Gönül Maraşlıoğlu [Gönül Penceremizden] |
22.02.2012 |
"Kubbe-i Arz'ın Mihmandarları" 4
Fetih 1453
Panaroma 1453 gezmenizi tavsiye ettiğimiz zaman içerisinde Fetih 1453 filminin vizyona girmesi konumuzla bir bütünlük oluşturdu. Kalbinizde Yüce Rabbimiz varsa, dünyayı o mutluluk ikliminde yaşarsınız. Bizde İstanbul'un Fethini iç dünyamızda yeniden yeşerttik. Huzursuz ve mutsuz olan toplumlara Osmanlı sulh ve sükûnu getirmiştir. Herzaman insanların mutluluğu fetihlerdeki ana unsur olmuştur. Başkalarının mutluluğu için çalışmıyorsak bu âlemde ya nefsimize veya iblise hizmet ediyoruz. Öyleyse Allah Yolunda bir hayat sürmenin en kolay yolu bir dilek; "Yaşarken Allah'ın evliyası olmayı dilemek." Tıpkı iki muhteşem örneğin yaşadığı istikâmette talepkâr olmak. Onlar yaşamışlar ve hem ahiretlerini hem de dünyayı kazanmışlar. Kimler mi? Öncelikle Sâhabe ve daha sonra Sâhabenin yaşantısını en güzel şekilde temsil eden Osmanlı. İ’lây-ı kelimetullah için yaşayan ecdadımız Osmanlı bu istikâmette incelendiğinde Allah'la beraber olmaları ve Sahâbeden sonra İslâm'ın başarılarının arkasında ki tek gerçek. Bugün asıllardan uzaklaşılmış bir İslâm yaşanıyor. Yaşanıyor demek bile inanın insanın içini acıtıyor. Mutsuz ve huzursuzluğun kol gezdiği bir atmosferde insanların nefes almaları dahi zorlaşıyor. O nedenle yaşanmışlıklardan ilhâm alarak yola çıksak sonsuz mutluluklara ulaşacağız. Bu gökkubbenin altında özgürce yaşıyor olmak bir büyük nimet. Bu hayatı; Anadolu topraklarını kanlarıyla sulayan şehitlik makamına ulaşan ecdada borçluyuz. Fetih 1453 filminin görülmeye değer olduğu düşüncesi ve tavsiyesinin yanında; övgüyle hatırlayacağımız İstanbul’un fethini geçmişe dönerek bir kez daha yâd edelim. Osmanlı sarayı ve Allah’ın dostlarından Hacı Bayrâm-ı Velî, Sultan II. Murad’ı ziyarete gelmişti. Yanında talebesi ve manevî evladı Akşemseddîn de vardı. Sultan Murad Han, bu mübârek zatın feyzinden oğlu Şehzâde Mehmed’in istifade etmesini istedi. Her cengaver sultan gibi Murad Han da İstanbul’un fethini hayal ediyordu. Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri’ne: “–Acep İstanbul’un fethi kime müyesser olacak?” diye sorunca, Hacı Bayrâm-ı Velî Hazretleri: “–Feth-i mübîni görmek şu şehzade ile Akşemseddîn’e nasîb olacak!” cevabını verdi. Bu açık kerâmet ile duygulanan Murad Han, oğlununun Akşemseddîn Hazretlerinin terbiyesine vermek için Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri’nden izin istedi. Bu vesile ile Akşemseddîn Hz, Şehzade Mehmed’in manevî terbiyesini üzerine alarak, O’nu feth-i mübîne manen hazırladı. Sultan Mehmed’in manevî eğitiminde çok değerli Allah dostlarıda yanındaydı. Birgün hocası Molla Güranî, Şehzade Mehmed’in gece yarısı odasının ışığını yanık olarak gördü. Merak etti. Yanına girdi:
