Lütfi Tümtürk [Olaylar ve Yorumlar] |
2/20/2012 |
Ülkemizi Karıştırmak İsteyenler
Fitne Hareketi
Ne zaman biraz huzura kavuşsak hemen birileri ortalığı karıştırıyor. Ülkemiz geçmişi ile hesaplaşma aşamasındadır. Batı bu aşamalardan geçmişti. Yakın tarihte, Fransa, İspanya, Yunanistan’ın da askeri cuntalar ile başı dertte idi. İtalya’yı mafya örgütleri devleti kontrol ediyordu. Bu problemleri aşabilmek için, İtalya’da Hükümet, yargı ve güvenlik kuvvetleri organize çalışmaları ile başarı sağladılar. Bu süreçte böyle kadar sürtüşmeler olacaktır. Denilebilinir. Yurdumuzda hamd olsun asker ve yargı vesayetleri konusunda epey mesafe alınmıştır. Bu konuda kelleyi koltuğa alan cesur asker, basın, yargı ve güvenlik kuvvetlerimizin katkıları vardır. Demokrasiye inanan Avrupalı dostlarımızın da destekleri olmuştur. Son birkaç senede demokrasimiz gelişti. Birkaç sene önce yönetim ile TSK sürtüşme halinde idi. GKB. Televizyonlara çıkıyor. Örtülü tehdit kokan sert açıklamalar yapıyor. Yüksek yargı makamları, Adalet Bakanlığı ile sürtüşme halinde normal atamalar yapılamıyordu. Referandum ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri hep tartışmalı geçmiştir. Yeni İktidara gelen parti hakkında kapatma davası açılıyor. Anayasa mahkemesinin 367 kararı ile TBMM nin karar almasını zorlaştırıyordu. Ülkemizde iktidar ve muktedir olanlar kargaşası vardı. Bu manzara büyük oranda değişti. Ancak, derin devlet tamamen bitmemiştir. Olaylara tesirleri devam ediyor. Yargıyı iktidar yönlendiriyor. Basın mensupları tutuklanıyor. Terör örgütü ile pazarlık yapılıyor. Yaygaralarını bu bağlamda değerlendirebiliriz. Erzincan savcısı ile bazı askerlerin irtica ile mücadele eylem planı hazırlamaları, Başbakanın dinlenmeye çalışılması, yardımcısını takip edilmesi gibi olayları da bu duruma dahil edebiliriz. Şimdi de İstanbul özel yetkili bir savcısı, Milli İstihbarat Müsteşarlığı üst düzey yöneticilerini ifadeye çağırması olayı meydana geldi. Çok enteresandır. Bu çağrı yapılıyor. Bütün gazetelerde ilk haber olarak veriliyor. Fakat İstanbul Başsavcısı, bu konudan haberi olmadığını söylüyor. Yetmez, kendisine bilgi verilmeden böyle bir işlem yapılamayacağını açıklıyor. Sonra da çağrının doğru olduğu anlaşılıyor. Kamu kurumları kendi aralarında birbirlerinden özel bilgiler alabilir. Bunu sansasyonel haber olarak basına yansıtmak ne demektir. Bu kamu kurumlarının organize olmadıklarını aralarında sürtüşmeler olduğunu göstermektedir. Kamu kurumlarının uyumlu çalışması hükümetin vazifeleri arasındadır. Olayın hükümeti yıpratmak amacı ile meydana getirildiği anlaşılıyor. Güvenlik görevlilerinin, ülkede asayişi sağlamak için suç örgütlerine sızmaya çalıştığı, bunu başarabilmek için bazı küçük eylemlere göz yumdukları sır değildir. Yeter ki bu samimiyetle yapılsın. Bir üst makamların bilgi ve müsaadeleri ile yapılsın. İtalya’da yargı, güvenlik ve tüm kamu kurumları uyum halinde terörün üzerine gittikleri için başarı sağlanmıştır. Bunun için İçişleri Bakanlığının yanı sıra, Kamu Düzeni ve Güvenlik Müsteşarlığı kurulmuştur. Bu olay sebebi ile İstanbul Emniyet Müdürlüğünde terörle mücadele eden birimlerin müdürleri görevden alındı. Özel yetkili savcı dosyadan el çektirildi. 