Mustafa Müjdeci [Her şey insan için] |
08.01.2010 |
AVM
Arter: Atardamar
Ven: Toplardamar
Malformasyon: Oluşum bozukluğu, sakatlık, özürlü olma durumu
Arterio-venöz malformasyon:
Arter, ven ve malformasyonun baş harflerinden oluşan AVM’nin tıbbi literatürdeki açılımının adıdır.
Peki ne demektir AVM, yani Arterio-venöz malformasyon
Atardamar ve toplardamarlar arasında, oluşum bozukluğu neticesinde, normalde olmaması gereken bir takım bağlantıların olması (anormal bağlantılar bulunması) ve damar yumağı oluşması durumuna denir.
Aynı zamanda;
AVM
Alışveriş Merkezi demektir.
Alış, Veriş ve Merkez kelimelerinin baş harflerinden oluşur.
Bu da AVM’nin ekonomik literatürdeki açılımıdır.
Bir tarafta Tıp, bir tarafta Ekonomi
Ne alaka!
AVM’nin hem tıbbi hem de ekonomi literatüründeki açılımlarını neden yazdık dersiniz?
BMD (Birleşmiş Markalar Derneği) Başkanı Ekrem Akyiğit açıklamış,
2010 yılında 63 AVM
2011 ve 2012 de 30 daha AVM açılacakmış.
Yeni açılacak AVM’lerde yaklaşık 100 bin kişiye iş imkanı sağlanacakmış.
Gerçekten, Türkiye’de özellikle son 5 yıl içerisinde çok güzel AVM’ler açıldı. Hatta diyebiliriz ki Avrupa ve Amerika’daki benzerlerinden çok daha albenili.
Türkiye'de 2009 Aralık ayı itibari ile aktif halde 220'den fazla AVM mevcut.
İnsanlarımızın daha medeni yapılarda ve konforlu ortamlarda alışveriş, yeme içme, sosyal aktivite gibi ihtiyaçlarını karşılamasına tabi ki bir diyeceğimiz olamaz.
Yenilerinin açılmasına da.
Ancak itirazımız;
AVM’ler ekonomik kriz ortamında bile pıtrak gibi biterken, asıl ekonomiyi krizden çıkaracak ve ülkemizin kalkınmasını sağlayacak olan üretim merkezlerinin açılmamasınadır.
Düşününüz ki, bir AVM’nin maliyetiyle aslında binlerce kişinin çalışabileceği üretken bir yatırım tesisi yapılabilir. Ama sermayesi olanlar artık sanayiden ve üretken yatırımlardan uzaklaşmakta, “paramı en kolay ve riske etmeden nereden kazanırım” bunun hesabı içerisine girmiş görünmekteler.
Aslında onlarında günahı yok. Sorumluluk tamamen yatırımcıları ve işletme sahiplerini canından bezdiren (hem kuruluş aşamasında, hem işletim aşamasında) uygulamaları ortaya koyan siyasi ve bürokratik yapıda.
Görünen şu ki;
Yeterli üretim yok,
Yeni yatırım yok,
İş yok,
Aş yok,
Şevk yok,
Ama tüketime harcanan para çok!
Belki, piyasada olan para, sadece tüketim harcamalarına yöneliyor demek daha doğru.
Ticari piyasalarda tüketim maksatlı sirküle eden paranın büyük bir kısmını da bu AVM’ler çekiyor.
2008 yılında tüm perakende sektörü cirosu: 160 milyar olmuş.
Krizin en fazla hissedildiği 2009 yılında ise yüzde 10 artmış, 176 milyar dolara ulaşmış.
BMD üyelerinin yıllık toplam cirosunun ise 2010 yılında 26,5 milyar dolara ulaşması bekleniyormuş.
Bu demektir ki, Türkiye’deki perakende sektöründe harcanan paranın yaklaşık %15’i sadece 220 AVM’ye akıyor.
Bir tarafta 2 milyona yakın tüccar, esnaf, küçük esnaf.
Bir tarafta 220 adet AVM.
Bu da yetmediği gibi, AVM’lerde ki dükkânlara mutlaka dikkat etmişsinizdir, %60’ı-70’i yabancı şirketlerin Türkiye deki uzantıları. Yani buralara akıtılan para, evet dükkânda çalışan kişiye iş imkânı sağlayabilir ama Türk insanının emekle ve üreterek kazandığı, buralarda harcanmak suretiyle yatırıma dönüşmeden ya ülke dışına çıkıyor veya ‘‘3 kâğıt’’ ekonomisiyle (döviz, faiz ve tahvil) katlanarak üretime katılmadan yabancıların elinde büyümeye devam ediyor.
