Lütfi Tümtürk [Olaylar ve Yorumlar] |
29.01.2012 |
Batının Çirkin Yüzü
Pragmatik Demokrasi Anlayışı
Bütün uyarılara rağmen Fransa senatosu, düşünce özgürlüğünü tanımadı. Anayasa komisyonu karşı çıksa da, Ermeni soykırım inkârını cezalandıran yasa kabul edildi. Demokrasi, insan hakları ve düşünce özgürlüğün beşiği kabul edilen ülkenin özü budur. İşte, atalarımızın “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar.” İfadesi ile söylemek istediği budur. Fransa bu davranışı ile batının çirkin yüzünü göstermiş. Kendi menfaati dışında, başkasının hak ve hukukunu tanımadığını tüm dünyaya bir kere daha ispat etmiştir. Küçük menfaatler uğruna insan haklarının hiçe sayılması budur. Atalarımız batının bu yüzünü iyi bilirlerdi. Kendi menfaatleri dışında hiçbir şeye hak tanımazlar. Onların demokrasi anlayışı da budur. Demokrasi ve insan hakları gibi değerler, onların başkalarını kandırmak için kullandıkları araçtır. Menfaatleri için en yakınlarına bile ihanet edebilirler. Yahudilerin karakteri de aynıdır. İslam düşmanlığında birleşirler. Çağımızda ülkemiz ve İslam âleminin başına ne bela gelmiş ise hepsinde bunların katkıları vardır. Allahû Teâlâ onlar hakkında Maide suresi-64. Ayette ne dediğine dikkat edelim. “Yahudi'ler: "Allah'ın eli bağlıdır (Allah cimridir)" dediler. Onların elleri bağlandı. Ve bu sözlerinden dolayı lânetlendiler. Hayır, bilakis! O'nun iki eli de açıktır. Nasıl isterse öyle infâk eder (verir). Ve Rabb'inden sana indirilen şey (ilahî buyruklar), mutlaka onlardan birçoğunun azgınlığını ve küfrünü arttırır. Ve biz onların arasına kıyâmete kadar sürecek düşmanlık ve kin ilka ettik (ulaştırdık). Her ne zaman harb için bir ateş yaktılarsa, Allah onu söndürdü. Ve onlar yeryüzünde fesat çıkarmak için çalışırlar. Ve de Allah, fesat çıkaranları (bozgunculuk yapanları) sevmez.” Fransa parlamentosu kanunlar komisyonu başkanı olan Jean-Pierre Sueur yaptığı açıklamada benzer teklifin 4 Mayıs 2011 reddedildiğini hatırlatarak şöyle diyor. "Bu kez de Kanunlar Komisyonu anayasaya aykırılık görüşü vermiş, ancak Senato buna rağmen söz konusu tasarıyı kabul etmiştir. Geçen sürede konunun özüne yönelik bir değişiklik olmadığına göre, bu gelişme, böyle hassas bir konunun Fransa'da iç siyaset hesaplarına nasıl alet edilebildiğinin açık bir göstergesini teşkil etmektedir. Bu, Fransız siyaseti adına son derece talihsiz bir adımdır. “ Başkan şöyle devam ediyor. “Tarihi olayların yorumunu, tek taraflı görüşlerden hareketle başka halkları yargılama, uluslararası hukuk ilkelerini de göz ardı ederek soykırım gibi ciddi bir suç iddiası üzerinde hüküm beyan etme hakkını kendilerinde gören Fransız siyasetçilerin tavırlarının belirleyemeyeceği açıktır. Esasen hiçbir ülke parlamentosunun da, ne böyle bir hakkı ne de yetkisi vardır. Alınan karar bunun da ötesine geçerek, ifade özgürlüğü ve bilimsel araştırma özgürlüğüne darbe vurmaktadır. Evrensel değerlerin gelişmesinde rolü bulunan ve hukuk devleti olmakla övünen bir ülkede dahi, dar siyasi hesapların bu tür sonuçlar verebilmesi, düşündürücüdür.” Dediğini basından öğreniyoruz. Ermenistan Dışişleri Bakanı Edwart Nalbantyan da. Fransa Senatosunda alınan karar ile ilgili açıklama yayınlayarak, Fransa’ya şükranlarını sunmuş. Bunların hepsi aynı kafa, birisi 300 bin Ermeni oyu için ülkesinin tarihine kara leke sürüyor. Diğeri bir hayal peşinde koşarak kendi yalanlarına dünyayı zorla inandırmaya çalışıyor. Türkiye konunun tarihçiler tarafından arşivlerden araştırılmasını teklif etti. Kabul edilmiyor. Çünkü gerçeklerden korkuluyor. Lobileri vasıtası ile inandırdıkları yalanlarında israr ediyorlar. Evet, Ermeniler Osmanlı döneminde doğu Anadolu’da yaşarken, başta Fransa olmak üzere batının vaatlerine kanarak velinimetlerine ihanet ettiler. Mahalli Kürt kabileleri üzerinde terör estirerek onların bölgeyi boşalmaları için zulümler yaptılar. Osmanlı, Kürt kabilelerini Hamidiye alayları şeklinde organize ederek karşı koydu. Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında, Kafkaslarda kurulan Ermeni Taşnak Cumhuriyeti ile yapılan savaşta, Kazım Karabekir paşa 15. Kolordu ile Gümrü’ye girince 3 Aralık 1920 de Gümrü antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmadan bir gün sonra, Sovyet egemenliğini kabul eden Ermenistan ve Sovyetler Birliği ile Moskova ve Kars Anlaşmaları imzalanarak konu kapanmıştır. Ermeniler doğu Anadolu da isyan başlatarak bölgede terör estirerek zulüm yapmış. Sonunda kendileri kaçmak zorunda kalmışlardır. Atalarımızın dediği gibi “Zulüm ile abat olanın akıbeti berbat olur.” Şimdi gene kaşınıyorlar. Moskof’un tahrik ve teşviki ile mazlum Azerileri yurtlarından çıkarıp, abat olacaklarını zannediyorlar. Batı ülkelerini aleyhimize kışkırtarak netice alacaklarını zannediyorlar. Fransa seçim menfaati için NATO müttefikini satıyor. Yarın başka fayda gördüğünde Ermenileri de satacaktır. Hâlbuki Türkler Fransa’ya birçok kere yardımcı olmuştur. Osmanlı Sultanı, Fransa kralının annesinin ricası üzerine ile onlara yardım için donanma göndermiş. Kenan Paşa izin vermese idi. NATO ya dönemezlerdi. Onlar şimdi bizim AB. ye girmemizi engelliyor. Almanya’nın Bayan Başbakanı ile beraber olup Avrupa’nın küçük devletlerini kullanıyorlar. Biz üye olursak, onların bu sömürüleri de sona erecek. Bu sebeple bizim girişimiz engelleniyor. Tüm varlıkları sömürü düzeni üzerine kurulmuş olan bu devletler. Demokrasinin beşiğiyiz diye toplumları kandırıyor. Bu aşamadan sonra Avrupa birliğinin bize kazandıracağı bir şey yoktur. Gerçek yüzleri deşifre olmuştur. İslam düşmanı olan bu ülkelerin üstünlükleri yoktur. Ülkemizin başına bela olan bölücü terörün arkasında batı vardır. Bölücülerin yayınları Avrupa şehirlerinden yapılıyor. Avrupa’daki işçilerimizden harç alınmasına göz yumuyorlar. İslam ülkeleri arasında tüm fitnelerin arkasında da bunlar vardır. İslam ülkelerinde ortaya çıkan mezhep sürtüşmesini kışkırtanlar batı ülkeleridir. Ortalığı karıştırmak ve savaş çıkarmak için bahane arıyorlar. İran’ın nükleer çalışmalarını bahane ediyorlar. Fanatik İsrail’in eline atom bombasını veriyorlar. İran’a bomba yapamazsın. Diyorlar. İslam dünyasını eskisi gibi güçsüz bırakıp, sömürme peşindeler. Saddam’ı İran ve Kuveyt’e saldırtan bunlardır. Sonra kuzu postunda Kuveyt, Arabistan ve Irak petrollerinin üzerine oturdular. Batının çirkin yüzü artık görülmelidir. Batıdan bize dost olamaz. AB peşinde koşmanın anlamı yoktur. Ülkemizin siyasi vesayetlerden kurtulup özgür yönetimini kurması bunları deli ediyor. IMF ve Dünya Bankası olmadan ekonomisini ayağa kaldırması, iktisadi sömürünün kırılması kıskandırmaktadır. Osmanlının yeniden ayağa kalkmasından, İslam ülkelerini etrafında toplamasından endişe edilmektedir. Korkunun ecele faydası yoktur. Türk İslam birliği, Allah’ın izni ile mutlaka kurulacaktır. Başbakanımızın Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı’na karşı İslam ülkelerinin yanında yer alması, ülkemizin güvenlik konseyinde İran’ın lehine oy kullanması gözlerini açmıştır. Ülkemizi, kendilerinin emrinden çıkmayan koloni sanıyorlardı. Takip edilen özgün dış politika sayesinde Arap baharı başlamıştır. Batının maskesi düşmüştür. Artık kokuşmuş demokrasileri ile kimseyi aldatamazlar.
Lütfi Tümtürk, 29.01.2012
Bu yazı 29.01.2012 tarihinden itibaren toplam 223 defa okunmuştur.
|