Dr. Fazıl Nimet [Güneş ve Ay] |
5/7/2011 |
Kadınların Erkekler Üzerindeki Hakları - 2
Nefsi Kim Tezkiye Eder?
Allahû Tealâ'nın emrini yerine getirmek istiyen mutlu olmak isteyen herkes nefsini tezkiye etmek mecburiyetindedir. Kur’ân-ı Kerîm'de açıklandığı üzere, hiç kimse kendi nefsini tezkiye edemez.
4 / NİSÂ - 49:
E lem tera ilâllezîne yuzekkûne enfusehum. Belillâhu yuzekkî men yeşâu ve lâ yuzlemûne fetîlâ(fetîlen).
Kendi nefslerini temize çıkaranları (tezkiye ettiklerini söyleyenleri) görmedin mi? Hayır (öyle değil). Ancak Allah, dilediği kişinin nefsini tezkiye eder. Ve onlar, hurma çekirdeğinin ince ipliği kadar (bile) zulüm olunmazlar.
Ruhun Allah’a ulaşması tezkiyesiz olmadığına göre demek ki mürşitler, Allah’ın emriyle insanlara tezkiye istikametinde yardımcı olan kişilerdir. Ve insanları hidâyete ulaştırıyorlar. Bu kişilerin kim olduğuna baktığımız zaman Kur’ân-ı Kerîm’de peygamberler döneminde bunların peygamber olduğunu, peygamberlerden sonra da bazı görevlilerin bulunduğu görülür. Peygamberler dönemindeki durum:
2 / BAKARA - 151:
Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).
Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi)tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap'ı(Kurânı Kerim'i) ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin..
Peygamberlerden sonra da insanlar bu dünyada yaşadıkları müddetçe, kesinlikle nefs tezkiyesine ihtiyaçlarının olduğu buyurulmaktadır. Onun için kıyamete kadar bu kişilerin varlığını Allahû Tealâ sürdürecektir. Ve bunlara bir açıklık getirmek üzere, Cuma Suresinin 2. âyet-i kerimesinde ve Âli İmrân Suresinin 164. âyet-i kerimelerinden görevli kıldığı kişilerden bahsetmektedir. Allahû Tealâ bu kişiler için bu defa Bakara 151. âyet-i kerimesindeki gibi “irsal ettik” demiyor. Peygamberler irsal edilir, gönderilir. Çünkü onların irade ve serbestliği yoktur.
28 / KASAS - 68:
Ve rabbuke yahluku mâ yeşâu ve yahtâr(yahtâru), mâ kâne lehumul hıyarat(hıyaratu), subhânallâhi ve teâlâ ammâ yuşrikûn(yuşrikûne).
Ve Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Ve seçim hakkı onlara ait değildir. Allah Sübhan'dır (münezzehtir) ve (onların) şirk koştukları şeylerden yücedir.
Allahû Tealâ onlar için “erselnâ” kullanıyor. (Biz göndeririz) Ama peygamberlerden sonraki yetkililer için “ba's ederiz” diyor. Ba's etmek; burada görevli kılmak anlamındadır.
3 / ÂLİ İMRÂN - 164:
Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Andolsun ki Allah, mü'minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni'met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O'nun (Allah'ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.
62 / CUMA - 2:
Huvellezî bease fîl ummiyyîne resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O'dur. Onlara, O'nun (Allah'ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab'ı (Kur'ân-ı Kerim'i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.
Allahû Tealâ bu kişilerin de insanların nefslerini tezkiye etmek üzere görevli kılındığını ve kıyamete kadar da bu görevlerinin devam edeceğini buyuruyor. Ancak bu görevliler peygamberlerden farklı olarak kendi iradelerini kullanmak suretiyle yola çıkmışlar ve Allahû Tealâ liyakatleri sebebiyle onları görevli kılmıştır.
32 / SECDE - 24:
Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).
Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk'ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.
