu borçlarının gayrisafi yurtiçi hâsılaya oranı) çok yüksek olduğunu aktardı.
Burada yeri gelmişken Türkiye ile AB üyesi ülkelerden bir kaçını mukayese etmek istiyoruz.
Kamu Borçları endişe yaratıyor
--- Bütçe açığının GSMH’ye oranı --- Borcun GSMH’ye oranı
İngiltere --------------------------------------------%68.6 -----------%13 Yunanistan -------------------------------------------------------------------------------%112.6 ----------%12.5 İspanya ---------------------------------%54.3 ---------%11.25 İrlanda -----------------------------------------%65.5 ---------%10.75 İtalya -------------------------------------------------------------------------------------%114.6 -----%5.3 Almanya -----------------------------------------------------%73.1 ---%3.5 Portekiz -----------------------------------------------------------%76.6 -----------%13 Türkiye ---------------------------%47.3 -----%5.5
Türkiye’nin durumu AB ülkelerinden çok daha iyi
Yukarıdaki tablo durumu net olarak ortaya koyuyor. Görüldüğü gibi Türkiye, hem kamu borçlarının gayrisafi yurtiçi hâsılaya oranında hem de bütçe açığının GSMH’ya oranında AB ülkelerine göre en iyi durumda olanı. Başbakan Recep Tayyib Erdoğan’ın kriz Türkiye’yi teğet geçecek demesinin altında yatan gerçekte bu diye düşünüyoruz.
PENTAGON’un strajilerini belirleyen Stratfor adlı şirketin kurucusu ve Gölge CIA lakaplı George Friedman geçen sene Türkiye ziyaretinde yaptığı bir konuşmada şunları söylüyordu: “İçinde bulunduğumuz küresel kriz döneminde artık Avrupa Birliği gibi bir birlik kalmadı. Türkiye şu an birçok Avrupa ülkesinden çok daha iyi durumda. Bu nedenle ben Türklerin neden AB üyesi olmak istediğini bir türlü anlamıyorum. Bence 20 yıl önce AB üyeliği Türkiye’de modernliği sembolize ediyordu. Bugün ise Türkiye zaten çok iyi durumda. Sorun şu ki bu koşullar altında AB Türkiye’yi istemeli. Ama Türkiye bu isteği geri çevirmeli."
Elin adamı bile gerçeğin farkına vardı. Bir biz varamadık.
Bakın kabinemizin en göz dolduran Bakanı ne diyor?
'En kısa sürede AB'ye girmek istiyoruz'
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Madrid’de İspanya'nın önemli gazetelerinden "El Pais", "El Mundo" ve "La Vanguardia"ya verdiği demeçlerinde, İspanya'nın AB'ye girmek için 7 yıl beklediğine işaret ederek, “İspanya örneğinden konuştuğumuzda biz de 7 yıl bekleyebiliriz şeklinde anlaşılmasın. Zaten yarım asırdır bekliyoruz. Tarih vermiyorum ama Biz en kısa sürede AB'ye girmek istiyoruz”.
Ne dersiniz? Hazır AB çökerken Türkiye’yi kurtarıcı rolü yükleyerek almasınlar sakın. Komşunun komşuda hakkı vardır derler ya… Yunanistan’dan başlarız artık kurtarmaya. Ne de olsa yardımsever milletizdir.
Mustafa Müjdeci, 07.03.2010
Bu yazı 07.03.2010 tarihinden itibaren toplam 656 defa okunmuştur.
|
|