Mustafa Müjdeci [Her şey insan için] |
21.10.2009 |
Kriz bitti mi?
Dünya ekonomisi 1997–2007 yılları arasında on yıllık bir yükseliş dönemi yaşadı. Dönemin temel özelliği likidite bolluğuydu. Dünyanın her köşesindeki yatırımlara kaynak aktı. Bu yatırımların üretken olup olmadığına bakılmadan, ileride paraya dönüştürülmesinin mümkün olup olmadığı sorgulanmadan kaynaklar akıtıldı. Bu on yıllık dönemde dünya üretimi yüzde 30 büyürken, hisse senetleri, şirket değerleri, gayrimenkuller en az %100 büyüdü. Bu küresel ekonomik krizin ana sebebi sanal zenginlik. Finans piyasaları yıllarca kâğıt üzerinde şişirilmiş kurmaca (kâğıt üzerinde) bir zenginlik oluşturdular. Yaklaşık 20 trilyon dolarlık reel varlığa karşı, reel olarak karşılığı olmayan 60 trilyon dolarlık finansal varlığın kâğıt üzerinde üretilmesi, kısaca piyasaların şişirilip köpük oluşturması küresel ekonomik krizi doğurdu. Şimdilerde kimilerine göre kriz bitti gibi. Piyasaların toparlanmaya başlandığı söyleniyor. Neymiş, borsalar yükseliyormuş, gayrimenkul değerleri artmaya başlamış, işsizlik biraz azalmış, bankalar kâra geçmiş v.s. İyimserlik iyi bir şey, ancak bu krizi iyimserlik yayarak yeni beklentiler oluşturmak suretiyle aşmak mümkün değil. Bu krizin analizini yaparken 11 Eylül 2001 tarihinde Dünya Ticaret Merkezine (İkiz kulelere) yapılan saldırıyı mercek altına almalıyız. Bir hastalığın tedavisinin nasıl yapılacağı hastalığa teşhis koymakla başlar. Dünya piyasalarını şişirenin kim olduğunu ve ne yapmak istediklerini bilmeden krizin bittiğini söylemek mümkün değildir. Şu ana kadar bunu terennüm eden yoktur. Yani hastalığa gerçek teşhis konulamamıştır. Tedavi gibi gösterilen şey, piyasalara karşılığı olmayan trilyonlarca lira para sürmek oldu. Bir anlamda ateşi düşürmek için hastaya aspirin verildi. Ateş biraz düşünce hastalık, yani krizde bitmiş mi oldu? Daha birkaç ay önce krize giden sebepler olarak tartıştığımız başlıklar bugün bize krizden çıkış verileri olarak gösterilmeye başlandı. Krizin neleri değiştirmeye başladığını bilirsek, teşhisi de o kadar doğru koyabiliriz. Dolar sürekli kan kaybediyor. ABD’nin giderek artan bütçe ve dış ticaret açığı sebebiyle likiditede kalmak için devamlı dolar basıp piyasaya sürmesi doların hızla güven yitirmesine yol açıyor. Euro/Dolar paritesi Dolar aleyhine 1.50 mertebesine ulaşmış durumda. Uzmanlara göre Doların değer kaybındaki nedenlerden biri de ‘‘carry trade’’ olarak bilinen düşük faizli parayla borçlanarak daha yüksek faizli para birimlerine yatırım yapılması. Rezerv para birimi değişiyor. Merkez bankalarının rezervlerinin yılın ikinci üç aylık döneminde 413 milyar dolar arttığı, rezervlerin şimdilerde dolar yerine Euro’ya bağlamaya başladıkları belirtiliyor. Eskiden merkez bankaları rezervlerini artırırken artışın yüzde 63’ünü dolara bağlarken, şimdilerde yüzde 63’ünü Euro ve Japon Yeni’ne bağlamaya başladı. Yönetim sistemleri ve rejimler sorgulanmaya başlandı. Birçok şirket battı, bankalar devletleştirildi, ülkeler iflas etti, Daha önce komünist sistem çökmüştü, şimdi ise kapitalist sistem yerle bir oldu. Yeni bir dünya düzeni kuruluyor. The Independent, Arap ülkelerinin petrol ticaretinde ABD para birimi doların kullanılmasına son vermek amacıyla Çin, Rusya ve Fransa ile gizlice görüşmeler yaptığını yazdı. Gazete, bu gelişmeyi yenidünya düzeninin açık ve net bir kanıtı olarak niteledi Şimdi gelelim “kriz ne zaman bitecek” sorusunun cevabına. Şişmiş değerler normal düzeylerine gelince, sistem yeni bir dengeye ulaşınca kriz bitecek diyebiliriz. Ama bu cevap bu sorunun cevabını açıklamaya yetmez kanaatindeyiz. “Bu krizin analizini yaparken 11 Eylül’ü (İkiz kulelere yapılan saldırıyı) mutlaka bir yere yazmamız lazım” demiştik. · Bunu yapanlar kimlerdi? · Niçin yaptılar? · Yapıldıktan sonra sermaye yer değiştirdi mi? · Rezerv para birimine karar verildi mi? · Bu saldırı sonrasında dünya da çok önemli siyasi gelişmeler vuku buldu mu? · Güç dengeleri yerinden oynadı mı? · Oynayan güç dengeleri henüz yerine oturdu mu? · Sınırların yeniden çizilmesi söz konusu mu? Kısaca; Yeni güç dengeleri belli olmadan, yenidünya düzeni siyaseten yeniden şekillenmeden ‘‘kriz bitti’’ diyemeyiz. Türkiye olarak bu şekillenmenin neresinde olacağız? Global ekonomik krizden ülkemizin nasıl ve ne kadar etkilendiğini, krizin Türkiye’nin içerideki ve dışarıdaki dengelerini nasıl değiştiriyor olduğunu, krizden çıkıp bölgesel ve küresel ağırlığı olan bir devlet olabilmemiz için neler yapılması gerektiğini bir başka yazımızda yazacağız.
Mustafa Müjdeci, 21.10.2009
Bu yazı 21.10.2009 tarihinden itibaren toplam 604 defa okunmuştur.
|