Lütfi Tümtürk [Olaylar ve Yorumlar] |
09.01.2012 |
Mutluluk - 4
Allah ile ilişkilerde huzur ve mutluluğu yaşamak
Son üç yazımızda kişilerin mutluluğu nasıl yakalayabilecekleri konusunu örnekleri ile açmaya çalışıyoruz. Bilim ve teknolojinin çok ilerlemesine, günlük hayatın, eskilere oranla kolaylaşmasına rağmen, insanlarımızın çoğunluğu gene de, mutsuz ve huzursuz. Mutluluk olması gerekenin dışında, her yerde aranıyor. Tekrar edelim. Mutluluk zenginlikte, makam ve mevkilerde veya uyumlu karşı cins ilişkilerinde aranıyor. Bir türlü bulunamıyor. Gerçek Mutluluğun, kişilerin iç dünyalarında, çevresi ile ilişkilerde nasıl elde edileceği hususlarını önceki yazılarımızda ayrıntıları ile incelemiştik. Bu gün de yaratıcımız olan Allah ile ilişkilerde mutluluğun yakalanması hususunu bildiğimiz kadarı ile açıklamak istiyorum. Bilindiği gibi hiçbir şey ok iken Allah vardı. Yaratmayı diledi. Büyük patlama adı verilen süreç ile kâinatı yarattı. Sudan başlayan bir hayat ile canlılar yaratıldı. Sonra, Âdem atamız ile insanı yarattı. Melekler ve cinler Âdem atamıza secde etti. Sadece İblis secde edenlerden olmadı. (Araf-11). Yani, Allah insanı bütün yaratıklardan üstün kıldı. Yerde ve göklerde yarattığı her şeyi insanın emrine verdi. (Casiye-13). Çünkü insanı çok seviyor. Bu dünyada mutlu olmalarını ve ahirette de onlar için hazırladığı cennetine almak istiyor. Dünya hayatında nasıl davranmamız gerektiğini gerekçeleri ile kutsal kitaplarında açıklamış. Bu kitapları bize açıklayacak öğretmenlerini (Resuller) de görevlendirmiş. Bu tavsiyelere uygun hareket etmemiz halinde dünya mutluluğu ve ahirette cennet muhakkaktır. Fakat, insanın bu güzelliklere kavuşmasında iki engel var. Birisi Allah’ın emirlerine karşı gelen iblis, cennetten kovulmasının sorumluluğunu Âdem atamıza yüklemiş. Ondan alamadığı intikamını, onun neslinden almak istiyor. Kıyamete kadar aldığı süre içinde sırat-ı müstakim üzerine duracağını onların (Azı hariç) çoğunu kendisine bağlayacağını söylüyor. (Araf-16-18). İkinci engelimiz de nefsimiz. Bünyesinde on dokuz grup afet ile Allah’ın emirlerinin yerine getirilmesini istemiyor. İblis de, bu nefsimizi kullanarak bizim güzelliklere kavuşmamızı engelliyor. Allah nefsimizin afetlerinin temizlenmesini imtihan vesilesi kılmış. Allah’a ulaşmayı dileyip, gösterilen bir hidayetçiye bağlandıktan sonra onun tavsiye ettiği zikri yapmamız halinde, Nefsimizin kalbindeki afetler kapı dışarı edilip, yerine ruhumuzun hasletleri doluyor. Bizim yapacağımız üç şeyi tekrar delim. Allah’a yönelip, ona ulaşmayı dilemek, Hidayetçiye ulaşmak ve zikir (Zikrullah - Allah’ın isminin ard arda tekrar edilmesi) hepsi bu kadar. Bunun ötesi Allah’a aittir. (Şura-13). Bu husus herkese dünya hayatında açıklanıyor. (Dehr-3). Dileyen şükredenlerden dileyen küfredenlerden oluyor. Allah’ın emrini yerine getirenler, ihtiyaçları olduğunda Allah’ın yardımını alıyorlar. Dünya hayatında ihtiyacımız olan bu emirlerin yerine getirilmesi sebebi ile sonsuz bir huzur ve mutluk yaşanıyor. Örneğimiz