Lütfi Tümtürk [Olaylar ve Yorumlar] |
17.10.2011 |
Dünya ve Ahiret Mutluluğunun Şifresi-2
Zikir - Zikrullah
Dünya ve ahiret mutluluğumuzun anahtarı hükmünde olan zikir konusunu geçen hafta incelemeye başlamıştık. Aslı Arapça olan zikir nedir. Allah’ın ismini ard arda tekrarı olan zikrullah ile farkları nelerdir. Zikrullah’ın İslam’ın temel şartı olmasının hikmeti nelerdir. Kur’ânı kerimden ayetler ile açıklamaya çalışmıştık. Bu önemli konumuza kaldığımız yerden devam edelim. Zikrin fonksiyonu Nur-21. Ayetin son bölümünde “Ve eğer Allah'ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem'î'dir (en iyi işitendir) Alîm'dir (en iyi bilendir).” Buyurulmaktadır. Bu ayetten nefsimizin afetlerinden arınması için, Allah’ın rahmet ve fazıl adını verdiği nurlarının nefsimizin kalbini doldurması gerektiğini anlıyoruz. Bunu nasıl temin edeceğiz. Sorusunun cevabını kutsal kitabımızda arıyoruz. Hadid-16. Ayet, “Allah'ın zikri ile ve Hakk'tan inen şeyle (Allah'ın nurları ile), âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) kalplerinin huşû duyma zamanı gelmedi mi?” denilmektedir. Buradaki Zikir ile haktan inen şey, Allah’ın Rahmet ve fazıl nurlarıdır. Yani, Zikir bir şifre gibi Allah’tan bu nurların gelmesine sebep olmaktadır. Herkesin yaptığı zikir aynı fonksiyonu meydana getirir mi diye düşünüyoruz. Cevabını gene kitabımızda arayalım. Zümer-22. Ayet, “Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah'a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi? Allah'ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler.”Buyurulmaktadır. Bu ayetten de Nurların gelmesinin, göğsümüzden nefsimizin kalbine nur yolunun açılmasına bağlı olduğunu öğreniyoruz. Ayetin devamında zikir yapmasına rağmen kalpleri kararan kişiler olduğunu anlıyoruz. Bu kişilerin samimiyetle Allah’a yönelmeyen, niyeti halis olmayan kişiler olduğunu anlaşılıyor. İslam’da samimiyet esastır. İnsanları kandırmak mümkündür. Fakat, Allah’ı kimse kandıramaz. Hz. Peygamberimizin elini öpüp biat eden münafıklar için Allahû Tealâ, Hucurat-14. Ayette, “Araplar: “Biz âmenû olduk.” dediler. (Onlara) de ki: “Siz âmenû olmadınız (Allah'a ulaşmayı dilemediniz). Fakat: “Teslim olduk.” deyin. Kalplerinize (içine) îmân girmedi. Ve eğer Allah'a ve O'nun Resûlü'ne itaat ederseniz (Allah'a ulaşmayı dilerseniz), amellerinizden bir şey eksiltmez. Muhakkak ki Allah, Gafur'dur, Rahîm'dir.” Denilmektedir. Bu kişilerin müminleri kandırmak için yaptıkları biat ve zikrin kendilerine faydasının olmadığı anlaşılıyor. “Ve eğer Allah ve Resulüne itaat ederseniz, amellerinizden bir şey eksiltilmez.” İfadesi ile samimiyetsiz amellerin heba olduğu açıklanıyor. Zikir ile tespihat arasındaki fark nedir. Zikir, bilinçli olarak Allah isminin ard arda söylenmesidir. Allahû Tealâ, bu zikrin gayri iradi olarak yapılmasını tespihat olarak isimlendiriyor. Cuma-1. Ayette, “Göklerde ve yerde olanlar, Allah'ı tespih