Lütfi Tümtürk [Olaylar ve Yorumlar] |
21.03.2011 |
Firavunlardan Kurtulurken,Vesayete Düşülmemelidir.
Gerçek Bahara Ulaşmak.
Nihayet Libya’da beklenen gelişmeler yaşanmaya başlanmıştır. Tunus ve Mısır isyanlarında sessiz kalan emperyalist batı, konu Libya olunca dişini göstermeye başladı. Güvenlik konseyinin, Libya hava sahasında uçuşa yasak bölge ilan etme kararından bir gün bile geçmeden, Fransa Libya’nın Stratejik hedeflerini vurmaya başladı. Pentagon da olaya müdahil olarak operasyon başlattıklarını açıkladılar. İki hafta önce yazmıştık. Batı ülkeleri Libya petrollerini kontrol etmek isteyecektir. Sömürgeci batı bu fırsatları hiç kaçırmaz. Saddam’ın müdahalesini bahane ederek. Kuveyt’e girip, Kuveyt petrollerini kontrol altına aldı. Suudi Arabistan da Saddam’ın saldırganlığından korunmak için ABD. Himayesini kabul etti. Irak’ın işgali ile körfez operasyonu tamamlanmıştır. Şimdi bu ülkelerin petrol ticareti kontrol edilerek, silah satarak zenginlikler çalınıyor. Basra körfezindeki petrol kaynaklarından sadece İran ile Libya petrolü kalmıştı. İran’ın nükleer araştırmaları bahane edilerek müdahale fırsatı kollanıyordu. Bu sırada Tunus ve Mısır Firavunlarına karşı yapılan isyanların, Libya’ya sıçraması ile yeni bir fırsat yakalanmıştır. Libya’nın çatlak diktatörü direnmekle bu fırsatı vermiştir. Uluslar arası gözetim altında, bir halk oylaması vaadi ile paçasını kurtarabilirdi. Seçilemez ise bir başka ülkede hayatını sürdürebilirdi. Şimdi bu ümit de kalmamıştır. Yakında Saddam’ın akıbetine uğrar. Libya hükümet sözcüsü ateş kes ilan ettiklerini, uluslar arası gözlemci talep ettiklerini açıkladı. Buna rağme yapılan saldırıları kınadıklarını bildiriyorlar. Bu aşamadan sonra kendilerini haklı çıkarmaları mümkün değildir. Şimdi masum halkına karşı şefkatle davransalar bile kimse kendilerine inanmayacaktır. Bu operasyonlarda arada kalan masum halk ezilecektir. Çatlak Firavun batıya bu fırsatı vermemesi gerekirdi. Ülkelerini terk eden Tunus ve Mısır Firavunlarını örnek almalıydı. Şimdi hem kendini, hem de halkını yaktı. Bu hareketlere karşı Ülkemizin görüşü nedir. Bunu tartışmak istiyorum. Dış işleri Bakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu, Guardian gazetesine yazdığı bir yorumunda, çok önemli açıklamalarda bulundu. Bunların bir kısmını paylaşmak istiyorum. Sayın Davutoğlu şöyle diyor. "Hakarete maruz kaldık ve aşağılandık. Ama sonunda tarih bize itibarımızı iade ediyor. Şimdi artık tarihi, doğal akışına bırakmanın zamanı. Arap dünyasındaki devrimleri, Doğu Avrupa'da olduğu gibi 1980'lerde doksanlarda yaşanması gereken gecikmiş süreçler olarak görüyorum. Gecikti çünkü bazıları, Arap toplumlarının demokrasiye layık olmadıklarını, statükoyu korumak ve radikal İslamcılığı önlemek için otoriter rejimlere ihtiyaç olduğunu söyledi. Kendi demokrasileriyle gurur duyan bazı ülkeler ve liderler, Orta Doğu'da demokrasinin, bölgede tehdit oluşturacağında ısrar ettiler.” "Ama şimdi hep birlikte hayır diyoruz. Sıradan bir Türk, sıradan bir Arap ve sıradan bir Tunuslu tarihi değiştirebilir. Demokrasinin iyi bir şey olduğuna ve halkın bunu hak ettiğine