Dr. Fazıl Nimet [Güneş ve Ay] |
8/11/2011 |
AF VE MAĞFİRET (1. Bölüm)
Muhterem okuyucular, bir yazımızda daha sizlerle birlikte olduğumuz için Yüce Rabbimize sonsuz hamdeder şükrederiz. Konumuz: Af ve mağfiret. Allah nasıl affeder, nasıl mağfiret eder, af ve mağfiret genel anlamda nedir? Halk arasında değişik değişik inanışlar vardır; Allah şu durumda affeder, bu durumda affetmez. Şu kadar affeder, şunları affetmez. Kur’ân’a göre af, Allahû Tealâ’nın kişinin günahlarını örtmesi demektir. Mağfiret ise o günahların sevaba çevrilmesi anlamına gelir. İnsanla Allah arasındaki ilişkilerde Allahû Tealâ’nın dizayn ettiği 28 basamaklık bir İslâm merdiveni vardır. Bu 28 basamaklık merdiveninin 26. basamağında Tövbe-i Nasuh gerçekleşir. Tövbe-i Nasuh ile tövbe eden kişi için hem günahların örtülmesi (af edilmesi), hem de aynı günahların mağfiret (sevaba çevrilmesi) edilmesi söz konusudur. Allahû Tealâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
66 / TAHRÎM - 8:
Yâ eyyuhellezîne âmenû tûbû ilâllâhi tevbeten nasûhâ(nasûhan), asâ rabbukum en yukeffire ankum seyyiâtikum ve yudhilekum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru, yevme lâ yuhzîllâhun nebiyye vellezîne âmenû meah(meahu), nûruhum yes'â beyne eydîhim ve bi eymânihim yekûlûne rabbenâ etmim lenâ nûrenâ vagfir lenâ, inneke alâ kulli şey'in kadîr(kadîrun).
Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı dileyenler)! Allah'a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin! Umulur ki Rabbiniz, sizin günahlarınızı örter ve sizi altından nehirler akan cennetlere koyar. O gün Allah, nebîleri ve O'nunla beraber olanları mahzun etmez. Onların nurları, önlerinde ve sağlarında koşar. “Rabbimiz, bizim nurumuzu tamamla ve bize mağfiret et (günahlarımızı sevaba çevir). Muhakkak ki Sen, herşeye kaadirsin.” derler.
Öyleyse mağfiret ve af, serbest irade sahibi insanın ve cinlerin işlediği günahların akabinde onların örtülmesi ve de sevaba çevrilmesi istikametinde Allah’tan olan talebidir. Af eden de Allah’tır, mağfiret eden de Allah’tır. Allah’ın El Gaffar esması var, El Gafur esması var ve El Afüvv esması vardır. Ama Allahû Tealâ kulun günahlarını af ederken de kulun günahlarını sevaba çevirip mağfiret ederken de elbette her şeyi sebep ve sonuç tahtında vücuda getirir. O zaman evvel emirde af ve mağfiret makamı Allah’tır. Ama Allahû Tealâ bu istikamette kullarının bu talebini gerçekleştirmesi için resûllerini vazifeli kılmıştır. İnsanla Allah arasındaki ilişkilerde Allah’ın en üst makama tayin ettiği kişiler, Allah’ın peygamberleridir. Onların olmadığı dönemlerde de bu vazifeyi yapacak olan Allah’ın velî resûlleri vardır. Bütün nebîler kendi kavimlerini af ve mağfirete davet etmişlerdir. Allahû Tealâ şöyle buyurmaktadır:
41 / FUSSİLET - 6:
Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhidun festekîmû ileyhi vestagfirûh(vestagfirûhu), ve veylun lil muşrikîn(muşrikîne).
De ki: “Ben sadece sizin gibi bir insanım. Bana sizin ilâhınızın, tek bir ilâh olduğu vahyediliyor. Öyleyse O'na yönelin (O'na doğru istikamet alın) ve O'ndan mağfiret dileyin. Ve müşriklerin vay haline!”
Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in dönemine baktığımızda, o dönemde ki, insanların mağfiret edilmesi için Peygamber Efendimiz (S.A.V) mutlaka gerekliydi ve Allahû Tealâ bunu Kur’ân-ı Kerim’de kesinlikle ifade etmektedir.
4 / NİSÂ - 64:
Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi). Ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfera lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).
Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah'ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka birşey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah'tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah'ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl'ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.
Burada işaret edildiği gibi günahkârlar günahlarının mağfiret edilmesi istikametinde resûle müracaat eder de Allah’tan mağfiret dilerlerse, resûl de onlar için mağfiret talep ederse, Allah onların tövbelerini kabul eder. Allah’ın irşad makamına tayin ettiği velî mürşidin önünde tövbe etmeden mağfiretin gerçekleşmesi mümkün değildir. Sahâbe döneminde Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz, bu vazifeyi yerine getirmiştir. Günümüz insanları diyorlar ki: “Keşke biz onun döneminde yaşasaydık.” Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’inde buyuruyor ki:
17 / İSRÂ - 15:
Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen).
Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.
Öyleyse her halükârda tüm günahkârlara Allahû Tealâ mağfireti istikametinde resûller göndermektedir. Allah’ın resûlleri kesintisiz olarak her devirde her kavime kendi lisanları ile gönderilirler.
14 / İBRÂHÎM - 4:
Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah'a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz'dir, Hikmet Sahibi'dir.
Allahû Tealâ’nın resûl göndermekten muradı kişinin nefsine uyarak işlediği günahların, mürşidin önünde tövbe etmek sureti ile sevaba çevrilmesidir. Allah’ın risaletle vazifeli kıldığı velî resûllerin hepsi kendi kavimlerini mağfirete davet etmişler ve demişlerdir ki, “Gelin Allah’ın sizin için dilediği mağfireti gerçekleştirin ki, işlediğiniz günahı Allahû Tealâ sevaba çevirsin. Bırakın o günahlarla azap etmeyi; o günahların sevaba çevrilmesi ile Allah’ın mükâfatına ulaşın.” Dîn zaten müjdelerden ibarettir. Allah’ın insanla Allah arasındaki ilişkilerde sadece mükâfat vardır. Mücazat (ceza) sadece af ve mağfireti Allah’tan talep etmeyenler içindir. Allahû Tealâ elbette Kur’ân’da her noktayı hiçbir kesimini açık bırakmamak üzere âyetlerle açıklamıştır. Evvel emirde insanların affı mağfirete mazhar olabilmeleri resûle ulaşmalarına bağlıdır. Ama iblis insanları resûle ulaştırmamak için bu kavramı paralize etmiş, aslî mânâsından saptırmıştır. Şeytan der ki: “Siz Allah’tan affı mağfireti dileyin. Allah sonsuz affın ve mağfiretin sahibidir. Ne gerek var gidip bir kişinin önünde tövbe edeceksiniz. Öyle şey olmaz.” İşte böylece insanları Allah’ın affına güvendirerek Allah’la aldatmak sureti ile onları bu hakikatten mahrum kılar. İblis bu zannı ile kimi kandırabilirse o kişi Allah’a ulaşmayı dilemeyecektir. Kişi dilemediği takdirde Allah onu asla mürşidine ulaştırmaz. Mürşidine ulaşmadığına göre de onun için af ve mağfiret asla söz konusu olamaz. Bütün sahâbe Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in önünde gidip tövbe etmek suretiyle tabiiyetlerini de gerçekleştirmişlerdir. Kur’ân-ı Kerim’de Allahû Tealâ bunu zikretmiş ve Kur’ân’da bize örnek gösterilen sahâbenin hepsi Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî olmuşlardır. Hem Fetih suresinin 10. âyet-i kerimesi hem de Mumtehine Suresinin 12. âyet-i kerimesi bu muhtevayı net olarak açıklamaktadır.
48 / FETİH - 10:
İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen).
Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah'a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah'ın eli vardır. Bundan sonra kim (ahdini) bozarsa, o taktirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allah'a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür). Ve kim de Allah'a olan ahdlerine vefa ederse (yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse), o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).
60 / MUMTEHİNE - 12:
Yâ eyyuhen nebiyyu izâ câekel mu'minâtu yubâyi'neke alâ en lâ yuşrikne billâhi şey'en ve lâ yesrikne ve lâ yeznîne ve lâ yaktulne evlâdehunne ve lâ ye'tîne bi buhtânin yefterînehu beyne eydîhinne ve erculihinne ve lâ ya'sîneke fî ma'rûfin fe bâyı'hunne vestagfirlehunnallâh(vestagfirlehunnallâhe) innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Ey nebî (peygamber)! Mü'min kadınlar; Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinada bulunmamak, evlâtlarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira uydurmamak, maruf bir iş konusunda sana asi olmamak üzere, sana tâbî olmak için geldikleri zaman, artık onların biatlerini kabul et ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Muhakkak ki Allah; Gafur'dur (mağfiret edendir, günahları sevaba çevirendir), Rahîm'dir (Rahîm esması ile tecelli edendir).
Tövbe ve tâbiiyette Allah’ın irşadla vazifeli kıldığı kişinin elinden tutmak, onun elinin üstte, diğerinin altta olmak kaydıyla bir bağlılığın gerçekleşmesi söz konusudur. 14 asır evvel Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e hem sahâbi hanımlar, hem de sahâbi erkekler, bu iki âyet-i kerimede belirtildiği gibi tâbî olmuşlardır. Tâbiiyet sırasında da Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V), onlar için Allah’tan mağfiret talep etmiştir. Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in onların günahlarının mağfiretini talep etmesi ve tövbe eden kişinin Allah’tan talebi yan yana gelince, kisinin günahları sevaba çevrilir. Bu mağfirettir. Burada mağfiret talebinde bulunan kişi, her zaman devrin imamıdır. Devrin imamının o kişi için mağfiret talebi gerçekleşir. İkisinin talebinin kabul edilmesi, günahların sevaba çevrilmesi mânâsına gelmektedir. Şefaate memur ve mezun olan her devirde devrin imamıdır. Bu devrin imamı Nebîler sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) gibi ya bir nebîdir, peygamberdir; ya da bir velîdir. O mirası devralan kişidir. (Devamı bir sonraki yazıda)
Dr. Fazıl Nimet, 8/11/2011
Bu yazı 8/11/2011 tarihinden itibaren toplam 6958 defa okunmuştur.
| Yazarın son yazıları |
|
HANİF DÎNİ'NİN ESASI 7 SAFHA 7 TESLİMDİR! - 1 (2/13/2012)
