Lütfi Tümtürk [Olaylar ve Yorumlar] |
18.07.2011 |
Temiz Eller Operasyonları Sulandırılmamalıdır.
Türkiye Bir Hukuk Devletidir.
İtalya’daki temiz eller operasyonlarına tüm Avrupa destek vermiştir. Bu sayede mafya yapılanmalarının merkezi olan ülkede, gayri meşru işlemler sonlandırılmıştır. Bundan sonra yapılan hukuki mücadelelere “temiz eller” denilmesi adet olmuştur. Biraz gecikmekle beraber ülkemizde de, Ergenekon davası ile başlayan süreç, temiz ellere dönüştü. Kendilerini devlet zanneden gruplar ve bazı sivil yapılanmaların her şeye karıştığı, hak ve hukukun ayaklar altına alındığı, kokuşma ve bozulmanın birçok kurumları etkilediği anlaşılmıştır. 12 Eylül 2010 referandumu ile yozlaşmadan kurtulan adli kurumlarımız tarihine yakışır hizmet vermeye başladı. TSK ve medya yapılanmalarından sonra şimdi de spor kurumlarımızda yapılan yolsuzluklar sorgulanmaya başlandı. Soruşturma gereği bazı spor adamları ve sporcular tutuklandı. Taraftarlarının, tutuklanmalara karşı çıkıp protestolarına şahit oluyoruz. Bu hatadır. Yanlışlık yapanlar kim olursa olsun ortaya çıkarılmalıdır. Eğer ülkemizde hakkın ve hukukun hâkim olması istiyorsak. Yargıçlarımızın tasarruflarına karşı çıkılmamalıdır. Suçsuz olduğuna inanılan insanlarımıza her türlü adli yardım yapılarak kendilerini temize çıkarma fırsatı verilmeli. Bunun haricinde yargı kararlarına saygı gösterilmelidir. Bu konuda siyasi partilerimiz sınıfta kalmışlardır. Tutuklu kişilerin milletvekili adayı yapılarak, kurtarma girişimine bağımsız yargımız izin vermedi. Tutuklama bir tedbirdir. Kesin karar değildir. Bu husus unutulmamalıdır. Tutuklulara suçlu gözü ile bakılmamalıdır. Yargı makamları adaletin tecelli etmesi için özgürlükleri kısıtlayabilir. Ancak, tutuklama yetkisi cezalandırmaya dönüşmemelidir. Geniş kapsamlı, çok sanıklı olayların sonuçlandırılması için zamana ihtiyaç olduğu da açıktır. Bu süre içinde herkes sabırla yargılanmanın sona ermesi beklenmelidir. Tutukluların güvenlikleri sağlanmalı, ayrıcalık yapılmamalıdır. Teröristlerin devleti tehdit etmesi nasıl çirkin ise, tutuklu mafya bozuntularının da yargıçlarımıza etkilemeye çalışmaları kabul edilemez. Ülkemizde tüm kurumların temizlenmesi için herkes yargıya yardımcı olmalıdır. Bu konuda özellikle medyanın tarafsızlığı çok önemlidir. Herkes üzerine düşeni yapmalı, başka kurumların işlerine karışmamalıdır. Meksika ve Orta Amerika ülkelerinde, devlet uyuşturucu kartelleri ile baş edemiyor. Kişilerin hak ve hukukları mafya örgütleri tarafından açıkça çiğneniyor. İnsan hakları ayaklar altına alınıyor. Tolerans ve kayırıcılığın sonu budur. Ülkemizin bu hale gelmesi istenmiyorsa yargılamalara kimse müdahale etmemelidir. BDP “Demokratik özerklik” ilan ettiğini açıklıyor. Bu durum demokratik özgürlüğün kötüye kullanılmasıdır. Şimdiye kadar uygulandığını iddia ettikleri kısıtlamaları haklı çıkarıyorlar. Özgürlüklerin de bir sınırı vardır. İllerde her çoğunluğu sağlayan parti, özerklik mi iddia etsin. Kürt vatandaşlarımızın hukukunu çiğniyorlar. İktidar partisi kürt vatandaşlarımızdan daha çok oy almıştır. Kürt vatandaşlarımızı temsil yetkisi daha fazladır. Bu konuda Sayın Prof. Dr. Ergun Özbudun’un Star gazetesi ve Tv. Deki açıklamalarını paylaşmak istiyorum. “Kürt milliyetçiliğinin en güçlü olduğu ve BDP’ nin seçimlerden birinci parti olarak çıktığı yedi ilin (Batman, Diyarbakır, Hakkâri, Mardin, Muş, Şırnak ve Van) toplamında aldığı oy oranı yüzde 59, AKP’nin oy oranı ise yüzde 33,5’tir.” Ancak,“Yedi ili kapsayan bu çekirdek bölgenin dışında, Kürt nüfusun ya çoğunluk, ya da önemli bir azınlık teşkil ettiği Doğu ve Güneydoğu bölgesinin tamamına bakıldığında, tablo çok daha açıktır. Bu bölgeye giren iller, yukarıda değinilen yedi ile ek olarak, Adıyaman, Ağrı, Ardahan, Bingöl, Bitlis, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Iğdır, Kars, Malatya, Siirt, Şanlıurfa ve Tunceli illeridir. Bu toplam 15 ilde AKP’nin oy oranı yüzde 61, BDP destekli bağımsızların oy oranı ancak yüzde 14’tür.” “Yirmi iki Doğu ve Güneydoğu ilinin toplamında da, AKP’nin oy oranı yüzde 51,5, DP’ninki yüzde 29,6’dır. Bazı illerde (meselâ Urfa ve Mardin) BDP destekli olmayan bağımsız adayların da bir miktar oy aldıkları düşünülürse, DP’nin bölgedeki genel oy oranı biraz daha düşmektedir.” %25 ler civarındadır. Türkiye genelindeki oy oranı ise sadece %6.6 dır. Sadece birkaç şehirde çoğunluk sağlanınca özerklik mi ilan edilir. TBMM toplantılarını boykot etmek, kötü niyet göstergesidir. Demokratik mücadele meşru zeminde yapılır. TBMM de siyaset yapmak istiyorlarsa terörü desteklemekten vaz geçmek zorunludur. Devletimizi tehdit ederek bir yere varılamaz. İnsanlarımızın demokratik sabrı daha fazla zorlanmamalıdır. Diyarbakır’da askerlerimize saldıran teröristler, kardeşlik istemediklerini ortaya koymuşlardır. Bu teröristleri destekleyenlerin de, birlik ve beraberliği istemedikleri anlaşılıyor. Orta doğu ve İslam ülkeleri büyük bir kargaşa içerisindedir. Önümüzdeki günlerde bu karışıklığın daha yoğunlaşacağı gözükmektedir. Bu kargaşadan insanlarımızı uzak tutmanın yolu birlik beraberliktir. Savcılarımız karanlık güçlerin üzerine gitmeli, ülkemiz temiz eller operasyonu tamamlanmalıdır. TSK çok sağlam bir kurumumuzdur. Operasyonlardan güçlenerek çıkacaktır. Yargılama aşamasında moralinin bozuk olduğu iddiaları teröristleri cesaretlendirir. Güvenlik kuvvetlerimiz bu teröristlerin onlarca kat fazlası ile baş edecek güçtedir. Temizliğin gecikmesi, hukuk içinde yapılması sebebiyledir. Pek yakında terörün sona erdirileceği ümidi ile iyi haftalar dilerim.
Lütfi Tümtürk, 18.07.2011
Bu yazı 18.07.2011 tarihinden itibaren toplam 792 defa okunmuştur.
|