Lütfi Tümtürk [Olaylar ve Yorumlar] |
04.07.2011 |
Hukuk Devleti Riyakarları
Söz verildiğinde hukuk devletinden taviz veremeyiz. Türkiye demokratik hukuk devletidir. Yargı bağımsızdır. Yargıya müdahale edilemez. Diye başımıza hukukçu kesilenler, bu günlerde bağımsız yargıya yükleniyor. Diyarbakır’dan bağımsız seçilen Hatip Dicle’nin milletvekilliğini YSK düşürdü diye kıyameti koparıyorlar. Vay efendim YSK haddini aşıyormuş. Milli iradeye karşı çıkılmazmış. Yasalar, uluslar arası normlara göre yorumlanmalıymış. Dün halkımızı kendi partilerine oy vermiyor diye bidon kafalılar diyen, sağcısı, solcusu ağız birliği yapmış, YSK ya veryansın ediyor. Bir de yargıdan emekli olmuş, yağcı basının onursal başkan sıfatını taktığı kişi var. Kendisini bulunmaz Hint kumaşı zannediyor. “12 Eylül değişikliğinden sonra yargı bağımlı hale gelmiştir. Yargıçlar hükümete yaranmak için böyle karar veriyor.” Diye meslektaşlarına iftira ediyor. Vicdani karar vermeleri gerekirmiş gibi, bir sürü saçmalık ileri sürülüyor. Mahkemeler, Anayasa ve kanunlara göre karar vermek zorundadır. Kendilerini kanun koyucu yerine koyamazlar. Yazarı, çizeri, politikacısı, bir de görsel basının ekranlara çıkarıp uzman diye tanıttığı, akıl hocaları var. Ben olsam böyle karar verirdim diye, ahkâm kesiyorlar. Bir zamanlar nöbetçi bir yargıç, darbeci subayları bir gecede tahliye etmişti. Sonra diğer meslektaşları onları tekrar tutukladılar. O zaman, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diye kimse olayı sorgulamadı. Bu düşüncedeki insanlar tuzu kokutup, binlerce yıllık şerefli Türk yargısını dünyaya rezil etmişlerdi. Hepsini bir tutamayız, içlerinde mesleğinin hakkını verenler de var. Eski yargıçlarımızdan, Yargıtay başkanlığı yapmış olan Sayın Sami SELÇUK gerçekleri ifade ediyor ama dinleyen yok. Bu aşamada darbecilere destek verdikleri için tutuklanan malum doktor ile gazeteci, milletvekili seçildiler diye tahliye edilmedikleri için de yargıçlarımızı topa tutuyorlar. Mahkeme ise, verdiği karar ile hukuk dersi veriyor. “Milletvekili seçilen sanıkların tahliye edilmesi, milletvekili seçilmeyen sair tutuklu sanıkların ise durumlarının devam ettirilmesi, hiçbir hak ve nesafet ilkesi ve eşitlik kuralı ile bağdaşmaz. Böylesi bir tahliye kararı, sınıf ve statü dikkate alınarak karar verilmesi anlamını gelir ki, bu durum mahkemelerin güvenirliğini ve adalete olan inancı derinden sarsan bir sonuç doğuracağı ve kamu vicdanını yaralayacağı açıktır.” Hak ve adalet konusunda bu kadar objektif düşünen yargıçlarımızı kutluyorum. Böyle kılı kırk yaran hâkimlerimiz olduğu müddetçe milletimiz ayakta kalacaktır. Olaylar karşısında tarafsız olmaya gayret ediyorum. Fakat bu kadar taraflı sözde hukuk adamları karşısında isyan etmekten kendimi alamıyorum. Hukukçu değilim. Ama biz de az çok hukuk okuduk. Ben bu şaklabanlar gibi düşünmüyorum. Her hangi bir gruptan yana değilim. Hak’ın hukuk’un yanındayım. Siyasetçi değilim. Kimseye de yağ çekmek zorunda değilim. Ülkemizde terör örgütü mensubu olmak suçtur. Bu suçu işleyenler kim olursa olsun, yasalara göre yargılanır. Yargılama sonunda takdir edilen cezayı çekmek zorundadır. Kanunlar kimsenin keyfine göre yorumlanamaz. Suçlu, milletvekilli seçilmiş olabilir. O yasaları yapan milletvekillerini de halkımız seçmiştir. Onlara ceza verilemez demek, terör yapmak serbest olsun demektir. Bu kararlara karşı olmak milletimizin huzur ve