Mustafa Müjdeci [Her şey insan için] |
15.10.2009 |
EKO-POLİTİK / Türkiye in, İsrail out
Türk-İsrail ilişkileri 28 Mart 1949 tarihinde Türkiye'nin İsrail'in bağımsızlığını tanıyan ilk ülkelerden olmasıyla başladı. Bundan tam 60 yıl önce başlayan bu ilişki askeri, diplomatik ve stratejik açıdan çok sıkı bir diyalog ile günümüze kadar geldi. Türk-İsrail ticaret hacmi 1994’te 100 milyon dolardan, 2007 yılı itibariyle 2.milyar 300 milyon dolarla, 13 yılda 23 kat artışa kadar ulaştı. Türk-İsrail ilişkileri, Arap-İsrail gerilimleriyle sıkıntılar yaşasa da hiç tıkanmadı. Bunda Türkiye’nin gerektiği zamanlarda bile sesini yükseltememesi, daha doğrusu verdiği tavizleri etkili oldu. Yıl 2002 aylardan Nisan, yer DSP Meclis Grubu, Başbakan Bülent Ecevit’in kürsüden; “Filistin halkına dünyanın gözleri önünde soykırım uygulanıyor” diye seslenmesiyle, Ecevit’in İsrail’i destekleyen Yahudi lobilerinden özür dileme trafiği de başlamış oldu. İsrail’i, Filistin’de soykırım yapmakla suçlayan Başbakan Ecevit, ABD’deki Yahudi lobisi ve İsrail yönetiminden gelen tepkiler üzerine tam beş kez peş peşe özür dilemek zorunda bırakılmıştı. Hatta Ecevit, ABD’deki İsrail yanlısı Yahudi lobilerine bir mektup ileterek, konuşmasından dolayı “pişmanlık duyduğunu” açıklamıştı. Türkiye için utanç veren bu durum, 2003 seçimlerinde iktidarın el değiştirmesiyle tersine dönmeye başladı. (Aslında bu durum sadece yeni bir partinin iktidara gelmesiyle geçiştirilemez, Türkiye’nin devlet politikası ABD’nin birinci Körfez hareketiyle birlikte değişmeye başladı.) · Yeni iktidarın Arap ülkelerine yakınlaşma siyaseti, Türkiye-İsrail ilişkilerinde olumsuz etkiler yaratmaya başladı. · Şubat 2006’da Filistin iktidar partisi Hamas’ın liderlerinden Halid Meşal'ın Türkiye ziyareti, İsrail yetkililerinin büyük tepkisine neden oldu. · Türkiye 2008’de İsrail ile Arap ülkeleri arasında arabuluculuk rolünü üstlendi. Doğrudan görüşmeyi kabul etmeyen İsrail, Suriye ve Filistin Ulusal Yönetimi ayrı ayrı Türkiye'ye gelerek Türkiye aracılığıyla görüşmeler yaptılar. 2008’in Aralık ayında bu görüşmelerin sonuç vermesi beklenirken ansızın İsrail-Gazze çatışması patlak verdi ve görüşmeler koptu. İsrail'in bombardımanı sonucu, Gazze'de çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu bin 300 civarında Filistinli’nin ölümü, Türk -İsrail ilişkilerini çok olumsuz etkiledi. · 30 Ocak 2009’da ise İsrail devlet başkanı Şimon Perez ile Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan arasında Davos’ta meydana gelen ve ‘‘one minute’’ vakası olarak tarihe geçen olay, Türkiye-İsrail ilişkilerinde büyük bir gerilime sebep oldu. · Son olarak Türkiye’nin Ekim 2009’da yapılması planlanan ‘‘Anadolu Kartalı’’ isimli hava tatbikatına, İsrail Hava Kuvvetleri’nin katılmasına izin vermemesi, ipleri kopma noktasına getirdi. Bu son olayı mercek altına alırsak; İsrail’in tatbikata katılmasının iptalinde sadece siyasi irade rol oynayamaz. Bu konu enine boyuna Genelkurmayla müzakere edilmiştir ve Genelkurmayın bilgisi dahilinde İsrail’e böyle bir cevap verilmiştir. Bu iradeyi sadece mevcut hükümet ortaya koysaydı, konu sadece bir partinin İsrail’e husumeti gibi düşünülebilirdi. Ama işin içerisinde ordunun olması İsrail’e alınan tavrın çok başka veçhelerinin de olduğunu göstermektedir. İsrail ve Dünya kamuoyularına verilen mesaj şudur: · Rüzgar tersine dönmüştür. Taşlar yerinden