eder...” Denilmektedir. Yerlerde ve göklerde olan tüm maddelerin atomlardan meydana geldiği bilinmektedir. Bu atom moleküllerinin sürekli hareket halinde oldukları fizik olarak tespit edilmiştir. Bu atomlardaki elektronların nötron etrafında dönmesinin tespihat olduğunu anlaşılıyor. Fizik vücudumuzun kalbi de gayri iradi olarak sürekli çift atmaktadır. Allah dostları kalbin bu hareketinin Allahı tespih etmek olduğunu söylüyor. İsra-44. Ayette , “7 kat gökler ve yeryüzü ve onlarda bulunanlar, O'nu (Allah'ı) tespih ederler. O'nu hamd ile tespih etmeyen bir şey yoktur. Ve fakat onların tespihlerini siz fıkıh edemezsiniz (anlayamazsınız, idrak edemezsiniz)...” Ve Haşr-24.ayette de, ”Göklerde ve yerde olanlar O'nu tespih eder. Ve O; Azîz'dir (yücedir), Hakîm'dir.” Ayetlerinden sonra tespihat’ı daha iyi idrak ediyoruz. Hafi ve Cehri Zikir. A.İmran-191. Ayette, “Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın…” Dedikleri anlatılıyor. Bu insanlar günün her saatinde nasıl zikir yapabiliyorlar. Sorusunun cevabını da kutsal kitabımızda arıyoruz. Araf-205. Ayette, “Ve sabah ve akşam vakitlerinde Rabbini kendi kendine, korkarak ve yalvararak, sözün sesli olmayanı ile zikret. Ve gâfillerden olma” Buyurulmaktadır. Bu ayette daimi zikrin sırrı veriliyor. Bu zikrin hafi, gizli iç sesimiz ile yapılmasının gerektiğini anlıyoruz. İç sesimiz ile de olsa bir insanın sürekli zikir yapması nasıl mümkün olabilir. Sorusunun cevabı “Beni zikredin ki, Ben de sizi zikredeyim.” Ayetindedir. Allah’ın yardımı alındığında başarılamayacak hiçbir şey yoktur. O Her şeye kadirdir. Bu ayete rağmen, kadîrî ve rüfaî cemaatleri gibi, bazı Allah dostları cehri (Sesli) zikir yaparlar. Bu cehri zikirler, Allah’ın izni ve yardımı ile kısa süre için yapılan, zikir şölenleridir. Çünkü sürekli sesli zikir yapılması fizik olarak mümkün değildir. Ancak Sessiz, hafi zikir mümkündür. Allah’ın yardımı ile uyurken bile kalp zikri yapmak mümkündür. Bu sebeple sevgili Peygamberimiz, “Benim gözlerim uyur kalbim uyamaz.” Hadisi ile kalp zikrine işaret edilmiştir. Zaten kalbimiz sürekli Allahı zikretmektedir. Bize düşen onun zikrine eşlik etmektir. İnsanoğlu sürekli zikir yapmaya uygun yaratılmıştır. Günlük hayatımızda duyduğumuz bazı kelime ve cümlelere bazen takılıp, ister istemez belli bir süre bunları tekrar ettiğimiz olmuştur. Allahû Tealâ, işte bu olayla daimi zikrin mümkün olduğunu bizlere göstermektedir. Tüm sorularımızın cevabı kur’ânı kerimde vardır. Görüldüğü gibi kutsal kitabımızda her sorunun cevabı vardır. Yüce rabbimiz Enam -38. Ayette, “Biz bu kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” Buyurmaktadır. Samimiyetle gerçeklerin öğrenilmesi için gayret edildiğinde tüm sorularımıza cevap bulabiliriz. Bu incelememiz ile zikir konusunda edindiğimiz bilgileri tekrarlayalım. 