Allahû Tealâ her devirde peygamberlerine vâris olarak zamanın imamını insanları hidayete erdirsin diye göndermektedir. Devrin İmamı insanları hidayete erdirendir. Veli mürşitler hidayete vesile olanlardır. İnsanın nefsinin tezkiye ve tasfiyesi gerçekleşmeden davranış biçimlerinde bir düzelme olmaz Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” buyuruyor. Ahlâk, güzel ahlâk, ahlâk-ı hasene bunlar, özellikle Kur’ân’daki adıyla davranış biçimleri, Osmanlı deyimiyle beşerî münasebetlerdir. İnsanoğlu iç dünyasından kaynaklanan taleplerle, hissiyatla karşı tarafa bakar. Eğer karşı tarafa bakış açımız nefsani ise , bizim davranışımız da o istikamette tezahür eder, yani karşı tarafa negatif davranmaya başlarız. Ama eğer temiz, aydınlık bir kalple, nurlu bir kalple karşı tarafa bakıyorsak, davranışlarımız da ona göre olur. Yani ona kötü sözler söylemek yerine güzel sözler söyleriz, tokat atmak yerine kucaklaşırız, severiz ve en güzel huzur ve mutluluğu ona veririz. Kişinin davranışları tamamıyla insanın iç dünyasıyla alâkalıdır. Konunun bütünü ile ilgili Mevlâna’nın çok güzel bir deyimi vardır: “Hakk’tan alırız, halka veririz.” Kocanın eşini sevmesi için gerekli olan sevgiyi nefs tezkiyesiyle Allah’tan alması lazım. Çünkü sevginin kaynağı Allah’tır. Allah’tan alıp, yani Hakk’tan alıp halka verecektir. Halkın içinde en yakını kendi eşidir. Ama kişi eşine vermek istediklerini Allah’tan almadıkça o huzur ve mutluluğu yaşayamaz. Hakk’tan (Allah’tan) alınmayan ve eşe verilen her şeyin arkasında bir şeytanî tuzak vardır. Allah’tan almalıyız, çünkü Allah’tan alınan ve karşı tarafa verilen her şey mutluluktur, huzurdur ve saadettir. Ama bunun tersine, Allah’ın devrede olmadığı, bizden sâdır olup karşı tarafa verilen her şey sadece ve sadece negatiftir, mutsuzluktur, huzursuzluktur. Allahû Tealâ hiç kimseye eşiyle kavga etmesini öğütlemez. Aksine tam tersi, “Eşiniz size Allah’ın emanetidir. Emanete ihanet etmeyiniz. Emanete Allah’ın emrine uygun davranınız.” der. Kur’ân-ı Kerîm’in en temel mesajlarından biri şöyledir: “Siz kime hangi mutluluğu verirseniz, onun iki katını Allahû Tealâ size verir.” Buna göre biz Hakk’tan iki alıyoruz, halka bir veriyoruz. Hakk’tan iki kat alıp halka birini verebilmek, paylaşabilmektir. Bunu tatbik edenlerin hepsi huzuru ve mutluluğu yaşayan insanlardır. Bu formülü tatbik eden bir insanın mutsuz olması mümkün değildir. Öyleyse Kur’ân-ı Kerîm’de Allahû Tealâ’nın “emirlere itaat edin, yasaklara uyun” demesinin arkasında Allah’ın bir tek gayesi vardır; sadece ve sadece bizi mutlu kılmaktır. Eğer biz Allah’ın emirlerine itaat eder, yasaklarına uyarsak, o zaman vermenin kapısı daima bize açık. Biz bir hazine değiliz, sadece bir vasıtayız. Allah’tan alıp etraftakilere dağıtmanın vasıtasıyız, yani bir köprüyüz. Allahû Tealâ her şeyi insan için yaratmıştır, ama insan başı boş değildir, insan da Allah içindir. İnsan kendisinin dışındaki bütün varlıklarla Allah arasında bir köprüdür. Halk arasında bir söz vardır: “Birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için.” Eğer siz gerçekten herkese vermek istiyorsanız, Allah’ın sizin için vaaz ettiği o temel hedefi yerine getirmeniz lâzım, Allah için olmanız lâzım, bir tek dilekle kalben Allah’a ulaşmayı dilemeniz lâzım. Öyleyse bir kocanın eşine en güzel davranışı gerçekleştirebilmesi, Allah için olmasıyla doğru orantılıdır. Ne kadar Allah içinseniz eşinize o kadar mutluluk verirsiniz, güzel davranırsınız. Adem (A.S)’dan bugüne kadar eğer insanlık tarihi incelenirse görülecektir ki eşine en iyi davrananların başında Allah’ın Peygamberleri geliyor, sonra Allah’ın velileri geliyor, sırasıyla devam ediyor. Yani bu sıralamayı, kişinin Allah’ın indindeki liyâkatına paralel olarak yaptığı davranış biçimleri tayin ediyor. Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Eşine en iyi davrananınız Benim” diyor. Bihakkın aynen öyledir. Çünkü o Allah’ın tasarrufundaydı. Allah’ın tasarrufunda olan Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) Kendisinin dışındaki herkes için istediği tek şey, sadece mutluluk huzur. Dikkat edilirse Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in ne eşleri, ne en yakın hizmetkârları, etrafında olan insanların hiçbirisi O’ndan “Sen şunu niçin böyle yaptın, şöyle yapmalıydın” gibi sözler duymamıştır. Peygamber Efendimiz etrafındaki insanlara, sözleriyle ve onlara karşı davranışlarıyla en zirve noktada örnek olmuştur. Öyleyse karşı tarafa faydalı olmak istiyorsak, söylediklerimizin mutlaka kendimiz tarafından yapılıyor olması lâzım. Örneğin bir baba fosur fosur sigara içiyorsa, çocuğuna ne kadar ‘sigara içme kötüdür’ derse desin, bu ona bir fayda sağlamaz, yine içmeye devam edecektir. (Devamı gelecek yazıda…)
Dr. Fazıl Nimet, 5/7/2011
Bu yazı 5/7/2011 tarihinden itibaren toplam 1063 defa okunmuştur.
