Mustafa Müjdeci [Her şey insan için] |
30.12.2009 |
Türkiye'nin kurtuluş reçetesi
Ekonominin hayati unsuru olan para vücuttaki kan, tabiattaki su gibidir.
Her halükarda insan vücudunda hayati faktör nasıl kansa ve bu kan vücuda kalp tarafından pompalanıyorsa, ekonominin hayati unsuru da paradır ve bu para bankalar sistemi ile ekonomiye pompalanır.
Bankalar Sistemi ise, bir kalp gibi, ekonomiden aldığı parayı işler hale getirerek,ekonomiye enjekte eden ve tekrar geri çeken bir nabız atışını temsil etmektedir.
Şu an DPT (Devlet Planlama Teşkilatı) arşivlerinde, ekonomideki para nehirlerini ortaya koyan çok önemli bir çalışma bulunmaktadır.
Bu çalışma göstermiştir ki,
1. Türkiye'de bankalarla ekonomi arasındaki para nehirleri hiç bilinmemektedir. Hâlbuki her gün ekonomiden bankalar sistemine giren ve bankalar sisteminden tekrar ekonomiye dönen para nehirleri mevcuttur.
2. Bu para nehirlerine baktığımızda şu neticeye ulaşıyoruz: Bankalardan çıkan ve geriye dönen paralar birbirine eşittir ve %1 bile fark oluşmamaktadır. Yani Bankalar ekonomiye pompaladıkları parayı aynı gün akşama kadar tekrar geriye almaktadırlar.
Peki günümüzdeki bankacılık sisteminde durum nasıl?
Bankalardan ekonomiye paralar akarken bunun %100'ü şu anda tüketim harcamalarında kullanılmaktadır.
Sadece tüketim harcamalarında kullanılırsa ne olur?
Yatırım yok, üretim yok, istihdam yok.
Tüketim çok.
Bunun anlamı, Ülkemizin çıkmaz sokağa sokulmasıdır.
Parayı kazanan da çoğaltan da tamamen reel sektördür.
Hâlbuki bu para nehirleri, kaybolması, zayi olması mümkün olmayan ve de riski olmayan bir yatırım alanı manzumesini oluşturabilir. Ne kadarı yatırım harcamalarında kullanılırsa, o kadar ses getiren sonuçlar ortaya çıkarır.
Ekonomide sirküle eden parayı suya benzetmiştik. Bu açıdan baktığımızda bankalardan ekonomiye, ekonomiden bankalara akan fonları nehirlere, Bankacılık sistemini de para nehirleri üzerine kurulan bir baraja benzetebiliriz. Bir barajdan (hidroelektrik santralden) şu faydalar temin edilir. - Enerji üretimi
- Arazilerin sulanması
- İçme ve kullanma suyu sağlanması
- Suyun regülâsyonunun temini (debinin düzenlenmesi)
Bir baraj düşünün, suyun önüne bir set çekiliyor. Su seviyesi belli bir orana gelince, bu su, türbinlere ulaştırılıyor, potansiyel enerjinin kinetik enerjiye çevrilmesi sayesinde türbinler döndürülüyor. Elektrik enerjisi üretiliyor. Türbini döndüren su miktarı kadar aynı miktar su tekrar baraj yatağına bırakılıyor.
Ekonominin suyu olarak düşündüğümüz para da, bir nevi baraj olan bankada mevduat olarak toplanır.
İşte bu parayla da
- Üretken yatırımlar oluşturulabilir. (enerji üretimi)
- a) Verilecek krediler ile ticari işletmeler, KOBİ’ler ve sanayi kuruluşlarının büyümelerine katkı sağlanabilir (Verimli arazi sulanabilir)
b) Gayrimenkul, araç kredileri verilebilir (çorak bir toprağın sulanması).
- Diğer bireysel ihtiyaç kredileri verilebilir (içme ve kullanma suyu sağlamaya eşdeğerdir).
- Paraya ihtiyaç duyanların bankalar sisteminden para sağlamaları ise regülasyonu sağlar.
Üretken yatırım yapmak için paraya ihtiyaç vardır.