oynamıştır. Ne İsrail eski İsrail’dir, ne de Türkiye eski Türkiye’dir. · Bölgede denklem değişmektedir. İsrail’in aleyhinde şekillenen ve Türkiye’nin liderliğinde gelişen yeni bir güç merkezi oluşmaktadır. · Beraberinde risk taşımakla birlikte, Türkiye diplomaside büyük adımlar atmaktadır. · Türkiye’nin İsrail ile ticaret hacmi göz ardı edilebilir bir durumdadır. Türkiye için önem arz eden askeri teknoloji transferinde ise İsrail'in yeri başka ülkeler tarafından doldurulabilir. · Artık Türkiye bölgede (hatta dünya da) ağırlığı daha fazla hissedilecek bir ülkedir. Bu nedenle İsrail de bunu bilmeli ve ona göre hareket etmelidir. · Türkiye güçlendikçe İsrail’in hareket kabiliyeti azalmakta ve giderek daha dar bir alana sıkışmaktadır. · Problem İsrail devletinin söz dinlemez tutumundan ve adeta mahalle kabadayısı gibi bütün dünyada racon kesmesinden kaynaklanmaktadır. · İsrail'in tutumu batılı ülkeleri de rahatsız eder hale gelmiştir. Birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi ABD-İsrail ilişkilerinde de sıkıntılar yaşanmaktadır. İsrail artık dünyada da yalnızlaşmaktadır. · İptal nedeni öncelikle Gazze katliamı ve devam eden insanlık suçları gibi görünsede tek sebep bu değildir. · Dünyada da dengeler hızla değişmektedir ve bu değişimler İsrail’in aleyhine gelişmektedir. Son olayla Türk devleti bir anlamda İsrail üzerinden ABD’ye endirekt olarak mesaj vermektedir. · Türkiye ile İsrail'in yolları ayrışmaktadır. Hatta Türk–İsrail stratejik ortaklığı fiilen bitmiştir. · Ancak, Türkiye’de yaşayan çok sayıda Musevi vatandaşımız vardır ve milletler arasında bir problem olmadığı bilinmelidir. Ünlü İsrailli gazeteci yazar Ron Ben Yishai, “İsrail’e stratejik darbe” başlığını taşıyan analizinde “Türkiye İsrail için artık güvenilir bir stratejik müttefik değil” görüşünü dile getiriyor. “Türkiye’nin bölgede İsrail Hava Kuvvetlerinin muharebe senaryolarını içeren tatbikatları yapabileceği tek ülke olmadığı”nı kaydeden Yishai “ İsrail’in, Türkiye’deki NATO hava tatbikatına katılımını iptal etme kararı, bizim giderek artan diplomatik izolasyonumuzun yaratabileceği stratejik ve ekonomik etkilerine ilişkin bir uyarı işareti olarak algılanmalı.” diyor. İsrail hükümetinin ilişkiye daha fazla zarar vermemek için düşük bir profil göstermeyi tercih ettiğini kaydeden Yishai, bu gerçek, bizim ulusal güvenliğimiz için önemli bir darbe. Çünkü İran ve Suriye’ye karşı caydırıcı gücümüzde erozyona yol açıyor. Haritaya bakan herkes, bunu kolayca anlayabilir” diyor.İptal kararı sonrası İsrail Dışişleri Bakanlığı'ndaki olağanüstü toplantıda "Stratejik ilişkiler bitti" değerlendirmesini yapanların da durumu kavradığı kanaatindeyiz. İsrailli üst düzey yetkililerin "Türkiye'yi kaybedersek bölgede yapayalnız kalırız" sözleri bu bitişin başka sonuçlarının daha olacağının işaretlerini şimdiden veriyor. Son söz; İsrail gün geçtikçe daha çok köşeye sıkışmakta. • Ya İsrail daha fazla köşeye sıkışmamak için daha ılımlı bir diplomatik siyaset tarzını benimseyecek. • Ya da daha fazla sıkıştığını anlayınca taviz vermez tutumunu yeni bir saldırganlıkla daha da sertleştirecek. İkincisi olursa bölgenin kan gölüne dönmesi ihtimali çok yüksek görünüyor. İsrail’in sessizliği bunun işaretlerini vermiyor da değil. Önümüzdeki günler çok şeylere gebe.
Mustafa Müjdeci, 15.10.2009
Bu yazı 15.10.2009 tarihinden itibaren toplam 634 defa okunmuştur.
|