2937 Sayılı MİT kanununun 26. Maddesinde, istihbarat personeli, görevlerinden dolayı işledikleri suçlar için, Başbakanın izin vermesi gerekiyor. CMK. 250/3 maddesine göre de izin gerekmiyor. MİT kanunu, özel bir kanundur. CMK genel kanundur. Özel kanun hükümleri, genel kanun hükümlerinden önde gelir. Bu hukuk kuralını bir savcının bilmemesine imkân ve ihtimal yoktur. Kanun hükümlerini kimse keyfine göre yorumlayamaz. Bunun için TBMM de yasa değişikliği yapıldı. Bu düzenleme yargıya saygının göstergesidir. Direk müdahale edilmesi, yargıya müdahale sayılabilir. Savcının dosyadan el çektirilmesi, İstanbul başsavcılığının tasarrufudur. Yargının kendi hiyerarşisi içinde yaptığı işlem yargıya müdahale sayılmaz. HSYK da bu konuyu incelemeye aldığını öğreniyoruz. Ülkemiz çevresinde çok önemli olaylar meydana gelmektedir. Batının İran ile nükleer sürtüşmesi, Suriye katliamları, Avrupa’nın yaşadığı ekonomik kriz, İran-Suriye ve Irak’ın sağladığı Şii ittifak ve ülkemizin İsrail ile bozulan ilişkileri sebebi ile bölücü teröre destek verilmesi gibi hadiseler büyük olaylara gebedir. Batı veya İsrail’in İran’a mutlaka müdahale edeceği öngörülmektedir. Suriye’ye Birleşmiş milletlerin müdahalesi tartışılıyor. Ülkemizde artan terör olayları da aynı kaynaklardan beslenmektedir. Hangi acıdan bakılırsa bakılsın. Çok kritik dönemden geçiliyor. Ülkemiz gelişen olayların tam ortasındadır. En dik durulması gereken bir dönemden geçilmektedir. Bu dönemde kurumlar arası sürtüşme zafiyettir. Bu olayın ülkemizi karıştırmak isteyenlerin tertibi olduğunu düşünüyorum. Olayı basına sızdıranlar araştırılıyor. Tespit edilirse fitneciler bulunur. Sayın Hakan Fidan’ın MİT Müsteşarı olması üzerine, İsrail, Yahudi karşıtı birinin müsteşar yapıldığını açıklayarak tenkit etmişti. Eski müsteşarlar acaba dostları mıydı? Eski müsteşarlardan biri web sitesinde, Çeçenistan Devler Başkanı Dudayev’in istihbarat servisimizden gönderilen bir cep telefonu sayesinde roketle vurulduğunu açıkladı. Cılız bir yalanlamanın haricinde bu olayın peşine düşülmedi. Bu olaydan istihbarat servisimizi eskiden yabancıların kontrol ettiği neticesi çıkıyor. KCK yapılanmasının eylem yapılamadan deşifre edilmesi, bu konuda başarılı hizmet yapıldığını gösteriyor. KCK yı Devletin organize ettiği,1/4 MİT mensubu olduğu iddiasının yalan olduğunu sanıyorum. Sonuç olarak istihbarat elemanlarını sorgulamak, onları deşifre etmektir. Görevini kötüye kullananlar olabilir. Nitekim Erzincan’da hükümete komplo kurulmasına, bazı MİT personelinin karıştıkları tespit edildi. Suriye’den kaçan Albayı Suriye Hükümetine teslim edenler yakalanmıştır. Çürük elmalar her kurumda olabilir. Görevini kötüye kullananlar mutlaka hesap vermek zorundadır. Ancak, bunun bir yolu vardır. Basına intikal ettirilerek bu işler yapılmaz. TBMM yasa değişikliği yaparak, CMK. 250/3 maddesinin yanlış yorumlanmasına açıklık getirilmiştir. Umarım bu konu daha fazla dalgalanmadan tatlıya bağlanır. !2 Eylül 1980 İhtilalinden sonra 6-7 Eylül olaylarının bir tertip olduğu açıklanarak, Yunanistan’a karşı mahcup duruma düşmemiz gibi hataya düşülmez. Ülkemizin düşmanları istikrarı bozmak, kargaşa ortamı doğması için fırsat bekliyorlar. Siyasi rekabet gayreti ile onlara destek olmak, bu fırsatı vermek gaflettir. Kargaşa, kaos çıkartılmasına yardım etmektir. Allahû Teâlâ fitne de azap vardır. Buyuruyor. Onun için ortalığı karıştırmak isteyenlere fırsat verilmemelidir. Yeni yasal düzenlemeden sonra konunun sükûnete kavuşacağını ümit ediyorum.
Lütfi Tümtürk, 2/20/2012
Bu yazı 2/20/2012 tarihinden itibaren toplam 50 defa okunmuştur.
|