Bütün bu sayılanlar içerisinde üretken yeni yatırımların oluşturulabilmesi, hayati öneme haiz olanıdır ve mukayese etmek gerekirse bir barajın elektrik enerjisi üretimine tekabül eder.
İşte burada yapılması lâzım gelen husus şudur:
Bankalar hareket halindeki fonların (her gün bankalardan ekonomiye, ekonomiden bankalara akan aynı miktardaki fonların) sadece %10'unu yatırımcı kuruluşlara verecekler, aynı gün (bir başka elden veya şirketlerin hasılatı veya kârı olarak) tekrar geriye alacaklardır. Bu hiçbir riski olmayan bir müessesedir. Para ekonomiye enjekte ediliyor yatırımcı yatırım harcamasında kullanıyor ama aynı gün aynı miktar para tekrar bankalar sistemine geri dönüyor. Ertesi gün aynı miktarda bir yatırımı tekrar yapmak üzere, daha ertesi gün aynı miktarda bir yatırımı tekrar yapmak üzere, hiçbir eksilme tehlikesi olmadan aynı kaynak binlerce defa kullanılabilir.
İşte burada karşımıza iki alternatif çıkacaktır.
1. Bankalar, üretken yatırımların yapılması için böyle bir fon ayırabilir ve sadece kredi olarak tahsis edebilir. 2. Bankalar, üretken yatırım şirketleriyle ortaklıklar oluşturabilir.
Hangisi daha doğru olur? sorusunun cevabını bulabilmek için öncelikle şunun cevabı ortaya konulmalıdır.
Bankalar, şimdiye kadar tüketim harcamalarında kullanılan ve iz bırakmayan fonlarının sadece %10'unu, ortaklık kurmak suretiyle, sanayi üretken yatırım şirketlerine kullandırtsalar ve ayrıca, o firmaya sadece ortak olmakla kalmayıp, yatırımcı kuruluşun bütün mallarının satımını ve dağıtımını yapacağı firmalara da ortak olsalar ne olur?
Türkiye’deki ilk 500 firmanın durumunu dikkatle gözden geçirdiğimizde bu sorunun cevabı ortaya çıkmaktadır:
Birçok firma ödenmiş sermayelerinden daha fazla kredi kullanmalarına rağmen, kâr etmektedirler. Bunun mânâsı şudur. X şirket bankadan kredi almıştır, kredinin anaparasını ödemekle kalmayıp faizini de ödemiştir ve buna rağmen kâr etmiştir. İşte bankalar bu kuruluşlara ortak oldukları taktirde, hem yatırımcı kuruluşun kârından hem de distribütör firmalarının kârından iştirak ettikleri oran kadarıyla pay alacaklardır.
Sonuç: Bu bankalar için dondurmalı ve kaymaklı ekmek kadayıfıdır.
1. Banka parasını satmıştır. Ana parasıyla birlikte faizini almıştır.
2. Ortak olduğu şirketin kârından payını almıştır.
3. Bu şirketin distribütör firmasından payına düşen kârı almıştır.
Japonya en önemli örnektir.
Öyleyse bankalar şunu kendilerine sormalıdırlar?
Neden sadece kredi verip bunun faizleri ile yetinelim.
Bu konuda en önemli örnek Japonya dır. Japonya kalkınmasını, Japon finansman kuruluşlarına borçludur. Hatta yüksek enflasyon devrelerinde bile Japonya'da yatırımlar yapılabilmiştir. Kredi vererek kazanacaklarından çok daha fazla para kazanmışlar, bilinçli bir şekilde vatanlarını da kurtarmışlardır.
Türkiye'nin en önemli problemi yatırımsızlıktır. Bu meseleyi çözdüğünüz zaman geri kalan bütün problemleri çözersiniz.
Ülkemizde siyasi erk ve devlet bürokrasisi şunu görmelidirler:
Türkiye’nin kurtuluşu ve hatta muasır medeniyetlerin üzerine çıkması, en büyük oranda üretken yatırım yapmaya bağlıdır. Yatırımın arkasında “üretken” kelimesinin bulunmasına dikkat edin. “Bir taşla çok sayıda kuş vurmak” o standartlarla mümkündür ve bu yatırımları sağlayabilecek olan hareket halindeki para Türkiye'de mevcuttur.
