Mustafa Müjdeci [Her şey insan için] |
31.10.2009 |
Türkiye ne yapmalı?
Türkiye’nin krizden çıkıp bölgesel ve küresel ağırlığı olan bir devlet olabilmesini bu yazımıza bırakmıştık.
Türkiye’nin gelecek projeksiyonunu yapabilmemiz için şu soruya cevap aramalıyız.
Amerika Birleşik Devletlerini tek süper güç yapan neydi? · Ekonomik gücüne, · Siyasi gücüne, · Askeri gücüne duyulan güvendi.
ABD güvenini yitirdi. Bu güvenin kaybedilmesiyle beraber ABD’de gerileme süreci başladı ve hızla devam ediyor. Hatta ABD’nin bölünmesinden bile bahsediliyor.
Durumu tersten okursak Türkiye’yi bölgede ve dünyada güç odağı yapacak şeyin de · Ekonomik gücüne, · Siyasi gücüne, · Askeri gücüne duyulan güven olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bunlara ilave olarak, Türkiye’nin jeo-stratejik konumu ülkemizin güç odağı olmasını kuvvetlendirecek ilave bir potansiyel etki daha yaratacaktır. Aslında şu anda Türkiye’nin ekonomik durumuna, askeri gücüne, yerel, bölgesel ve dünya siyasetine bakmak Türkiye’nin krizden ne kadar etkilendiğini göstermesinin dışında bu krizden çıkıldıktan sonraki projeksiyonunu da bize vermiş olacaktır.
Ekonomi: Dünya çapındaki ekonomik kriz Türkiye’yi teğet geçmedi. Türkiye ekonomisi küçüldü, üretimi düştü, istihdamı azaldı, ihracatı azaldı, işsizlik arttı. Ancak bütün bunlara rağmen Türkiye bir finans krizi yaşamadı. Türk parası güçlü olmaya devam etti. Sosyal bir patlama yaşanmadı. Şu anda Türkiye, dünyanın on yedinci Avrupa'nın ise Altıncı en büyük ekonomisi.
Bu noktada Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın söylediği bir cümlenin altını çizmeliyiz. “Türkiye'nin ekonomik etki alanı, GSMH’ sının çok ötesinde bir potansiyele sahip. Ülkemiz, Balkanlar'dan Orta Doğu'ya, Kafkaslara, Orta Asya'ya uzanan ekonomik havzada, dünya ekonomisinde önemli bir yerde duruyor. Bu, Türkiye'yi dünya ekonomisinin önemli aktörlerinden biri haline de getiriyor. Türkiye'nin sahip olduğu, tarihi ve kültürel derinlik de bu sürece önemli katkılar vermesine imkân tanıyor.” Bu cümleden hareketle özellikle gelişmiş ülkelerin bu krizden en çok etkilenenler olduğunu düşünecek olursak, Türkiye komşularından başlayarak yaptığı ticari atılımı, İran, Pakistan, Rusya ve Çin eksenine de taşıyarak krizi faydaya çevirebilecek bir aksiyon ortaya koymaktadır.
Türkiye, Rusya’nın ardından İran ve Çin ile de ticarette yerel para birimi kullanmayı amaçlıyor. Böylece toplam dış ticaretin yüzde 20’si dolar ve euro dışına çıkmış olacak. Yerel para birimiyle ticaret yapıldığında, özellikle kriz dönemlerinde ortaya çıkan döviz sıkışıklığının olumsuz etkileri ortadan kaldırılmış oluyor. İthalatçı ve ihracatçı, dövizdeki iniş-çıkışlardan etkilenmiyor. Bunun Türkiye açısından çok olumlu olduğunu düşünmekle birlikte, yeri gelmişken, çok önemli olduğuna inandığımız bir noktaya özellikle dikkat çekmek istiyorum.
Tam bu noktada, Türkiye’nin altın karşılıklı para birimine geçmesi bir anda Türk lirasının rezerv para birimi olmasını sağlayacaktır. Bir anda tüm dünyada Türk lirası güvenilir bir liman haline gelecektir.
Siyaset: Bir yandan global krizin etkileri yaşanırken, iç ve dış siyasette hareketli günler geçiren Türkiye’de ciddi bir siyasi krizin oluşmadığını görüyoruz. İç siyasette özellikle terörü çözme yolunda ciddi adımların atıldığına şahit oluyoruz. Dış konjonktüründe bunu desteklemesi neticesinde PKK hareketi artık silah bırakma noktasına getirildi. Dağdakilerin Türkiye’ye dönüşü için siyasi adımlar atıldı. Dönüş, provoke edilmediği takdirde başarıya ulaşacağı sinyalini verdi.
