Lütfi Tümtürk [Olaylar ve Yorumlar] |
27.09.2010 |
Yurtta sulh-Cihanda Sulh
Kültürel Farklılıklarımız Zenginliktir.
Referamdum sonrası, geçen hafta da uluslar arasi diploması alanında önemli olaylar meydana geldi. Ülkemiz bir kerre daha dünyanın gündemine oturdu. Sayın cumhurbaşkanımız ve dış işleri bakanımız uluslar arası diplomasi platformu olan Birleşmiş milletlerde yaptıkları konuşma ve açıklamaları ile mazlum milletlerin sözcüsü oldular. Güvenlik konseyi ve BM. Bin Yıl Kalkınma hedefleri toplantılarında konuşan Cumhurbaşkanımız dünya liderleri tarafından tebrik edildi. Daha sonra, ABD Dış ilişkiler konseyi ve bir üniversite de ülkemizin İsrail ve İran ilişkileri konusundaki sorulara verdiği cevaplarla ülkemizin haklılığını bir kerre daha ortaya koydu. Özellikle “Gazze ve Filistin toprakları İsraile ait değildir.” Buraları haksız olarak işgal edilmiştir. İfadeleri alkışlarla büyük tasvip gördü. BM. Mavi Marmara insan hakları tespit komisyonu raporu açıklandı. Bu raporda Türkiyenin haklılığı ortaya konuldu. İnsani amaçlı yardım konvoyuna gaddarca saldıran İsrailin suçlu olduğu açıklandı. Uluslar arası bir komisyondan böyle bir karar çıkartmak çok büyük başarıdır. İsrailin ülkemizden özür dileyerek mağdurlara tazminat ödemesi, tüm dünyaya bir kere daha anlatıldı. Fakat, hür dünyanın belalısı olan İsrail, bir çok BM. Kararlarını takmadığı gibi bu kararı da tanımayacaktır. Bu terörist devlet kendisini köşeye şıkıştıran ülkemizden intikam almak peşindedir. Bunun için, ülkemizin kalkınmasında ayak bağı olan bölücü terörü, şimdiye kadar olduğu gibi kullanmaktadır. Terörist başı Karayılanın “Müşterek düşmanımıza karşı işbirliği yapalım.” mesajı bunun açık göstergesidir. Ancak, dünya teröre karşı uyanmıştır. Artık, eskisi kadar destek vermiyorlar. İsrailin de ipliği pazara çıktığı için, onun desteği de yetmeyecektir. Tek taraflı ateş kes iddiaları inandırıcı değildir. Terör bir taraftan devam etmektedir. Kendilerini tarafsız gösteren hainler de, silahlarını toprağa gömmeleri veya başka ülkelere teslim etmelerini tavsiye diyorlar. Amaçları yönetimden taviz koparmaktır. Doğu bölgelerinin kalkınması için her şey yapılabilinir. Bölge halkı öz vatandaşlarımızdır. Azınlık değildir. Her türlü siyasi haklara sahiptirler. Diğer yurttaşlarımız ile aralarında hiçbir fark yoktur. Şimdiye kadar içlerinden Cumhurbaşkanı ve bir çok bakanlar çıkmıştır. Halen bir çok Kürt bakanlarımız vardır. Eğitimin kürtçe olması talebi masum değildir. Kürtçe mahalli bir dildir. Bu dili konuşmak suç değildir. Kurs açnak ve her türlü kültürel faaliyette bulunmak serbesttir. Eğitim kürtçe olmaz ise asimile olurlarmış. İddiası yalandır. Binlerce yıldır asimile olmadılar. Demokratik ve kültürel faaliyetlerin serbest olduğu bir ortamda mı asimile olacaklar. Aksine doğu bölgesindeki türkmen aşiretleri asimile olmuştur. Türkmen kökenli Türk aşireti bile kendilerini kürt