1-Zikir, yani Allah’ın ismi veya esmalarının ard arda tekrar edilmesi dünya ve ahiret mutluluğunu yaşamamızı sağlayan şifredir. Çok önemlidir. Ancak o zaman her an Allah ile beraber oluruz. Onun yardımını her an yanımızda hisseder. Bu yardımın yanımızda olduğunu bizzat görürüz. 2-Allah’ın zikri ile birçok gerçekler idrak edilir. Yukarıdaki ayette ifade edildiği gibi zikirden gafil olanlar, Allah’ın bu gerçeklerinden de gafildir. Zikir bizim Allah’a yönelmemizi, dünya hayatında ona ulaşmayı dilememizi sağlayan en önemli araçtır. 3- Zikir nefsimizin manevi kalbindeki afetlerin temizlenmesini temin eden önemli bir ibadettir. Zikir yapınca Allah’tan gelen Rahmet ve Fazıl nurları önce kalbimize sızar, hûşû oluşmasını sağlar. Huşuya ulaşan kişi kalp doktoru olan hidayetçi mürşidini arar. Onu bulunca dünya mutluluğunu yaşamaya başlar. 4-Zikir çok önemli olduğu için iblis çağımızın insanına unutturmuştur. Günümüzde zikre şiddetle muhalefet edilmesinin sebebi budur. İblis diğer araç ibadetlere dokunmayarak sureti haktan görünmektedir. İnsanların diğer ibadetlerle oyalanmasını, bu ibadetlerle İslamı yaşadığını zannederek, kendisini teselli etmesini sağlamaktadır. Böylece zikrin üzerini örtmeyi (unutturmayı) başarmaktadır. Dünyada mutlu olmak ve ahirette cenneti hak etmenin yolu, İslamı yaşamakla mümkündür. İslamı yaşamanın anahtarı, Allah’a yönelmek, ruhunu (dünya hayatında) Allah’a teslim etmeyi dilemektir. İslam yaşanmadan, Allah devreden çıkarılarak mutluluk mümkün değildir. Okuyucularımızın dikkatini çekmek istiyorum. Sadece ve sadece Allah’a ulaşmayı dilemek kurtuluşumuz için yeterlidir. Çünkü, “Allah kendisine yönelen kulunu, bizzat kendisine ulaştıracağını“ Ankebut-5, Şura-13 ve Rad-27. Ayetler ile garanti vermektedir. Bu güzellik ve kolaylık maalesef günümüzde bilinmemektedir. Bu gerçeklerin bilinmemesinin sebebi, iblisin bu güzelliği kapatmasıdır. Çünkü cenneten kovulmasına sebep olan Hz. Âdem atamızın intikamını çocuklarından almak istiyor. Bu hususta, Sad-82-83. Ayetlerde, “Muhlis kulların hariç, çoğunu azdıracağım“ Diye Allah’a söz vermiştir. Maalesef bunu büyük oranda başarmıştır. Şeytanın tesir edemediği muhlis kul olmak mümkündür. Bunun ilk adımı Allah’a yönelmek (ona ulaşmayı dilemek)’tir. Bundan sonra da zikre sarılmaktır. Ancak zikir, bizi bu aşamaya getirebilir. Bu sebeple tüm insanlarımızı Allah’a yönelmeye ve onu zikretmeye davet ediyoruz. Çağımız hidayet çağıdır. Bu çağın hidayetçisinin himmeti ile bu gerçekleri öğrendik. Bu güzelliği sizlerle paylaşmak sizin hidayetinize yardım etmek istiyoruz. Onun için lütfen verdiğimiz ayetleri bir daha okuyun. Tavrınızı belirleyip, Allah’a yönelin. O zaman, dünyanın ne kadar güzel yaşanır bir ortam olduğu görülecektir. Mutluluğunuz artacak, çok mutluyum herkes de mutlu olmalıdır diye bağırmak isteyeceksiniz. Yüce rabbimizin tüm insanlarımızı hidayete erdirmesi dileği ile konumuzu tamamlayalım
Lütfi Tümtürk, 17.10.2011
Bu yazı 17.10.2011 tarihinden itibaren toplam 429 defa okunmuştur.
|