Üretken yatırımların yapılması:
- İstihdamı artıracak
- İstihdam artışı halkımızın daha fazla gelir sahibi olmasını sağlayacak
- Bankaların şirketlere ortaklıkları kayıt dışılığı azaltacak
- İşletmeler artık dövizle değil TL ile borçlanacak, dövize ihtiyaç azalacak
- Üretken yatırımlar devletin vergi gelirlerini artıracak
- Gelirlerin artması bütçe açığını azaltacak ve bir süre sonra ortadan kaldıracak
- Bütçe artık açık vermediği için devletin yeniden borçlanmasına gerek kalmayacak
- Devletin kasasında kalacak olan para hizmetlere yönelecek
- Memurların, emeklilerin maaşlarında artış sağlanacak
- İşletmeler para kazandıkça yeni yatırımlar yapacak, yeni elemanlar alacak
- Çalışan sayısının ve gelirler düzeyinin artması ilave talep yaratacak
- Talep üretimi artıracak
- Üretim artınca, fiyatlar düşecek
- Fiyatlar düşünce enflasyon azalacak
- Kazanılan paralar yine bankaya geri dönecek, mevduat artacak
- Bankalar daha fazla kar edecek, uzun vadeli ve düşük faizli krediler vermeye başlayacak
- Bankalardaki mevduatın artması ve kişilerin gelir düzeyinin yükselmesi bireysel kredi taleplerini artıracak ve bu da tüketim harcamalarının artmasına neden olacak
- Tüketim harcamaları gayrimenkul, araba v.s gibi yerlere yöneldikçe inşaat sektörü, otomobil sektörü harekete geçecek, ekonomi daha da canlanacak
-
-
-
Bu maddeleri çok daha fazla arttırmamız mümkündür.
Yapılması gereken, kriz atlatılana kadar reel sektörü ayakta tutmak olduğu kadar, bir an önce bu sistem dâhilinde üretken yatırımların finansmanını sağlamak olmalıdır.
BDDK gibi bankalar sistemini düzenleyen ve denetleyen bir kurumun hâlihazırda mevcudiyeti, yukarıda bahsettiğimiz fonların harekete geçirilebilmesi için çok önemli bir artıdır.
Eksimiz ise, milli bankalarımızın bir elin parmakları kadar az sayıda kalmış olmasıdır. Çünkü bu fonların kullanılabilmesi, amaçları sadece para kazanmak olmayan, aynı zamanda ülkesi için yaşayan bankacıların yapabileceği bir uygulamadır. Bu nedenle;
1. Elimizde kalan devlet bankaları kesinlikle yabancı sermayeye satılmamalıdır.
2. Bu bankalara ilave olarak, amacı sadece yatırım ve yatırımcılara destek olacak olan yeni bankalar kurulmalıdır. Yukarıda sadığımız faydalardan ötürü bunlar sadece devlet sermayesiyle değil aynı zamanda özel sektör ortaklığı ile de gerçekleştirilebilir.
3. Bu amaçla hizmet edecek olan bankaların, BDDK başkanlığında birlikte hareket etmesi sağlanmalı (ayrı bir birlik çatısı altında) ve özel yönetmeliklerle teçhiz edilmelidirler.
4. Hükümete düşen görev ise, mutlaka daha üst seviyede teşvik tedbirlerini yürürlüğe sokmak, yatırımları kolaylaştırmak ve mükâfatlar vererek hedefe yürümek olmalıdır.
Gördüğünüz gibi;
Para var, banka var, yatırımcı var.
Yani;
Un, şeker ve helva hazır.
Sadece bunları aktive edecek iradi yapı, yani “aşçı” eksik. Türkiye bu aşçılarını bekliyor.
Mustafa Müjdeci, 30.12.2009
Bu yazı 30.12.2009 tarihinden itibaren toplam 555 defa okunmuştur.
|
|