zannediyor. Ülkemizde, resmi türk dili haricinde, kürt’çe den başka, Zaza’ca, Laz’ca, çerkez’ce, daha bir çok mahalli diller vardır. Bu dilleri konuşan milyonlarca insanımızın da, eğitimde dillerini konuşmak isterse ne olacak. Demokrasiyi yaşayan batı ülkelerinde de mahalli diller vardır. Fakat resmi dilleri olan İngilizce, Fransızca ve Almanca’dan asla taviz vermezler. Aksine, bu dillerinin dünyada yaygınlaşması için çalışırlar. Kürtçe eğitim isteyenler ayrılık peşindedir. Bölücülere destek olan siyasi parti sözcüleri de özerklik taleplerini dile getiriyor. Bu bölgede küçük bir devletin yaşama şansı olmadığını görmemek için kör olmak gerekir. Filistin ve Lübnanın durumu ortadadır. Koskoca Irak’ı bile erittiler. Şimdi İran’ın peşlindeler. İslam ülkeleri birlik içinde olamazsa onu da er geç bitireceklerdir. Sonra sıra Türk devletlerine gelecektir. Sovyet sömürüsünden yeni kurtulan bu kardeşlerimize de el atacaklardır. Bu eritme politikalarından kurtulmanın tek yolu birlik ve beraberliktir. Müştereklerimiz çoktur. Aynı kutsal değerlere inanıyoruz. Allahımız, kitabımız, vatanımız birdir. Atalarımız bu topraklar için berber mücadele etmişlerdir. Modern demokrasi içinde, kendi özelliklerimizi koruyarak kardeşçe yaşamalıyız. Ülkemizin yer altı ve ter üstü zenginlikleri hepimizi yetecek niteliktedir. Dört mevsimde her türlü iklimin yaşandığı güzel bir ülkemiz vardır. Bu yüzden düşmanımız çoktur. Arap ülkeleri her türlü zenginliklerine rağmen, birlik olamadıkları için sefilleri yaşıyorlar. Amerikanın salllandığı, Avrupanın ekonomik kriz eşiğinde olduğu bu dönemde, ülkemizin pozisyonu çok iyi konumdadır. Son referandum başarısından sonra, Avrupanın en sağlıklı devleti olduğumuz teyit edilmektedir. Elli yıllık terörün sona erdirilmesi için, iç dış şartlar gerçekten çok uygun durumdadır. Bu konuda yapılan çalışmalara herkes destek vermelidir. Halkımızın ayrışmasına sebep olacak taviz verilmeden, her türlü kültürel haklara sıcak bakılarak, bu bela bitirilmelidir. Bunu başarabilirsek,, sivil anayasa değişikliğinden sonra, ülkemizi kimse tutamayacaktır. Güçlü Türkiye, tüm islam ülkelerinin mutluluğuna katkı sağlayacaktır. Medeniyetler itifakı çerçevesinde yakınlaşan batı ile de, müşterek değerlerimiz vardır. Hz.Musa ve Hz. İsa bizim de çok değer verdiğimiz, rabbimizin büyük nebileridir. Onlar, Hz.İbrahimin hanif dinini yaşamışlardır. Hz.Peygamberimiz de hanif idi. Bu sebeple aramızda inanç farklılığı yoktur. Sadece seromoni farklılığı vardır. Temel hedef Allaha yaklaşma olduktan sonra uygulama farklılıkların önemi yoktur. Atamızın dediği gibi, yurtta sulh, cihanda sulh fantezi değildir. Bu düşünceler ile birlik sağlandığında Allah nurunu tamamlayacaktır. Bu yolda dünyada güzel gelişmeler olmaktadır. Bu çalışmaların daha da gelişmesi ümidi ile yazımı tamamlamak istiyorum.
Lütfi Tümtürk, 27.09.2010
Bu yazı 27.09.2010 tarihinden itibaren toplam 732 defa okunmuştur.
|