|
 |
|
DİNDE ZORLAMA VAR MIDIR? - 3 (1/28/2012)
|
 |
|
DİNDE ZORLAMA VAR MIDIR? – 2 (1/11/2012)
|
 |
|
DİNDE ZORLAMA VAR MIDIR? – 1 (12/25/2011)
|
 |
|
TAKVA NEDİR-3: 5, 6, 7. Safha Takva (12/12/2011)
|
 |
|
TAKVA NEDİR-2: 2, 3, 4. Safha Takva (12/3/2011)
|
 |
|
TAKVA NEDİR-1: 1. Safha Takva (11/26/2011)
|
 |
|
AF VE MAĞFİRET (3. Bölüm) (11/18/2011)
|
 |
|
AF VE MAĞFİRET (2. Bölüm) (10/4/2011)
|
 |
|
ZİKRİN DÎN’DEKİ YERİ VE ÖNEMİ (II. BÖLÜM) (7/28/2011)
|
 |
|
ZİKRİN DÎN’DEKİ YERİ VE ÖNEMİ (I. BÖLÜM) (7/20/2011)
|
 |
|
BİD’ATLER: (5/30/2011)
|
 |
|
Kadınların Erkekler Üzerindeki Hakları - 3 (5/16/2011)
|
 |
|
Kadınların Erkekler Üzerindeki Hakları - 2 (5/7/2011)
|
 |
|
Kadınların Erkekler Üzerindeki Hakları -1 (4/25/2011)
|
 |
|
KUTLU DOĞUM HAFTASI ÖZEL: (4/16/2011)
|
 |
|
İSLÂM’DA AİLE, ANNE-BABA, ÇOCUK İLİŞKİLERİ (3/29/2011)
|
 |
|
İNSANLAR STRESTEN NASIL KURTULABİLİR? (2/22/2011)
|
 |
|
STRES NEDİR? (1/27/2011)
|
 |
|
HAK MÜ'MİN KİMDİR? (1/16/2011)
|
 |
|
Nîmetin kıymeti bilinmezse... (1/5/2011)
|
 |
|
Hayır Allah’tan, Şer Nefsimizdendir (12/26/2010)
|
 |
|
AHİR ZAMANDA (HİDAYET ÇAĞINDA) GELECEĞİ MÜJDELENEN MEHDİ RESÛL’Ü AÇIKLAYAN KUR’ÂN ÂYETLERİ - 2 (12/17/2010)
|
 |
|
AHİR ZAMANDA (HİDAYET ÇAĞINDA) GELECEĞİ MÜJDELENEN MEHDİ RESÛL’Ü AÇIKLAYAN KUR’ÂN ÂYETLERİ - 1 (12/7/2010)
|
 |
|
Dînde Zorlama Var mıdır? Yok mudur? (11/26/2010)
|
 |
|
Sevgi Nedir? (11/16/2010)
|
 |
|
TAKVA (11/4/2010)
|
 |
|
Dîn Nedir? (10/24/2010)
|
 |
|
MUHLİSLER (10/15/2010)
|
 |
|
HİDAYETE VESİLE OLANLAR (9/30/2010)
|
 |
|
EVLİYALIK (2. bölüm) (9/15/2010)
|
 |
|
Kadir Gecesi (9/6/2010)
|
 |
|
EVLİYALIK - (1. bölüm) (8/31/2010)
|
 |
|
RAHMANI İNKÂR EDENLER, TAGUTU İNKÂR EDENLER (8/22/2010)
|
 |
|
İhsanla Mürşide Tâbî Olmak Dînin Temelidir! (8/7/2010)
|
 |
|
Kur'ân Hidayetle Okunur! (7/28/2010)
|
 |
|
TASAVVUF 7 SAFHA HİDAYETİ YAŞAMAKTIR (7/17/2010)
|
 |
|
MEHDİ (A.S) VE İSA (A.S)'IN KUR'ÂN-I KERİM'DEKİ İŞARETLERİ-2 (7/4/2010)
|
 |
|
MEHDİ (A.S) VE İSA (A.S)'IN KUR'ÂN-I KERİM'DEKİ İŞARETLERİ-1 (6/21/2010)
|
 |
|
Ruh ve Nefs - 2.bölüm (6/9/2010)
|
 |
|
Ruh ve Nefs - 1.bölüm (5/27/2010)
|
 |
|
Tatbikattan Kaldırılan Mürşide Tabiiyet, Huşû ve Namaz (5/7/2010)
|
 |
|
CEHENNEME GİDENLER DÜNYA HAYATINDA ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMEYEN, SAĞIR DİLSİZ VE KÖRLERDİR (4/23/2010)
|
 |
|
Allah'a Kul Olmak (4/2/2010)
|
 |
|
Mutlu Olmak (3/25/2010)
|
 |
|
Devrin İmamı Kimdir? (3/18/2010)
|
 |
|
Mürşid Kimdir? (3/11/2010)
|
 |
|
Emanetlerin Allah'a Teslimi (3/4/2010)
|
 |
|
İslâm Nedir? (2/25/2010)
|
 |
|
Resûl'e İtaat Allah'a İtaattir (2/17/2010)
|
 |
|
|