güvenliğine karşı çıkmaktır. Zengin, fakir, gazeteci, politikacı, Paşa, maşa, hiçbir kimsenin suç işleme imtiyazı yoktur. Milletimizin yıllardır çektiği bu terör ve darbe belasından kurtulmanın yolu, batı’da olduğu gibi bu olayların üzerine gitmektir. Hatip Dicle olayında haklı oldukları taraf, onun milletvekili adayı olmasına izin verilmesidir. YSK sanırım. Seçim güvenliğini tehlikeye atmamak için, seçim öncesi kesin bir karar vermemiştir. Bu şahsın seçilme şartını taşımadığı biliniyordu. Bölge halkını daha iyi temsil edecek başka birileri aday gösterilebilinirdi. Terör suçundan mahkûm olan kişi aleyhinde önemli delil var demektir. Bu kişilerin aklanmadan milletvekili adayı gösterilmesi yanlıştır. Muhalefet partileri bu şahısları kurtarmak için aday göstermişlerdir. Terör örgütünün şehir yapılanması olduğu bildirilen KCK. davasından tutuklu olan bağımsız milletvekillerinin de tahliyeleri kabul edilmemiştir. Ergenekon, Balyoz ve KCK davalarından tutuklu bulunan tüm sanıkların tahliye talepleri ret edilmemiştir. Bu davaları bakan mahkemeler farklıdır. Hâkimleri farklıdır. Bu kararların itiraz mercileri de farklıdır. Hepsi de tahliye taleplerini ret etmişlerdir. Muhakkak ki dava dosyasını iyi bilirler. Bu basın ve yalakalarının tepkisini göze alıp itirazları ret ediyorlarsa sağlam delilleri vardır. Yasalarımıza göre seçilmeden önce işlenen suçlar için dokunulmazlık yoktur. Terör ve Darbe suçlamaları ile yargılanan kişilerin TBMM görev yapması çelişkidir. Bu şahısların tahliyeleri için adalet bakanlığına tanınan “yazılı emir” gibi bazı olağan üstü yetkilerin kullanılması talep ediliyor. CMK. 309-310. Maddeleri çok olağan üstü hallerde kullanılacak istisnai haller içindir. Bu yetkilerin bazı kişileri kurtarmak için kullanılması, adaletin zorlanması, sulandırılmasıdır. Hukuk devletinde böyle bir şey düşünülemez. Bir siyasi grup meclisi boykot ediyor. Ana muhalefet partisi yemin etmiyor. Konunun Başbakan tarafından çözülmesini bekliyoruz diyorlar. Yeni seçilen milletvekillerinin bunu yapması saçmalıktır. Halkımız ile alay etmektir. Böyle saçma bir şey olamaz. Milletimizi dünyaya rezil etmeye kimsenin hakkı yoktur. Tutuklu sanıkların, milletvekili olmadan işledikleri suçtan dolayı yargılandıkları için, tahliye edilmeleri mahkeme kararına bağlı olduğu biliniyordu. Bu husus bilinmesine rağmen aday gösterilmişlerdir. Herkes yargının kararına uymak zorundadır. Bu konunun tartışılması yargıya baskı halini almıştır. Yargı herkese lazımdır. Adaletin olmadığı ülkenin yaşaması mümkün değildir. Yargı kararlarının arkasında durulmalıdır. Ana muhalefetin yemin etmeyerek bölücülere ve darbecilere destek vermesi, komutanların da yemin törenine katılmaması, terörü azdırmış. Devletimizi açıkça tehdit eder hale getirmiştir. Önümüzdeki günlerde ülkemizde çıkması muhtemel krizlerin sorumlusu olacaklardır. Tartışılan bu davalar sona erdiğinde ülkemizde kimsenin suç işleme imtiyazının olmadığı anlaşılacak. Toplum gerçek bir demokratik yapıya kavuşup hak ettiği huzura kavuşacaktır. Gelecek kuşaklar artık böyle saçmalıklar ile uğraşmayacaktır. Dünya ve Avrupa ekonomik krizlerle uğraşırken, ülkemizin sağlam ekonomik yapısı sebebiyle örnek gösteriliyorduk. Bilinçli olarak çıkarılan bu yapay krizin de hayırlısı ile atlatılması düşüncesi ile iyi haftalar diliyorum.
Lütfi Tümtürk, 04.07.2011
Bu yazı 04.07.2011 tarihinden itibaren toplam 748 defa okunmuştur.
|