olan sahabe döneminde, Mekke ve Medine’de doktor bile yok. Hepsi sağlıklı ve zindedir. Fakirler ama hepsi çok mutludur. Çünkü Allah’ın kendileri için uygun gördüğü her şeyin optimum olduğunu düşünüyorlar. Hepsi Allaha tevekkül etmiş. Resulünün emrinden dışarı çıkmıyorlar. Böyle bir toplum nasıl mutlu olmaz. Kişiler, nefsinin arzularına göre hareket etmiş olsalardı. Nasıl bir sonuçla karışılacaklar. Şimdi de onu inceleyelim. Öncelikle, Allah’ın emri yerine getirilmediği için Allah’ın yardımını alamayacaklar. Yanlış davranışları sebebi ile başlarına gelmeyen kalmayacak, hep felaketlerle maruz kalacaklardır. İblisin tek amacı insanları mutsuz ve huzursuz etmektir. (İbrahim-22). Yetmez, Allah’ın emrinin yerine getirilmemesi sebebi ile ruhumuz aklımıza ulaşıp, irademize baskı yapacaktır. Bu olaya, günümüzde vicdan azabı diyorlar. Kişi, bu sebeple mutsuz ve huzursuz olacaktır. Yanlış davranışı sebebi ile olumsuz derecât (günah) kazanacaktır. Yanlış davranışlar ve günahların yoğunluğu sebebi ile kişi ahirette de cehennemi boylayacaktır. Ölümünden kıyâmete kadar kabirde yaşayacağı (kabir azabı) azabını yazmaya gerek yok. Hâlbuki Allah bizi çok seviyor. Sadece basit bir dilek ile bizi dünya mutluğunun yanında, ahiret hayatında cenneti vaat ediyor. (Rad-20-22). Fakat maalesef günümüzde bu kolaylık ve güzellik unutulmuş. Yetmez, İslam’ı yaşamanın dünya nimetlerinden feragat edilmesi anlamına geldiği ifade ediliyor. Örneğimiz olan sahabe, İslam’ı Allah’ın emrettiği biçimde yaşadığı için tüm zamanlar için örnek olan saadet asrını meydana getirmişlerdir. Yakın tarihimiz olan, Osmanlı döneminde de, 600 yıl, yetmiş iki millet bir arada, huzur ve mutluluk içinde yaşamışlardır. Onların bizden tek üstünlükleri, İslam’ı Allah’ın emrettiği biçimde yaşamalarıdır. Çağımızda maalesef Allah’ın kitabı orijinal şekli ile durmasına rağmen, kişiler el yazması kitaplara göre hareket etmektedir. Bu sebeple İslam yaşanamıyor. İnsanlarımız mutsuz huzursuz birbirleri ile kavga halindedir. İslam teslim dinindir. Onun emirlerine ve resullerine teslim olmaktır. Müslüman, Allah’a teslim olan kişi anlamındadır. Allah, Yunus suresi-62-64. Ayetlerde, “Muhakkak ki Allah'ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi? Onlar, âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah'a ulaşmayı dileyenlerdir) ve takva sahibi olmuşlardır. Onlara, dünya hayatında ve ahirette müjdeler (mutluluklar) vardır. Allah'ın sözü değişmez. İşte O, fevz-ül azîmdir.”Buyrulmaktadır. O halde hemen Allah’a yönelip, ona ulaşmayı dileyelim. Dünyada mutluluğu doya doya yaşayalım. Ne kaybederiz. Basit sadece bir dilek ile dünya ve ahretimizi kurtarıyoruz. Bunu yapabildiğimiz takdirde camları açıp çok mutluyum, her şey çok mu güzel, yoksa bana mı öyle geliyor. Diye bağırmak isteyeceksiniz. İslam’ı yaşamak bu kadar kolay ve basittir. Tüm okuyucularımıza ömür boyu mutluluklar dileyerek konumuzu tamamlayalım.
Lütfi Tümtürk, 09.01.2012
Bu yazı 09.01.2012 tarihinden itibaren toplam 342 defa okunmuştur.
|