Lütfi Tümtürk [Olaylar ve Yorumlar] |
18.04.2011 |
Yunanistan'ın Nükleer Santral Şikayeti
Nükleer Enerjiye İhtiyacımız Var.
Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas, Japonya’da yaşanan nükleer felaketin ardından Türkiye’nin deprem bölgesinde nükleer santral kurma fikrinin anlamsız olduğunu söyleyerek, AB’yi, bu konuda harekete geçmeye davet etmiş. Ön bahçemizde bir felaket yaşanmaması için, AB. nin duruma müdahale etmesini istemiş. Yunanistan için turistik önemi de bulunan Rodos Adası’nın hemen karşı kıyısında yer alan Mersin’de inşa edilmesi planlanan Akkuyu Nükleer Santralın, bir hata olacağını söyleyen Papulyas, Başbakan Recep Erdoğan’ın konu hakkında düşünmesi gerektiğini söylemiş. Başbakan Erdoğan da, Rusya’da yaptığı açıklamada, çok kısa süre içinde nükleer santral için ilk kazmanın vurulacağını belirterek, Nükleer enerjide Rusya ile birlikte attığımız adım için haftalar sayıyoruz. Her şey tamam, artık kazma vurulacak demişti. Şu Yunanistan’ın yaptığına bakın, elli yıldan beri üzerinde çalışılan nükleer santralımız için bir engel daha çıkacak gibi görülüyor. Batı ülkeleri, zaten İslam ülkelerinde nükleer santral kurulmasını istemiyor. Onun için ülkemizde nükleer santral kurulması yıllardır engellenmiştir. Şimdi, İran için tepki gösteriyorlar. Fakat İran’ın direncini kıramadıkları için bize bir şey söyleyemiyorlar. Fakat Japonya’daki olay bunlara fırsat vermiştir. Evet gerçekten nükleer santralın kimyasal atıkları, bir kazada radyasyon sızdırma tehlikesi vardır. Termik santralının çevreyi kirletme tehlikesi, hidro elektrik santrallarının doğa güzelliğini bozması gibi olumsuz yönleri vardır. Karadenizli, vatandaşlarımız da şehirlerinde hidro elektrik santralı kurulmasını istemiyorlar. Akan sular bizim çevremizin güzelliğidir. Sularımızın kesilmesine izin vermeyiz. Tarım üretimimiz etkilenir diye tepki gösteriyorlar. Ne yapalım trafik kazası ihtimali var diye arabaya binmeyelim mi? Uçaklar da kaza yapıyor. Elektrik enerjimizi nereden temin edeceğiz. Enerji kesintisi olduğunda herkes rahatsız oluyor. Çağımızın teknolojisini yaşamak istiyor isek bir yerden fedakârlık yapmak zorundayız. En temiz enerji elektriktir. ABD. De, genellikle elektrik enerjisi kullanılmaktadır. Halen dünyada, 500 den fazla nükleer santral var. Bu santralların %10 nun Japonya gibi deprem bölgelerinde olduğu söyleniyor. Ülkemiz de deprem bölgesidir. Fakat kuzey ve Güney sahil bölgelerimiz oldukça emniyetli bölgelerdir. Petrol ve doğal gaz fakiriyiz. Sömürgeciler gibi başkaların zenginliklerini çalmak gibi alışkanlıklarımız da yoktur. Batı ülkelerindeki refahı istiyor isek, risk almak zorundayız. Yunanistan ve batı ülkeleri bizim işlerimize karışamaz. Nükleer santral konusu, artık bir onur, gerçek bağımsız devlet olma meselesi haline gelmiştir. İlk defa bu konuda kararlı bir yönetim vardır. Bu aşamadan sonra geri adım atan siyasiler, halkın desteğini kaybeder. Nükleer santral için tepki gösterenler, bilmeden batıya hizmet eden çok küçük gruplardır. Iğdır’ın Aralık ilçesine çok yakın olan, Ermenistan Metzamor Nükleer Tesisi’nde bir reaktör daha inşa edilmesinin planlandığını haber alıyoruz. Karadenizin kuzeyindeki santrallar için, biz nasıl bir şey diyemiyor isek, bize de kimse karışamaz. Hükümetimizin Sinop için düşündüğü ikinci santraldan başka, üçüncü bir nükleer santral için de çalışma yapıldığını memnuniyetle okuyoruz. ABD. Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, internet sitelerinde “Türkiye’de basın özgürlüğü geriledi.” Başlıklı bir yazı yayınlanmışlar. Sayın büyükelçi, daha önce de,Ergenekon davaları kapsamında göz altına alınan gazeteciler için, tenkit beyanatları vermişti. ABD. Guantanoma üssündeki hapishanede haksız hukuksuz olarak tuttuğu insanların hesabını vermeden basın özgürlüğünden bahsedemez. Buna hakkı yoktur. Ülkemizde yasama, yürütme ve yargı kurumları bağımsızdır. Hakimlerimiz Cumhurbaşkanımızın yargılanmasını ve iktidar partisinin kapatılmasını bile isteyebiliyor. Her kurum üzerine düşen görevi yapar. Böyle beyanatlar yargı kurumlarını etkilemek için yapılan haksız eleştirilerdir. Kimse yargı kurumlarımıza emir veremez. Tesir etmeye çalışamaz. Böyle yapmak suçtur. Onun için herkes haddini bilmelidir. Zenginlik, refah ve mutluluk batının inhisarında değildir. Milletimiz binlerce yıllık kültür ve medeniyeti ile refah ve mutluluğu hak ediyor. Tanzimattan beri batının güdümünde vesayetçi yönetimler artık son bulmuştur. Halkımız çağdaş demokrasiyi özümsemiştir. Artık kimse ülkemizi geri götüremez. 24 Nisan genel seçimlerden sonra yapılacak sivil anayasamız ile İnşaallah daha gerçekçi kararlar alınacaktır. Türk ve İslam devletleri sırtlarından kamburlarını atacaklardır. Bu mutlu günlere ulaşmak ümidi ile iyi haftalar dilerim.
Lütfi Tümtürk, 18.04.2011
Bu yazı 18.04.2011 tarihinden itibaren toplam 1029 defa okunmuştur.
|