Lütfi Tümtürk [Olaylar ve Yorumlar] |
04.04.2011 |
Mutlu Olmak
Bizim Elimizdedir.
Günümüz mutluluk anlayışı:Günümüzde mutluluk anlayışı kişilere göre değişmektedir. Çünkü insanlarımız özel hayatında ihtiyaçlarının karşılandığı oranda mutlu olduklarını ifade ediyorlar. Herkesin gereksinim duyduğu nesneler farklı olduğuna göre, doyumları da farklı olmaktadır. Örnek vermek gerekirse Maddi ihtiyaçları olmayan kişi, bu ihtiyaçlarını karşılayabildiği oranda mutlu oluyor. Nefsi ihtiyaçları olan kişi, bu gereksinimini karşılayabildiğinde mutlu sayılmaktadır. Onun için halk arasında “Umuşunu ve gümüşünü” ifadesi ile kişinin Nakit para ve eşi kast edilmektedir. Kişilerin sadece para ve eşi ile mutlu olacağı düşünülüyor. Dağda aç olan bir hayvan saldırgan olur. Gıda ihtiyacını karşılayabildiğinde sakinleşir. Onun için bu şekilde sağlanan mutluluk hayvani bir sükûnettir. Konumuz ise insani mutluluktur. İnsan sadece maddi bir varlık değildir. Onun mana dünyası da vardır. Her türlü maddi ihtiyaçları karşılanmasına rağmen mutlu olamayan nice varlıklı insanlar vardır. Manevi dünyasında mutlu olan kişilere göre, maddi ihtiyaçlarının önemi yoktur. Günde bir zeytin tanesi ile yetinen evliyalar vardır. O zaman gerçek mutluluk nedir. Onu tarif edelim Gerçek mutluluk: Kişilerin iç dünyasında, başkaları ile ilişkilerinde ve Allah ile ilişkilerinde uyum halidir. Gerçek mutluluk süreklidir. Geçici bir huzur değildir. Kısa süre yaşanan zevk mutluluk olamaz. Bir müddet sonra tekrar gerilime düşmek mutluluk değildir. Onun için gerçek mutluluk olayının ayrıntılarını inceleyelim. Kişinin iç dünyasında mutlu olması:Herkesin bir İç dünyası vardır. Allahû Tealâ Secde-9.Ayette ifade edildiği gibi insana “Ruhundan üfürmüş.”tür. Şems-7. Ayette de, “Bir nefs ile sevvâ (Dizayn) edilmiş.”tir. Ruhumuz Allah’ın emir ve yasaklarına uymak istemektedir. Nefs ise şeytanın etkisine açık, Allah’ın emirlerine itiraz eder. Bu sebeple iç dünyamızda bir çekişme mevcuttur. Ruhumuzun kalbi, Allah’ın güzel hasletlerine sahiptir. Nefsimiz kalbi ise İblisin afetleri ile doludur. Ruhun taleplerine daima zıt taleplerde bulunur. Bu sebeple kişi mutsuzdur. Çünkü, iç dünyasında çekişme vardır. Kişi ne zaman Allah yoluna girer. Tabiiyet makamının tavsiyesine uygun olarak zikir yaptığında, Allah katından gelen Rahmet, Fazıl ve Salâvat nurları nefsinin kalbini doldurmaya başlar. İslam’da buna salih amel (Nefs tezkiyesi) denir. Nefsimizin kalbi Afetlerinden arındığı oranda iç dünyamızda çekişme azalır. Nefsimizin kalbindeki afetler-karanlıklar tamamen temizlenip Allah’ın nurları ile dolduğunda, nefsimiz istekleri ile ruh talepleri %100 örtüşür. O zaman kişinin iç dünyasında sürtüşme olmaz. Yunus Emre, bir dörtlüğünde “Uslu değil delidir. Halka salusluk satar. Nefsini Müslüman etsin. Varsa kerameti.” Mısrası ile anlatmak istediği husus budur. Kişi artık iç dünyasında çatışma kalmadığı için sonsuz bir huzur ve mutluluk yaşar. Kişinin dış dünyasında (Başkaları ile ilişkilerde) mutluluğu yaşaması: İnsan sosyal bir mahlûktur. Tüm ihtiyacını tek başına karşılayamaz. Daima başkalarına ihtiyacı vardır. Bu sebeple sosyal diyoruz. Başkaları ile birlikte yaşamak zorundadır. Ancak, her insan farklı kratere sahiptir. Her kişi başkaları ile uyuşamaz. Aralarında sürtüşmeler yaşanır. Bu durum insanın mutsuzluğuna sebep olur. Bir Allah dostu köpeklerin kendi aralarında uyum içinde olduğunu söyleyen talebesine, “aralarına bir kemik at, bak nasıl dalaşmaya başlarlar.” Sözü ile anlatmak istediği gibi, bazı insanlar da maddi menfaatler için kavga ederler. Birbirlerini mutsuz ederler. Bu yüzden insanların diğer kişiler ile ilişkilerinde barış ve sükûnete ihtiyacı vardır. Çevremizdeki kişilere geçici dünya menfaati için olumsuz davranış sergilediğimizde, negatif derecat (günah) kazanırız. Ruhumuz bize vicdan azabı denilen bir baskı uygular. Ayrıca muhataplarımızın düşmanlığını kazanırız. Bu düşmanlık yüzünden hıplanabilir. Yaralanabilir, öldürülebiliriz. Bu yüzden rahatsız ve mutsuz oluruz. Bu mutsuzluğumuz aile ve