Burada hem Türklere hem de Kürtlere sağduyulu davranmaları açısından büyük görev düşüyor. Binlerce yıldır bir arada yaşayanların birbirlerine düşman olmalarının sadece dış mihrakların işine yarayacağı unutulmamalıdır. Bu süreç, Türk insanı da Kürt insanı da rencide edilmeden büyük bir ülkenin göstereceği basiretle tamamlanmalıdır.
Türkiye dış siyasetinde de çok aktif bir trafiğin içerisine girdi. Komşularıyla olan problemlerinin birer birer çözülmesinin ötesinde, Suriye ve Irak ile stratejik anlaşmalar yaptı. Pakistan ve İran’la stratejik anlaşmaların yapılması devam ediyor. Ayrıca Rusya ve Çin’le de ilişkiler üst düzeye çıkarılırken, İran, Rusya ve Çin ile ülkelerin kendi para birimleriyle ticaret yapmasının önünü açacak girişimlere şahit olduk.
Ordu: Ordu’nun siyaset içerisine çekilmeye çalışılması, darbe söylentileri, Ergenekon soruşturması kapsamında çok sayıda üst düzey subayın isimlerinin geçmesi gerçekten hoş olmayan bir durum yaratıyor. Bu kara bulutlar ordumuzu yıpratmıyor dersek doğru söylememiş oluruz. Bütün bu olup bitenlere daha farklı bir açıdan baktığımızda Ordumuzun, körfez savaşına destek vermeyeceğinin anlaşılmasından sonra ABD tarafından prestij kaybına uğratılmaya çalışıldığını görmekteyiz.
Türk Ordusu dünyanın en iyi ordularından biri, hatta operasyonel güç açısından dünyanın birinci ordusu olduğu ifade ediliyor. Son 10–15 yıldır teçhizat bakımından yurtdışı bağımlılığını azaltmak için yoğun bir faaliyet içerisinde ordu. Bu yönde ciddi bir aşama sağlanmış durumda. İsrail’den alınan insansız uçaklar Türkiye’de üretilmeye başlandı ve deneme uçuşları yapılıyor. Türkiye, lisansları kendine ait olmak kaydıyla kendi helikopterini İtalya ortaklığıyla üretti. Her geçen gün caydırıcı gücü daha yüksek bir boyuta ulaşıyor ve dış satın almalara ihtiyaç duymayacak bir ordu yapılanması görünümü veriyor. Dış destekli olduğunu öngördüğümüz ve direkt olarak orduyu hedefleyen bir takım operasyonların da üstesinden gelinmesiyle çok daha etkili bir ‘‘Türk Ordusu’’nun ortaya çıkacağı müjdesini şimdiden vermek yanıltıcı olmayacaktır.
Türkiye’nin Jeo-stratejik konumu her zaman önem arz emiştir. Ama içinde bulunduğumuz dönemde özellikle enerji geçiş yollarının kesişme noktası olma durumu dünyada bütün gözleri bizim üzerimize çevirdi. Amerika’nın Irak ve Afganistan’da başarısızlığı Türkiye gibi stratejik öneme haiz olan bir ülkenin desteği alınmadan bu bölgede bir şey yapılamayacağını bir kez daha kanıtladı.
Günümüzde bir ülkenin sahip olduğu gücün ve etkinin sadece ekonomik rakamlarla ölçülmesi yetmiyor. Bir ülkenin ordusu, jeo-stratejik konumu, nüfusunun dinamikliği, siyaseti ve politikaları, sorunlara yaklaşım biçimi ne kadar vazgeçilmez olduğunu belirleyen faktörler olarak ortaya çıkıyor.
Türkiye ben de olacağım diyor. Tarihin tekrar yazılacağı bu günlerde küresel ölçekte güç odağı iddiası olan bir ülke olarak Türkiye ön plana çıkıyor.
Özetle; Türkiye, altın karşılığı para sistemine geçen, paylaşımcı, dengeli ve üretken ekonomisiyle, uçak dahil bütün araç, gereç ve teçhizatını yapan, milli harp sanayine sahip, operasyonel gücü en üst düzeyde olan ordusuyla, katı, tek boyutlu ve dışlayıcı değil çoğulcu, kuşatıcı, kucaklayıcı, problem üreten değil, çözüm üreten adil ve eşitlikçi siyasetiyle 21. yüzyılın tarihini yazanların arasında olacaktır. Türkiye artık en kısa sürede "ben de bu yeni küresel liderlerden bir tanesiyim” diyecektir.
Mustafa Müjdeci, 31.10.2009
Bu yazı 31.10.2009 tarihinden itibaren toplam 555 defa okunmuştur.
|
|