Lütfi Tümtürk [Olaylar ve Yorumlar] |
11.07.2011 |
İrşat,Mürşit Kavramları
İrşat ve mürşit kavramlarını açıklamak için bir makale yetmez. Bu kavramların tam anlaşılması için bir kitap yazmak gerekir. Bunu ehline bırakıp, konuyu bildiğimiz kadarı ile kısaca inceleyelim. Konuların kısaca öğrenilmesine ihtiyaç var. Vakit kısıtlığı sebebi ile detaylara girilemiyor. TDK sözlüğünde irşat, ”Doğru yolu gösterme, uyarma” ifadesi ile açıklanmaktadır. Mürşit terimi ise, “Doğru yolu gösteren, kılavuz, Müritlerine tasavvufu öğreten, sırları ve gerçekleri gösteren tarikat şeyhi.” ifadeleri ile açıklanmaktadır. İlk bakışta irşadın gerçekleri öğrenme olduğunu anlıyoruz. Mürşidin de bu gerçekleri öğreten öğretmen olduğunu öğreniyoruz. Hâlbuki bu terimlere, toplumumuzda olumsuz bir anlam yüklenmektedir. İrşat ve mürşit ile ilgilenen kişiler için, dinde aşırıya giden, gerici damgası vuruluyor. Hâlbuki bilinmeyen manevi ilimlerin ayrıntılarını mürşit’ten öğrenmemiz gerekiyor. Konuyu Kur’ân’ı kerimden araştırdığımızda, Bakara suresi-186. Ayet’te, “Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşat olurlar).” Ayet’ten İrşat olmak için Allah’ın davetine icabet (Yaşamamız) gerektiğini anlıyoruz. Allah’ın bizi irşada (aydınlanmaya, gerçekleri öğrenmeye) davet ettiği anlaşılıyor. Aynı ayet’ten, Allah’ın yardımını almamızın, bu gerçekleri yaşamamız ile mümkün olduğunu öğreniyoruz. Yani, Allah kuluna yardım etmek için davetine icabet etme şartını ortaya koymaktadır. Bu çok önemli, günümüzde bilinmeyen bir husus olduğunu tespit ediyoruz. Kutsal kitabımızda mürşit için bir açıklama olup olmadığını araştırıyoruz. Kehf suresi-17. Ayetin ikinci paragrafında aradığımızı buluyoruz. “Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah'a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşit (irşat eden evliya) bulunmaz.” Bu mübarek ayetten, dalaletten kurtulup, hidayete ermek için bir veli mürşit’ten manevi ilimleri öğrenmemiz gerektiğini anlıyoruz. Allahû Tealâ’nın bu çok açık emrine rağmen, müslüman geçinenlerin tabiiyet konusuna soğuk bakmalarına anlam veremiyoruz. Bunu daha ayrıntılı öğrenmek için araştırmamıza devam ediyoruz. Bakara-38. Ayette de, hidayete ulaşma şartları verilmektedir. “Biz dedik ki: “Hepiniz oradan (aşağıya) inin. Benden size mutlaka hidayet gelecektir. O zaman kim hidayetime tâbî olursa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.” Bu ayetten de mutluluğumuz için (Hidayetçi veli Mürşide) tabiiyetin zorunlu olduğunu öğreniyoruz. Hâlbuki bize Allah ile kul arasına kimse giremez demişlerdi. A.İmran-112. Ayette de, “Onların üzerlerine, nerede olurlarsa olsunlar zillet (alçaklık) damgası vuruldu. Ancak Allah'ın ipine (Sıratı Mustakîm'e) ve insanlardan bir ipe (Allah'a ulaştıracak olan mürşide) tutunanlar (ulaşanlar) hariç. (Onlar) Allah'tan bir gazaba uğradılar ve üzerlerine miskinlik damgası vuruldu…” Buyurulmaktadır. Ayet’te “insanlardan bir ip” ifadesi ile mürşitlerin kast edildiği parantez içinde açıklanıyor. Mürşitlerin temel görevleri Nisa-104. Ayette anlatılmaktadır. “Sizin içinizden hayra davet eden (mürşidlerden) bir cemaat olsun ve mârufla emretsin, ve münkerden nehyetsin (men etsin). İşte onlar, onlar felâha erenlerdir.” İçinizden ifadesi ile aranan mürşitlerin, yaşadığımız ortamda yaşayan birilerinin olduğunu anlıyoruz. Maruf (beğenilen güzellik) ile emredecek, Münker (pislik-kötülük)’i yasaklayacak. Nahl suresi-36. Ayet, bu konuda tüm tereddütleri ortadan kaldırıyor. “Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).” Buyurulmaktadır. Ayette, geçen resul, her devirde ve tüm ümmetlerde bulunan hidayetçi veli mürşit’tir. Bunları Allah görevlendiriyor. Görevleri de insanları şeytanın etkisinden kurtarıp, Allah’a kul etmek olduğu açıklanıyor. Bu resullere tabi olanların dalaletten kurtulup hidayete erdiklerini anlıyoruz. Buna inanmayanların akibetini fena olduğu vurgulanıyor. Zaten günümüzde bunu somut olarak görüyoruz. Bu konuda, Cuma-2. Ayeti incelemeden geçmek mümkün değildir. “ Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O'dur. Onlara, O'nun (Allah'ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitabı (Kur'ân-ı Kerim'i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.” Denilmektedir. Kur’ânın ruhuna girebilmek, nefislerimizdeki afetlerden arınmak için bu hidayetçi resullere ihtiyaç olduğu çok açıktır. Kısaca, Allah’ın güzelliklerini öğrenip aydınlanmak için tabiiyetin gerekliliğini, en sağlam kaynaklardan öğrendik. Bu öğretmenimizi nasıl bulacağız. Sırası gelmiş iken onu da kısaca araştıralım. İnsanlarımızın samimiyetlerini suiistimal eden birçok sahteleri de bulunmaktadır. Bu husus kur’ânı kerimde Nahl suresi-9. Ayette açıklanmaktadır. Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm'e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah'ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.” Ayetinden hidayetçi veli Mürşitlerin Allah’tan öğrenilmesi gerektiğini anlıyoruz. Cuma ve kandil gecelerinde, gusul abdesti ile hacet namazı kılınarak kalbimizi afetlerinden arındıracak doktor, Kur’ânı öğretecek öğretmen, dünyamızı cennete çevirecek, rehberimizi Allah’tan sorup mutluluğa adım atmak ümidi ile konumuzu tamamlayalım.
Lütfi Tümtürk, 11.07.2011
Bu yazı 11.07.2011 tarihinden itibaren toplam 710 defa okunmuştur.
|