“–Şehzadem neden uyumadın?” dedi. Şehzade Mehmed: “–Hocam, mütâlea ediyordum..” karşılığını verdi. Hocası sordu: “–Hangi dersi mütâlea ediyordun?” Şehzade Mehmed cevap vermeyip sustu. Hocası çalıştığı dersi merak edip O’nun masası üzerindeki evrakları karıştırdı. Hepsi İstanbul’un müstakbel fetih projeleri idi. O, fethin nasıl gerçekleşebileceğini planlıyordu. Hocası: “–Bunlar nedir evlâdım?” deyince; içinde gizlediği sırrı açıklamak zorunda kaldı. Hocasına: “–Hocam! Sır olarak kalması şartıyla nicedir uykusuz kalıp da yaptığım çalışmaların ne olduğunu söyleyebilirim.” dedi. Hocasının mütebessim bir çehre ile başını salladığını görünce devam etti: “–Hocam! Bu iş nicedir içimi yakıp kavurmaktadır. Düşünüyorum ki, sahâbe-i kirâmdan beri defalarca muhasara edilen ve mübârek ashâbın kanları ile sulanmış bulunan şu Kostantiniyye şehri niçin fethedilemiyor?.. O beldeyi fethetmenin yolu nedir? İşte bu yüzden uykularım kaçıyor, sabahlara kadar plânlar yapıyorum…” İçi bu aşk ile dolu ifadeleri dinleyen Hocası, küçük Fatih’i son derece takdir etti. Ayrıca O’nun bu işi başarabilmesi için gerekli haslet, meziyet ve seviyeye bir an evvel ulaşabilmesi yolunda da şu yön verici nasihatte bulundu: “–Evlâdım! Bu büyük zafere nâil olmanı can ü gönülden arzu ederim. Lâkin ben, senin cahil bir sultan olmanı değil, âlim, ehl-i kalb ve feraset sahibi bir hükümdar olmanı isterim. Zaten Kostantiniyye şehrinin mutlaka fethedileceğini kaç asır evvelden Peygamberimiz Efendimiz (S.A.V) : «Kostantiniyye elbette fethedilecektir! Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan ve onu fetheden asker ne güzel askerdir!..” buyurarak bildirmişlerdir. Bu itibarla Peygamberimiz Efendimiz (S.A.V) medhederek müjdelediği o büyük şanlı fetih, üstün meziyetlere sahip bir kumandan tarafından gerçekleştirilecektir. Dolayısıyla senin, maddî ve manevî her türlü eğitimini tekmîl ettikten sonra o büyük fethe seferber olman, en büyük emelimizdir…” Şehzâde Mehmed, eğitimini gördüğü zahirî ilimlerin yanında hocası ve mürşidi Akşemseddîn Hz. tarafından verilen manevî eğitimine de hız verdi. Kısa zamanda Arapça, Farsça, Lâtince, Sırpça ve Yunancayı öğrendi. Fen ve teknik bilgileriyle de savaşlarda kullanacağı harp âletlerini tekâmül ettirdi. Projesi kendisinin olan ilk havan topunu döktürerek İstanbul’un fethinde kullandığı meşhurdur. Fatih Sultan Mehmed Han, devrinin en büyük âlimlerinden ders almış bir padişahdı. İlmî müzakerelere bizzat katılır ve düşüncelerini bildirerek ilimdeki maharetini izhâr ederdi. Akşemseddîn Hazretleri’nden aldığı yüksek manevî eğitimin yanında Molla Hüsrev, Molla Gürânî, Molla Yegan, Hızır Bey Çelebi, Hocazâde, riyâziyyede Ali Kuşçu’dan ders almıştır. Fatih Sultan Mehmed Han, ashâb-ı kirâm zamanından beri devam edegelen ve İstanbul’un fethini hedef alan ulvî bir heyecan şerâresi halindeki hamlelerin sonuncusunun başkumandanlığını yapıyordu. Yaradılışındaki istîdâdlar, almış olduğu manevî eğitimle bütünleşerek, O’nu “feth-i mübîn”e çoktan hazırlamış bulunuyordu. Şuuraltında bununla o kadar doluydu ki çocukluğundan beri elinde kâğıt-kalem, daima fetih projeleri ile meşgul olmuştu. O’nun rüyası Kızıl Elma’ya kadar gitmekti. “Ya Bizans bizi alır, veya biz Bizans’ı alırız!..” cümlesi tarihe damgasını vuruyordu. Değerli okuyucular yazımıza devam edeceğiz çünki kocaman bir tarihi satırlara sığdırmak mümkün değil. Tekrar buluşmamızın nasip kılınması dileklerimizle....
Gönül Maraşlıoğlu, 22.02.2012
Bu yazı 22.02.2012 tarihinden itibaren toplam 364 defa okunmuştur.
|