çocuklarımıza da sirayet eder. Biz de çevremizi mutsuz ederiz. Huzursuz olmamıza kendi davranışımız sebep olmuştur. Onun için mutlu olmak, bizzat bizim elimizdedir. Allah dostları, İslam başkaları için yaşamaktır. Diyor. Yüce rabbimiz Bakara suresi-29. Ayette, “O (Allah) ki, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yarattı.” Buyurulmaktadır. Yani, tüm insanlar bizim için, biz de diğer insanlar için yaratılmışsız. Diğer insanlara hizmet, yardım etmemiz Allah’ın emridir. Çevremizdeki ihtiyaç sahiplerine yardım ettiğimizde, pozitif derecat (sevap) kazanırız. Ruhumuz bütün vücudumuza bir sekinet verir. Muhatabımızın dostluğunu kazanır. Böylece çevresinde sevilen sayılan bir kişi olarak mutlu oluruz. Bizim böyle olumlu davranış sergilememize rağmen, çevremizdeki bazı insanlar, bize olumsuz davranabilir. Eğer biz Allah yolunda isek, Allah’ın emirleri doğrultusunda, olumlu davranışımızdan vaz geçmeyiz. O zaman Allahû Tealâ bize daha fazla pozitif derecat ihsan eder. Ruhumuz vücudumuza daha fazla sükûnet verir. Muhatap olduğumuz kişi de kendisinin olumsuz davranışına rağmen bizim sevgi ile yaklaşmamız yüzünden Olumsuz tutumunu değiştirmek zorunda kalır. Biz de bir dost daha kazanırız. Böyle mutluluklar içinde yaşarız. Kişinin Allah ile ilişkilerinde mutluluğu yaşaması:Yaratıcımız olan rabbimiz bizi çok sevmektedir. Dünyada mutlu ve ahiret’te de bizim için hazırlamış olduğu cennetine almak ister. Bizim dünyada hangi şartlarda mutlu olacağımızı en iyi bilendir. Bu yüzden, dünya hayatında hangi davranışları sergilememiz, hangi hareketlerden kaçınmamız gerektiğini kutsal kitaplarda resulleri vasıtası ile herkese duyurmuştur. Bu emirlerin yerine getirilmesinde mutlu olacağımız gibi, pozitif derecat (sevap) kazanırız. Negatif emirlerini yaptığımızda ise olumsuz derecat (günah) kazanırız. Yetmez Allah’ın emirlerini yerine getirmediğimiz için huzursuz ve mutsuz oluruz. Bu emirleri yerine getirdiğimizde pozitif derecat kazanmamızın ötesinde, Allah, bizim anlayamadığımız şekilde mutluluğumuzu artırır. Öyle ki pencereleri açıp, “Ben çok mutluyum her şey o kadar güzel ki, bana mı öyle geliyor.” Diye bağırmamak için kendinizi zor tutarsınız. Bu yüzden Allah’ın emirlerinin insanlara mutluluk verdiğini çevrenizde herkese duyurmak istersiniz. Bunun için fedakârlık yapmaktan çekinmezsiniz. Allah da bizim fedakârlığımız ile orantılı olarak mutluluğumuzu artırır. Bu sebeple, Allah dostları hep mutludur. Çevrelerinde meydana gelen olumsuzluklar onların mutluluğunu asla etkilemez. Onlar bilir ki bu olayların hepsi Allah’ın kontrolünde meydana gelmektedir. Allah izin verdiğine göre bir hikmeti var diye düşünür. İstanbul’daki Merkez Efendi gibi, her şeyin merkezinde olduğunu idrak eder. Hiçbir şey onların mutluluğunu bozamaz. Bütün hayatlarını başkalarına hizmetle geçirirler. Görüldüğü gibi mutluluk, maddi ihtiyaçların karşılanmasından ibaret değildir. Kişinin iç ve dış dünyasında, Allah ile ilişkilerinde uyum halinde olmasıdır. Manevi dünyasında mutlu olduğu zaman, maddi ihtiyaçlarının önemi yoktur. Yani, manevi açıdan mutluluk önemlidir. Bu mutluluğa ulaşmak zannedildiği gibi zor değildir. Üstelik bu bizim elimizdedir. Bunun için samimiyetle Allah’a yönelmek (ona ulaşmayı dilemek) yeterlidir. Başka bir ifade ile dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemek mutluluğa adım atmaktır. Bundan sonra Allah’ın yardımı alınacaktır, Allah ve çevremiz ile olan ilişkilerde en doğru davranış sergilenecektir. Allah’ın yardımını alamayan hiç kimse bunu başaramaz. Hz. Peygamberimizin ve mübarek sahabesi, Zümer-18.ayette, “Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah'ın hidayete erdirdikleridir.” İfadesi ile açıklandığı gibi hepsi hidayete erip, saadet asrını meydana getirmiş. Hayatlarını sonsuz bir mutluluk içinde geçirmişlerdir. Mübarek sahabe efendilerimiz ve Osmanlı’nın bunu nasıl başardıklarını bir başka yazıda açıklamak üzere konumuzu tamamlayalım.
Lütfi Tümtürk, 04.04.2011
Bu yazı 04.04.2011 tarihinden itibaren toplam 1345 defa okunmuştur.
|