| Yazarın son yazıları |
|
HANİF DÎNİ'NİN ESASI 7 SAFHA 7 TESLİMDİR! - 1 (2/13/2012)
|
 |
|
DİNDE ZORLAMA VAR MIDIR? - 3 (1/28/2012)
|
 |
|
DİNDE ZORLAMA VAR MIDIR? – 2 (1/11/2012)
|
 |
|
DİNDE ZORLAMA VAR MIDIR? – 1 (12/25/2011)
|
 |
|
TAKVA NEDİR-3: 5, 6, 7. Safha Takva (12/12/2011)
|
 |
|
TAKVA NEDİR-2: 2, 3, 4. Safha Takva (12/3/2011)
|
 |
|
TAKVA NEDİR-1: 1. Safha Takva (11/26/2011)
|
 |
|
AF VE MAĞFİRET (3. Bölüm) (11/18/2011)
|
 |
|
AF VE MAĞFİRET (2. Bölüm) (10/4/2011)
|
 |
|
AF VE MAĞFİRET (1. Bölüm) (8/11/2011)
|
 |
|
ZİKRİN DÎN’DEKİ YERİ VE ÖNEMİ (II. BÖLÜM) (7/28/2011)
|
 |
|
ZİKRİN DÎN’DEKİ YERİ VE ÖNEMİ (I. BÖLÜM) (7/20/2011)
|
 |
|
BİD’ATLER: (5/30/2011)
|
 |
|
Kadınların Erkekler Üzerindeki Hakları - 3 (5/16/2011)
|
 |
|
Kadınların Erkekler Üzerindeki Hakları -1 (4/25/2011)
|
 |
|
KUTLU DOĞUM HAFTASI ÖZEL: (4/16/2011)
|
 |
|
İSLÂM’DA AİLE, ANNE-BABA, ÇOCUK İLİŞKİLERİ (3/29/2011)
|
 |
|
İNSANLAR STRESTEN NASIL KURTULABİLİR? (2/22/2011)
|
 |
|
STRES NEDİR? (1/27/2011)
|
 |
|
HAK MÜ'MİN KİMDİR? (1/16/2011)
|
 |
|
Nîmetin kıymeti bilinmezse... (1/5/2011)
|
 |
|
Hayır Allah’tan, Şer Nefsimizdendir (12/26/2010)
|
 |
|
AHİR ZAMANDA (HİDAYET ÇAĞINDA) GELECEĞİ MÜJDELENEN MEHDİ RESÛL’Ü AÇIKLAYAN KUR’ÂN ÂYETLERİ - 2 (12/17/2010)
|
 |
|
AHİR ZAMANDA (HİDAYET ÇAĞINDA) GELECEĞİ MÜJDELENEN MEHDİ RESÛL’Ü AÇIKLAYAN KUR’ÂN ÂYETLERİ - 1 (12/7/2010)
|
 |
|
Dînde Zorlama Var mıdır? Yok mudur? (11/26/2010)
|
 |
|
Sevgi Nedir? (11/16/2010)
|
 |
|
TAKVA (11/4/2010)
|
 |
|
Dîn Nedir? (10/24/2010)
|
 |
|
MUHLİSLER (10/15/2010)
|
 |
|
HİDAYETE VESİLE OLANLAR (9/30/2010)
|
 |
|
EVLİYALIK (2. bölüm) (9/15/2010)
|
 |
|
Kadir Gecesi (9/6/2010)
|
 |
|
EVLİYALIK - (1. bölüm) (8/31/2010)
|
 |
|
RAHMANI İNKÂR EDENLER, TAGUTU İNKÂR EDENLER (8/22/2010)
|
 |
|
İhsanla Mürşide Tâbî Olmak Dînin Temelidir! (8/7/2010)
|
 |
|
Kur'ân Hidayetle Okunur! (7/28/2010)
|
 |
|
TASAVVUF 7 SAFHA HİDAYETİ YAŞAMAKTIR (7/17/2010)
|
 |
|
MEHDİ (A.S) VE İSA (A.S)'IN KUR'ÂN-I KERİM'DEKİ İŞARETLERİ-2 (7/4/2010)
|
 |
|
MEHDİ (A.S) VE İSA (A.S)'IN KUR'ÂN-I KERİM'DEKİ İŞARETLERİ-1 (6/21/2010)
|
 |
|
Ruh ve Nefs - 2.bölüm (6/9/2010)
|
 |
|
Ruh ve Nefs - 1.bölüm (5/27/2010)
|
 |
|
Tatbikattan Kaldırılan Mürşide Tabiiyet, Huşû ve Namaz (5/7/2010)
|
 |
|
CEHENNEME GİDENLER DÜNYA HAYATINDA ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMEYEN, SAĞIR DİLSİZ VE KÖRLERDİR (4/23/2010)
|
 |
|
Allah'a Kul Olmak (4/2/2010)
|
 |
|
Mutlu Olmak (3/25/2010)
|
 |
|
Devrin İmamı Kimdir? (3/18/2010)
|
 |
|
Mürşid Kimdir? (3/11/2010)
|
 |
|
Emanetlerin Allah'a Teslimi (3/4/2010)
|
 |
|
İslâm Nedir? (2/25/2010)
|
 |
|
Resûl'e İtaat Allah'a İtaattir (2/17/2010)
|
 |
|