email: şifre: yeni üye
Ana SayfaSiyasetGündemEkonomiDünyaSporYaşamTeknolojiSağlıkTasavvuf
Dr. Fazıl Nimet [Güneş ve Ay] 9/30/2010

Dr. Fazıl Nimet
HİDAYETE VESİLE OLANLAR
Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ve şükrederiz ki bizleri bir defa daha bir gazete yazımızda biraraya getirdi. Allah’a ne kadar hamd ve şükretsek az sevgili kardeşlerim.
Biliyorsunuz Allahû Tealâ’nın insanlardan istediği tek şey Allah’a dost olmak, Allah’ın sevgilisi olmak. Allahû Tealâ, bir tek dilekle kişiyi Allah’ın dostu kılıyor, Allah’ın velisi kılıyor.
28 basamaklık İslâm merdiveninin 21. basamağında kişi Fenâ Makamındadır. Ruhu Allah’a ermiş velî, Allah dostu peş peşe 7 tane velâyet makamını geçer. 
1- Fenâ Makamı
2- Beka Makamı
3- Zühd Makamı
4- Muhsinler Makamı
5- Ulûl’elbab Makamı
6- İhlâs Makamı
7- Salah Makamı.
Fenâ, Allah’ın Zatında yok olmak fani olmak, anlamına gelmektedir. Başka bir ifadeyle Allah’ın bize üfürdüğü ruhun Allah’a Zatına ulaşması, meab olması, sığınağa sığınması anlamına gelmektedir. Allah'ın zatında ruhu ifna olan kişinin Kur’ân’daki adı evvabtır. Kişi, Allah’ın kendisine üfürdüğü ruhu Allah’ın Zatına ulaştırmıştır ve ermiş evliya olmuştur.
 Kişi Allah’a ulaşmayı dilediği noktada Allah'a velîsidir, dostudur, fakat henüz ermiş evliya olmamıştır. Nefs tezkiyesiyle kalbi %51 nurlanan kişinin ruhu Allah’a ulaşır böylece ermiş evliya olur.

Allahû Tealâ Bakara Suresi 257. âyet-i kerimesinde, nefs tezkiyesiyle zulmetten nura çıkardığı kişiyi şöyle açıklıyor:

2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilân nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.

Fizik vücudunu Allah'a teslim etmek istiyen velî, zikrini günbegün artıracaktır. Zikir artışlarının neticesinde %61 oranında kalbi nurlanır. Beka Kademesinde %10’luk bir fazl artışıyla kişinin kalbindeki nur miktarı %71'e ulaşır ve Allahû Tealâ kişiye bir taht ihsan eder.
Allahû Tealâ En’âm Suresi 127. âyet-i kerimesinde bu durumu şöyle açıklıyor:

6/EN'ÂM-127: Lehum dârus selâmi inde rabbihim ve huve veliyyuhum bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Rab’lerinin katında onlar için selâm yurdu (teslim yurdu) vardır. Yapmış olduklarından dolayı, O (Allah), onların dostudur.

Kişi zikrini artırdığı takdirde, Zühd Kademesinde %10’luk aydınlanma ile kalbi %’81 aydınlanır. Zahit olmak bir lokma bir hırkayla yaşamak demek değildir. Zahit olan kişi günde 12 saat ve daha fazlasını zikirle geçirir, dünyaya rağbet etmez, Allah’ın cemalini görmek için devamlı zikrini artırmak gayreti içindedir.
Daha sonra zikir artışıyla, Muhsinler Makamında kişinin kalbi %’91 nurlanır. Kalbi  %’91 nurlanan kişi Allahû Tealâ’nın bütün emirlerine ve yasaklarına harfiyen riayet eder. Nefsin manevî kalbinde %9 karanlık vardır, bu karanlıklar artık aklı ikna edecek seviyede değildir. Şeytanın tesiriyle karanlıklardan ulaşan talepler akıl tarafından dikkate alınmaz, %91’lik nurla akıl devamlı Allah’ın emirlerine itaat eder, yasaklarını  işlemez.
Daha sonra kişi Ulûl’elbab Makamında daimî zikre ulaşır. Zikirsizlik halinde kişinin füccur kapısı açık, takva kapısı kapalıdır. Daimî zikir halinde ise daima kişinin takva kapısı açık, füccur kapısı kapalıdır.
Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir hadîs-i şerifinde: “Oruç tutunuz, şeytanın vücuda giriş yollarını daraltınız.” buyuruyor. Şeytanın tesir sahasını azaltmayı zikir artışlarıyla sağlayabiliriz. Zikir artışıyla şeytanın tesir ettiği karanlıklar kalbimizde azaldığı oranda şeytanın vücuda giriş yolları daralır. Hz. Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir başka hadîs-i şerifinde: “Şeytanın kapısını zikirle kilitleyiniz” buyuruyor. Zikir ile şeytanın kapısını kapatınız. Şeytanın vücuda giriş yolu olan füccur kapısının kapanması daimî zikirle mümkündür.
Daimî zikirle devamlı olarak kişinin kalbi rahmet  ve fazl ile beslenir. Salâvât bir taşıyıcı olarak rahmet ve fazlı kalbe ulaştırır. Nefsin manevî kalbinin iki kapısı vardır; füccur kapısı ve takva kapısı. Bu iki kapıdan takva kapısı daimî zikirle %100  açık, füccur kapısı %100 kapalıdır. Allahû Tealâ daimî zikirle zulmet kapısını kapattırır. 
İhlâs makamında ise kalbi %100 aydınlanır.
Sevgili kardeşlerim, günümüzdeki dîn tatbikatında birçok kavram, tamamen Kur’ân’daki aslıyla çelişir vaziyette dîn âlimleri tarafından yorumlanmış. Ulûl’elbab kavramı da bu kavramlardan bir tanesidir. Ulûl’elbab kavramını insanlar “olgun akıl sahipleri” olarak ifade ediyorlar. Hâlbuki Kur’ân’ı Kerimde Allahû Tealâ kesinlikle ulûl’elbab’ı tarif etmiştir.