inanıyoruz. Tarihin doğal akışı budur. Herkes halkın bu iradesine saygılı olmalı. Öncelikle insanların hayatlarını kurtaracak, felaketi önleyecek acil durum planlarımız olmalı. İkincisi hayatı normale döndürmeliyiz. Üçüncüsü de tsunamiden sonra evlerimizi yeniden yaptığımız gibi siyasi sistemleri yeniden yapılandırmalı ve tesis etmeliyiz. Ama bunun için bir vizyona ve özgüvene ihtiyacımız var.” "İkinci ilke, değişim ve dönüşümün bir tercih değil bir zorunluluk olduğunu kabul etmektir. Üçüncüsü bu değişim barışçıl yollarla gerçekleşmeli. Güvenlik ve özgürlük birbirlerinin alternatifi değildir. İkisine birden ihtiyacımız var. Dördüncü ilke, şeffaflık, hesap verebilirlik, insan hakları, hukukun üstünlüğü son olarak da bölgemizde ülkelerimizin toprak bütünlüğünün güvence altına alınmasıdır." Sayın Dış İşleri Bakanımız açıklamaları çok güzel. Batı statükoyu korumak ve radikal İslamcılığı önlemek için diktatörleri korumuştur. Kendi demokrasileri ile gurur duyan bu kibirli emperyalistler, demokrasinin İslam ülkelerde kendileri için tehdit oluşturabileceklerini düşünmüşler. Bakanımız Arap halklarının demokrasiyi hak ettiklerini, değişim ve dönüşümün zorunlu olduğunu açıklıyor. Bu dönüşümün barış içinde kan dökülmeden ve Libya’nın toprak bütünlüğü korunarak yapılmalıdır. Ankara da, operasyonu müteakip, geç saatlerde yaptığı resmi bir açıklamada, Koalisyon güçlerinin, birleşmiş milletlerden aldığı bu yetkiyi kötüye kullanmadan, meşruiyet sınırları içinde kalmalarını, sivil halkın korunması ve Libya’nın toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğini tüm dünyaya duyurmuştur. Ancak, batı ikazlara uymayacaktır. Sonunda mutlaka Libya’ya girecek, kendilerine bağlı bir yönetim kurmadan buradan ayrılmayacaktır. Firavunlar gidecektir. Fakat batının vesayetinde yönetimler kurulacaktır. Ülkemiz, bu vesayetten 75-80 senede zor kurtulmuştur. Bu gün yargılanan bu vesayetin temsilcileri, hâlâ basın özgürlüğü kisvesi altında dirençlerini sürdürüyor. Ancak, halkımız gerçek demokrasinin zevkine varmıştır. Masum halkımızı koyun zannedenler belli olmuştur. Hz. Peygamberimizin buyurduğu gibi, Aynı delikten, yılanın çıkmasına bir daha izin verilmeyecektir. Meşru yönetimi devirmeye çalışmak. Basın özgürlüğü olamaz. Milletimiz bu filmleri defalarca izlemiştir. Artık, Türk bayrağı sallayarak kimsenin kandırılması mümkün değildir. Darısı Arap kardeşlerimizin başına olsun. Onlar, Osmanlı’ya isyan etmenin açısını çok çektiler. Emperyalist batı yıllarca Osmanlı’ya iftira atarak orada tutunabilmiştir. Hâlbuki Osmanlı, Hz. Peygamberimizin soydaşlarına hizmet için aldıklarından fazlasını o topraklara harcadılar. Kurdukları eserlerin çoğu yıkılmasına rağmen bitirilememiştir. Umarım onlar da aynı delikten ikinci defa sokulmalarına izin vermezler. Bu arada, okuyucularımızın baharın müjdecisi olan NEVRUZ günlerini kutlar. Yüce rabbimizin tüm ezilenleri gerçek bahara ulaştırmasını dilerim. Gerçek baharın sümbül kokularını almaya başladık. Yakında taze gül kokularına kavuşmak ümidi ile iyi haftalar dilerim.
Lütfi Tümtürk, 21.03.2011
Bu yazı 21.03.2011 tarihinden itibaren toplam 889 defa okunmuştur.
|