Lütfi Tümtürk [Olaylar ve Yorumlar] |
26.09.2011 |
Birleşmiş Milletler Üzerindeki Vesayet
ABD ile İsrail'in gücü
Başbakan Erdoğan, Kuzey Afrika seyahatinden sonra, ayağının tozu ile Birleşmiş Milletler toplantısına katılmak üzere Amerika’ya gitti. Bu toplantıdan önce, tüm dünya’nın takip ettiği, Başkan Obama ile 1,5 saat süren bir görüşme yaptılar. Bu görüşmede, İsrail-Filistin sürtüşmesi, terör, Arap baharı ve Kıbrıs Rum yönetiminin son tahriklerinin görüşüldüğü, Başkan Obama’nın Türk dış politikasını anlayış ile karşıladığını, terör konusunda desteklerinin devam edeceğini öğreniyoruz. Başkan Obama’nın İsrail’e karşı uygulanan politikadan rahatsızlığı görülse de, haklı olduğumuz için karşı tedbirlerimize bir şey söyleyemediği anlaşılıyor. Filistin Devletinin tanınması olayını mecburen veto edeceğini ifade etmiş. Başkanının bu ifadesi çok enteresandır. Dünyanın bir süper devleti, İsrail gibi küçük bir terör devleti tarafından kontrol edildiği açıkça görülmüştür. BM. Genel Kurulunda, Başbakanımızın Birleşmiş Milletler genel kurulunda yaptığı tarihi konuşma tüm dünya’ya ders olacak niteliktedir. İsrail’in hiçe saydığı, yüzlerce Genel kurul kararı olduğu, Güvenlik Konseyi’nin bağlayıcı nitelikteki 89 Kararını tanımayan İsrail’e karşı sesiz kalınması tenkit edilmiş. Belki ilk defa, Genel Kurula hitaben, çifte standart uygulaması açık biçimde dile getirilmiştir. Özellikle, “BM, ne yazık ki belli ülkelerin çıkarları ve vesayeti istikametinde değil, bütün insanlığın hukukunu korumayı esas almak üzere yeniden yapılanmak ve Vizyonu’nu yenilemek zorundadır.” İfadesi ile ezber bozulmuştur. Somali hakkında, “Açık söylüyorum. Somali’nin feryadını duymayan dünyada kimse barıştan, adaletten, medeniyetten söz edemez. Açık söylemek zorundayım ki; Birleşmiş Milletler, bu gün insanlığın umutlarını, insanların geleceğini tehdit eden korkulara galip kılacak bir liderlik sergileyemiyor.” Sözlerini alkışlamamak mümkün değildir. Birleşmiş Milletler teşkilatı adına uygulanan adaletsizlikler belki ilk defa bu kadar açıkça anlatılmıştır. Kuzey Afrika Arap toplumlarında meydana gelen isyanın, demokratik yönetim özleminden kaynaklandığı, artık otokratik yönetimlerin modasının geçtiği hususu, bir siyasi manevra yapmadan ifade edilmiş. Bu konuda bazı Arap şeyhliklerinin tepki ihtimali gözetilmeden açıkça söylenmesi, uluslar arası politikada ne kadar samimi olduğunun ispatı olmuştur. Kıbrıs sorunu konusunda, Türk tarafının barış istemesine rağmen, Rumların konuyu çözme iradesi koyamadıklarını, AB. Tarafından şımartılan Rum yönetiminin sorumsuz davranışları, Akdeniz de tek taraflı tasarruflara kalkışması karşısında, KKTC’nin haklarının korunacağı açıkça anlatılmış. Rumların tahriklerine dikkat çekilmiştir. Basın Toplantısı Genel Kurul toplantısından sonra yapılan basın toplantısında gazetecilerin Gazze’yi sormaları üzerine,” Başbakan Erdoğan “Bırakın Gazze'yi Filistin açık hava hapishanesidir. Bu insanlar İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin neresine sıkıştırılıyor. Nerede insanlık, nerede dünya, eğer bir yerde zulüm varsa, biz bu zulme seyirci kalamayız.” Şeklinde cevap verdiğini görüyoruz. İslam’ın manası (Sulh ve Sükûn) barıştır. Suriye olayları hakkında sorulan bir soruya da, “Halkın talep ve beklentilerini karşılamayan, kendi halkına silah doğrultan, adalet ve hakkı tutup kaldırmak yerine, zulmü esas alan yönetimlerin devri kapanmalıdır.” Diye cevap vermiş. Dünyada ılımlı İslami hareketin yükselip yükselmediğinin sorulması üzerine de “Ilımlı İslam diye bir ifade olmaz, İslam aşırılıkları reddeder, asla kabul etmez. Çünkü İslam kelime anlamı itibarıyla Arapça (Silm) kelimesinden gelir ve bu barıştır.” Şeklinde cevap verdiğini okuyoruz. Başbakan Erdoğan’ın performansı dünya basınında, İngiliz Dış İşleri Bakanı Cameron’un BM Genel kurulunda yaptığı son derece sıradan konuşması ile mukayese edildiği görülüyor. Erdoğan’ın BM. Genel kurulunun vitrin olduğu bilinci ile dünyaya hitap ettiği, ezberleri bozduğu, yeni Türk vizyonunun bölge ile sınırlı kalmayacağı görülmüştür. Şeklinde yorumlandığı görülüyor. Türkiye'de belli bir kesim Erdoğan'ın BM. Genel kurul konuşmasını 'BM'ye de çattı' diye yorumluyorlar. Evet, konuşma sertti. Ama haklıydı. Bu haklılığı konuşmasından sonra kendisine ve Türk heyetine gösterilen ilgiden açık olarak görülmüştür. Özellikle BM'nin yetersizlikleri, geçmişteki başarısızlıkları ve belli ülkelerin tekeli olması konusunda son derece haklıydı. Bu konular belki ilk defa genel kurulun yüzüne karşı ifade edilmiş. Çok iyi olmuştur. Bu performansın etkisi, Güvenlik Konseyi Geçici üyelik talebimiz ile Filistin’in Devlet olarak tanınması oylamalarında somut olarak görülecektir. O zaman ABD ve İsrail’in etkisi ile vesayetinin sınırları belli olacaktır. Dünya devletlerinin büyük çoğunluğunun hakkın, hukukun yanında olduğunun görülmesi ümit ve temennisi ile konumuzu tamamlayalım.
Lütfi Tümtürk, 26.09.2011
Bu yazı 26.09.2011 tarihinden itibaren toplam 494 defa okunmuştur.
|