Mustafa Müjdeci [Her şey insan için] |
17.09.2009 |
Ekonomi de insan için
Din, Siyaset, Ticaret (Ekonomi)
Bu üç parametre insanlık tarihi boyunca birey ve toplumların refahını etkileyen temel kavramlar oldular.
Kâinatın en mükemmel organizması olan insanı merkez olarak kabul edersek –ki başka alternatifimiz de yok- her şey insan ve onun mutluluğu için. Ancak realitede ise insanlar birbirleri ile dinî, siyasî ve ekonomik sahalarda hep savaş halindeler.
Bu köşedeki yazılarımda üzerinde duracağımız şey, Ekonomi ve bunun ayrılmaz bir parçası olan Siyaset etkileşimi olacaktır.
Şunu kesin olarak söyleyebiliriz ki, dünya barışını sağlamanın temel yolu, Allah’ın bize hediye ettiği kaynakların adaletli bir biçimde dağıtılmasından geçmektedir.
Günümüz ekonomisindeki gelir paylaşımı; fertler bazında mikro, ülkeler bazında makro olarak son derece adaletsiz bir dağılım göstermektedir.
Bu durum terör ve savaşların artarak devam etmesine, insanlar arasındaki düşmanlığın körüklenmesine neden olmakta ve dünya üzerindeki sulh ve sükûnun tesisi mümkün olamamaktadır.
Çözüm ise, temel olarak her konuda olduğu gibi ekonomik ve ticari hayatta da yaradılış kanunlarına uymaktan geçmektedir.
Dünya devletleri ekonomik krizin pençesinde çan çekişiyorlar. Biz bu köşeden bir yandan küresel ekonomiyi mercek altına alacağız, bir yandan da özellikle Türkiye ve bölge ekonomisi üzerindeki düşüncelerimizi ve öngörülerimizi sizlerle paylaşacağız.
Türkiye birinci ve ikinci çeyreklerde ciddi anlamda bir küçülme yaşıyor. Hatta ilk çeyrekte dünya birincisi, ikinci çeyrekte ise dünya ikincisi olduğumuz gerçeğini de görmezden gelemeyiz.
Şunu hemen söyleyelim ki Türkiye büyük bir ülkedir. Türkiye dinamikleri bu krizden çıkabilmek için kendi kaynaklarını harekete geçirebilecek durum ve potansiyeldedir.
Krizden çıkabilmenin ve toplumsal barışı tesis edebilmenin temel şartları Yatırım İstihdam İsrafın önlenmesi Ve adil paylaşımdır
Üretken yatırımların üst boyutta gerçekleştirilmesi otomatikman istihdamın arttırılmasını, işsizliğin azaltılmasını ve ortadan kaldırılmasını, ülkenin refah seviyesinin artmasını sağlayacaktır. Basiretli siyasetçilerin eliyle paylaşımın adil bir şekilde yapılması ise toplumsal barışı tesis edecektir.
Ekonomimizin temel hastalıklarına şöyle bir göz attığımızda ise faiz ve israfın öncelikli olarak karşımıza çıktığını görüyoruz.
Katma değer yaratmayan para –faiz– günümüz ekonomilerinin temel karakteristiği ve ayrılmaz bir parçası olmuştur. Para, faiz yerine yatırıma, istihdama ve üretime akıtılırsa, devletin vergi gelirleri artar, gelirler seviyesi yükselir ve işsizlik de azalır. Böylece toplumsal refahın sürekli bir şekilde artması sağlanmış olur.
Senelerdir kanayan bir yara olan faizin ortadan kaldırılması ise; Altın karşılığı olan paranın tedavüle sokulacağı bir ekonomi ile mümkündür. Böyle bir sistemde enflasyon sıfır olacağından, enflasyonist bir ortamda kaçınılmaz gibi görünen faiz, otomatikman ortadan kalkacaktır.
Ekonominin bir diğer hastalığı da israf ve rüşvettir. İnsanlar arasındaki aşırı gelir farklılıkları, paranın belli bir kısım insanın elinde toplanmasına sebep olmakta ve onların eliyle israf edilmektedir.
Toplumun belli bir kesimi ise ya geçimlerini temin etmek için veya nereden gelirse gelsin ben daha zengin olmalıyım düşüncesiyle meşru olmayan yollara, rüşvete tevessül etmektedir. Bu durum toplumsal düzeyde ahlâki çöküntüye sebep olmaktadır.
Ekonomiyi ve siyaseti birbirinden soyutlamak mümkün olamayacağından bu köşemizde siyasetin ekonomiye, ekonominin de siyasete olan etkileşimlerini zaman zaman Eko-politik / Para-politik başlıkları altında köşemize taşımaya çalışacağız.
Barışın, dostluğun ve sevginin temsilcileri olabilmek dileğiyle …
Mustafa Müjdeci, 17.09.2009
Bu yazı 17.09.2009 tarihinden itibaren toplam 517 defa okunmuştur.
|
|