Bakın BMD Başkanı başka neler demiş:
2009 yılının kendine özgü koşulları nedeni ile tüm ekonomide istihdam yaratma anlamında sıkıntılar olmuş,
2009 yılında işten çıkarmalar dikkat çekmiş,
Ancak bütün bunlara rağmen perakende sektörü, diğer sektörlerden çok daha başarılı bir performans yakalayabilmiş,
Miş miş te miş miş…
Peki, nasıl olmuşta bu kadar kişi işsiz ortaya çıkmış?
Bu kadar işyeri kapanmış?
Bir dolu iflas yaşanmış?
Milyonlarca çek senet protesto olmuş?
Karşılıksız çeklerden binlerce kişi hapse girmiş?
Bütün bunları izah edecek tek kelime yok.
Ama;
Perakende sektörünün performansı iyiymiş.
Vay be!
İşte bu nedenle, içinde bulunduğumuz ekonomik durumun (bir anlamda vahametini anlatmak babında) hislerine tercüman olacağını düşündüğümüz için AVM’nin tıbbi literatürdeki karşılığı vererek yazımıza başladık.
Bir şekilde kazanılan paranın sadece tüketim için harcandığı bu alış veriş merkezlerinin bu günkü ekonomik dizayn içerisindeki durumu tam bir sakatlıktır.
Alış Veriş Merkezleri değil, bir anlamda “Alış Veriş Malformasyonları” (AVM) ortaya çıkarılmıştır.
İnsanımızda üretmeden tüketerek bu malformasyonun bir parçası haline getirilmiştir.
Bu nedenle diyoruz ki;
Gelinen nokta tam bir ekonomik malformasyondur, yani ekonomik bir oluşum bozukluğudur.
Eğer yeni AVM’ler açarak, insanların buradaki istihdamı ile övünecek duruma geldiysek vay halimize.
Turgut Özal dönemi sonrasında, özellikle son 10 sene içerisinde hemen hemen hiçbir üretken yatırım, sanayi kuruluşu veya işletme devreye alınamadığı gibi, elimizde mevcut olanlarda genelde yabancı sermayeye satılmıştır.
Bütün bunların hepsi, üretmeden tüketimi teşvik etmektir ve her zaman söylediğimiz gibi bunun sonu çıkmaz sokaktır.
Bu ve buna benzer tüketim merkezleri kanalıyla istihdam yaratılıyor gibi görünmesi geçici bir tedavinin ötesine taşımaz bizi. Bir an önce yapılması gereken;
Tüketim ve marka çılgınlığından vazgeçmek,
- Sadece tüketime odaklandıran AVM’ler gibi malformasyonlarla övünmek yerine reel ekonomiye önem vermek,
- Ellerinde parası olanları (AVM’ler kurarak buralardan kira geliri elde etmelerini ve rahata konmalarını sağlamak yerine) yatırımcı işadamlığına özendirmek,
- Yatırımcıya umut ve heyecan verebilmek,
- Yatırımın önündeki bütün bürokratik engelleri kaldırılmak,
- Düşük faizli uzun vadeli krediler temin edilmesini sağlamak,
- Yatırım bankacılığının önünü açmak,
- Yatırım bankalarının işletmelere ortaklığını sağlamak,
- Türkiye’mizin her ilinde envanter ve fizibilite çalışması yaparak hangi sektörlerde üretken yatırımlar yapılması gerektiğini belirlemek,
- Yeni teşvik tedbirleri getirmek,
- Yatırımları ve yatırımcıları devlet eliyle desteklemek olmalıdır.
Bir şey daha;
Türkiye’nin IMF’e toplam borcu 8 milyar dolar kalmıştır ve 2013 yılında bitecektir.Ancak önümüzde yeni bir IMF kredisi ve anlaşması gözükmektedir. IMF’in vereceği kredi miktarı fazla ve faizi düşük olacaktır.20-25 milyar dolarlık, hatta daha yüksek bir rakam telaffuz edilmektedir.
Türkiye bunu bir fırsata çevrilebilir.
Eğer Türkiye bunu uzun vadeli olarak alabilirse ve sadece yeni yatırımlar için kullanabilirse kısa sürede çok büyük yatırımlara ulaşmış olabiliriz.
Sesinizi duyar gibi oluyorum. IMF hiç Türkiye’ye yatırıma harcamak için bir para verir mi diyorsunuz?
Haklısınız, ama siyaset çözüm üretebilme sanatı değil midir?
Mustafa Müjdeci, 08.01.2010
Bu yazı 08.01.2010 tarihinden itibaren toplam 657 defa okunmuştur.
|
|