Lütfi Tümtürk [Olaylar ve Yorumlar] |
22.08.2011 |
Kadir gecesini Aramak
Kurtuluşa Ulaşmak
İslam’da bazı zaman ve mekânlar emsallerinden üstündür. Kandil geceleri, diğer gecelerden üstündür. Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa ve Mescid-i Nebevi gibi kutsal mekânlar da, değerli mekânlardır. Bu gün, bunlardan sadece kadir gecesinin konumunu yazmak istiyorum. Kur’ânı kerimde bu gecenin bin aydan hayırlı olduğu bildirilmektedir. İyi değerlendirilmesi halinde 83 yıllık derecat kazanıyoruz. Bu değerin sebebi nedir. İnceleyelim. Yüce rabbimiz, Maide suresi-48. Ayetinde,”… Sizden hepiniz için (tek) bir şeriat, ve açık bir yol belirlemiştik. Ve Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Ancak bu sizi, verdikleri ile denemek içindir. O halde hayırlarda yarışın!...” Buyurmaktadır. Bu ayetten, şimdiye kadar tek bir şeriatın olduğunu öğreniyoruz. Tüm ümmetlerin, aynı şeriat üzerinde yarışmaları isteniyor. Eski ümmetlerin çok uzun yıllar yaşadıklarını biliyoruz. Çağımız insanı kısa ömrü ile nasıl yarışabilir sorusunun cevabı, kıymetli zamanlarının değerlendirilmesi olabilir. Ancak bir sorunumuz var. Kadir gecesinin ne zaman olduğu belli değildir. Belli bir zaman dilimi içinde olduğu biliniyor. Bu zaman içerisinde araştırılarak bulunması isteniyor. Kişinin kendi iradesi ile araması lazım. Yetmez arayanların da belli özellikleri kazanması gerekiyor. Bunlar nelerdir. Kadir gecesini nasıl bulabiliriz. Araştırmaya devam edelim. Öncelikle, Kadir suresini inceleyelim. “Muhakkak ki Biz, O'nu (Kur'ân'ı) Kadir Gecesi'nde, Biz indirdik. Ve Kadir Gece'sinin ne olduğunu sana bildiren nedir? Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve ruh, onda (o gecede) Rab'lerinin izniyle her bir emir için inerler. O (gece), fecrin doğuşuna kadar selâmdır (selâmettir).” Ayetimizde, gecenin değeri belirtildikten sonra, o gecede Melekler ve ruh (Ruhul Kuddüs-Kutsal Ruh)’un yeryüzüne indikleri işaret edilmektedir. Şimdi, bu işaret niçin verilmiştir. Allah, abes ile iştigal etmez. Muhakkak bir hikmeti vardır. Bu husus düşünüldüğünde rabbimizin bu geceyi aramamızı murât ettiğini düşünüyoruz. Bulabilmemiz için, “Melek ve ruhun yeryüzüne inmesi” gibi bir ipucu veriyor. Şimdi sorun bu meleklerin yeryüzüne inip inmediklerinin tespitidir. Bunu başarabilir miyiz? Aksi halde, Allah işaret etmezdi. Hz. Peygamberimiz ve sahabesinin bu konudaki davranışına bakalım. Hz. Peygamberimiz, “Kadir gecesinin, Ramazanın son on gününde aranmasını” söylüyor. Bu hadisi öğrenen mübarek sahabe, Hz. Peygamberden başka bir ipucu istemiyor. Verilen bilgiler ile Kadir gecesini bulduklarına inanıyorum. Aksi halde Hz. Peygambere başvurarak, başka işaretler isteyeceklerdi. İstemediklerine göre, kadir gecesini bulup değerlendiriyorlardı. Allah ve resulünün verdiği ipucu ile bulmanın mümkün olduğunu bildikleri için, gelecek nesillerin de aramalarını temin etmek için genel bir açıklama yapmamışlar. Buradan şunu çıkarıyoruz. Gerçek bir müminin, fizik ötesi varlıklar olan melekleri görebildiğini anlıyoruz. Yusuf suresi-108. Ayette, “De ki: “Ben ve bana tâbî olanlar, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah'ı görerek) Allah'a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur…” Denilmektedir. Ayet’ten, Hz. Peygamber ve sahabesinin basiret ile fizik ötesini görebildikleri anlaşılıyor. Haç-46. Ayet’te de, “Baş gözleri kör olmaz. Lakin sinelerdeki kalpler kör olur.” İfadesinden kalp gözü ile fizik ötesini görüldüğü anlaşılıyor. Şimdi günümüz insanının bunu nasıl başaracağına bakalım. Günümüzde, sahabenin yaşadığı islam’dan çok şey kaybedilmiştir. Sahabenin özelliği Zümer-18. Ayette verilmektedir. “Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah'ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl'elbabtır.” Allah ve resulüne itaat ediyorlar. Yani, “sözün Ahsen olanına uyarlar.” İfadesinden, Allah’a yönelip ona ulaşmayı dilediklerini anlıyoruz. Bu sebeple de Allah da onları hidayete erdiriyor. Şimdi de sözün Ahsen olanı nedir. Ona bakalım. Rad-21.Ayet, Onlar, Allah'ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederler). Ve misaklarını (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah'a teslim edeceklerine dair misaklarını) bozmazlar. Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar…” 22. Ayet,”Onlar, sabırla Rab'lerinin vechini (Zat'ını, Zat'a ulaşmayı ve Allah'ın Zat'ını görmeyi) dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir...” Sanıyorum, bütün sır bu ayettedir. Zira çağımızda Allah’a teslim olmak unutulmuş durumdadır. Yüce rabbimiz bizi çok ama çok seviyor. Dünyada mutluluğu yaşayıp, ahirette de cennetine almak istiyor. Bunun için tüm şartları hazırlamış. Bize düşen görev, Allah’ın emrettiği şeyleri yapıp, yasakladığı şeylerden kaçınmak. O zaman fizik ötesini bile görmek mümkün olacak. Yeter ki onların yaşadıkları teslim dinini yaşayalım. Allahû Tealâ, Fatır suresi-19. Ayette, “Ve âmâ (kör) olanla basiret sahibi olan (gören) müsavi (eşit) olmaz.” Buyurmaktadır. Gerçekleri görmek istemeyenler için de, Rum-52. Ayet’te, “Öyleyse muhakkak ki sen ölülere duyuramazsın, arkalarına dönüp gittikleri zaman sağırlara da daveti duyuramazsın.”Denilmektedir. Sonuç olarak, gerçek müminlerin fizik ötesini görebilmesi mümkün olabiliyor. O zaman Kadir gecesinin ne günü olduğunu bilmek sorun olmuyor. Önemli olan gerçek (hak) mümin olabilmek. Bunun ilk adımının Allah’a yönelmek olduğunu yukarıdaki ayet’ten çıkarıyoruz. Yani, dünya hayatında ruhen ulaşmayı dilemektir. O zaman Enam 122. Ayette açıklandığı gibi,”ölü iken diriliyoruz.” Görür işitir idrak eder hale geliyoruz. Sahabenin yaşadığı kur’ândaki İslam’dan çok şey kaybedilmiştir. Çağımızda İslam dünyası Kadir gecesini Ramazanın 27. Gecesi kutluyor. Allah ve Resulünün verdiği işaretler ile ramazanın son on günü içinde olduğu biliniyor. Ancak, niçin 27. Gece diye sabitleniyor. Anlamak mümkün değildir. Milyonlarca Müslüman, bu sabit günü kutlamaya çalışıyor. Aldatılıyorlar. Kesin gün verildiği için Kadir gecesinin rahmetinden istifade edemiyorlar. Allah ve resulü de diğer kandil geceleri gibi, ne gün olduğunu söyleyebilirlerdi. Söylenmediğine göre aranması veya kişinin hak mümin olmak için gayret göstermesi murât ediliyor. Hak mümin olduğu takdirde sorun kalmıyor. Allah fizik ötesini gösteriyor. Yahut kişi tabi olduğu makamdan bu geceyi sorup öğreniyor. Böylece geceyi değerlendirip yüksek dereceler kazanıyor. Bazı cemaatlerin farklı gecelerde kutladıkları biliniyor. Farklı geceler olmasının sebebi, cemaatler arası tevhidin sağlanamamasından kaynaklanıyor. En azından onlar aramaya çalışıyor. Allah’ın bu gayretlerini kabul etmesi umut edilebilinir. Ancak, aramadan, 27 gece kutlanılması gerektiğini söylemek, insanların faydalanmasını engellemektir. Bu çok büyük bir vebaldir. Bu yazımızda özellikle bu yanlışlığı vurgulamak istedik. Umarım faydalı olmuştur. Tüm insanlarımızı hak mümin olabilmeleri için Allah’a yönelip ona ulaşmayı dilemelerini tavsiye ederiz. Çok basit her hangi bir külfet gerekmeyen sadece bir talep ile kuruluşa ulaşabilecekleri gerçeğini duyurmak istedik. Tatmin olamayanların, ramazanın son on gecesini değerlendirmelerini özellikle bu gecelerde Allah’a yönelip ona ulaşmayı dilemelerini öneriyoruz. Yüce rabbimizin tüm insanlarımızı nice kadir gecelerine ulaştırmasını, bu mübarek gecenin İslam âleminin uyanışına ve insanlarımızın hidayetine vesiyle olmasını dilerim.
Lütfi Tümtürk, 22.08.2011
Bu yazı 22.08.2011 tarihinden itibaren toplam 697 defa okunmuştur.
|