3/ÂLİ İMRÂN-190: İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı).
Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde, ulûl elbab için elbette âyetler (deliller) vardır.

3/ÂLİ İMRÂN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).
Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.

“Onlar otururken, ayakta iken ve yan üstü yatarken hep Allahû Tealâ’yı zikrederler.” Yan üstü yatarken Allah’ı zikretmeleri kesinlikle onların daimî zikirde olduğunu ifade ediyor.
Allah’a ne kadar hamd ve şükretsek azdır. Ulûl’elbab kademesinde, daimî zikirde kişinin nefsi Allahû Tealâ’ya teslim oluyor, aynı zamanda 7 kademede kişinin kalbi müzeyyen oluyor.
1- Kişi daimî zikir ulaşır.
2- Daimî zikir o kişinin manevî kalbindeki bütün afetleri temizler,
3- Kalp gözü açılır,
4- Kalp kulağı açılır.
Dört tane vasıf şartıyla beraber üç tane de sonuç şartı söz konusudur.
1- Ehl-i hayırdır; devamlı Allah’ı zikredip derecat kazandığı için.
2- Ehl-i hükümdür.
3- Ehl-i hikmettir.

Ehl-i hükümdür; herhangi bir ihtilaf halinde hâkim tayin edildiği takdirde Allah’ın emriyle adaleti sağlar, yerine getirir. Ehl-i hikmettir; Kur’ân’ın hangi âyetine bakarsa baksın, ya onun hangi seviyeye ait olduğunu bilir, bilmiyorsa da ileri geri bakmak suretiyle sonuca ulaşır. O da olmazsa ehl-i tezekkür olması hasebiyle Allah’a sorar ve muhattaba ulaştırır.

Sevgili kardeşlerim, ulûl’elbab kademesi kişi yedi kademede kalbi müzeyyen olduğu için yer katlarını, yerin melekûtunu Allahû Tealâ ona gösterir.
1. cehenneme giden insanlar; Allah’ın âyetlerinden gâfil olanlardır. 2. cehenneme giden insanlar; Allah’ın âyetlerini yalanlayanlardır.
3. cehenneme giden insanlar; Allah’ın âyetlerini satanlardır, vuslatı kesenlerdir.
4. cehenneme giden insanlar; Allah’ın âyetlerini inkâr edenlerdir.
5. cehenneme giden insanlar; hidayeti gizleyenlerdir.
6. cehenneme giden insanlar; Allah’ın resûlleriyle alay edenlerdir.
7. cehenneme giden insanlar; zülmanî ilimle amel edenlerdir.

İşte yedi tane cehennemi de Allahû Tealâ bir bir onlara (ulûl’elbab olan kullara) gösteriyor. Aynı zamanda zemin katta devrin imamının dergâhını da o kişiye gösteriyor.
Sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ’nın muradı herkesin yedi safha ve dört teslimi yaşamasıdır. Yedi safha dört teslimin yaşanmasiyle en zirve noktada mutluluğu ulaşır.
Başlangıç noktasında, birinci basamakta herkes için olaylar vardır. Allahû Tealâ’nın olaylardan muradı herkesin Allah’a ulaşmayı dilemesidir. Olayları yaşayan insanlar olayları değerlendirirler.
Allahû Tealâ Bakara-216’da şöyle buyuruyor:

2/BAKARA-216: Kutibe aleykumul kitâlu ve huve kurhun lekum, ve asâ en tekrahû şey’en ve huve hayrun lekum, ve asâ en tuhıbbû şey’en ve huve şerrun lekum, vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Savaş, o sizin için kerih olsa da (hoşunuza gitmese de) üzerinize farz kılındı. Ve hoşlanmayacağınız bir şey olur ki, o sizin için bir hayırdır. Ve seveceğiniz bir şey olur ki, o sizin için bir şerrdir. Ve (bütün bunları) Allah bilir, siz bilmezsiniz.

Başlangıç noktasında insanlar olayları, hoşlarına giden veya gitmeyen olaylar olarak iki farklı grupta değerlendirmeye tâbî tutarlar. Ama Allahû Tealâ’nın olaylardan muradı  herkesin olaylardan öğüt alıp Allah’a ulaşmayı dilemesir. Âyette geçen bize derecat kazandıran herşeydir. Şerr bize derecat kaybettiren herşeydir.
Biz insanlar kendi serbest irademizle derecat kazanabiliriz ve kaybedebiliriz. Amel defterine bakıldığı zaman; 1) Kendi irademizle kazandığımız pozitif dereceler vardır, 2) Başkalarının iradesiyle kazandığımız pozitif dereceler vardır. Ama başkalarının iradesiyle bizim negatif derecat kazanmamız hiçbir zaman mümkün değildir.

İnsanlar nefslerinin hoşuna giden şeyleri yapmaları (hevalarına uymaları) halinde derecat kaybederler. Hoşumuza gitmeyen, başkalarının iradesiyle oluşan olaylar hayır hüviyetindedir. Allahû Tealâ’nın da muradı her olaydan derecat kazanmamızdır. İşte her olayda murad-ı ilahî; derecat kazanmamız ve de Allah’a ulaşmayı dilememizdir.
Eğer  ölüme kadar Allah’a ulaşmayı dilemezsek kazandığımız derecelerin bize bir fayda sağlaması mümkün değildir. Çünkü Allahû Tealâ’nın kanunu gereğince Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin ameli boşa gider. İşte bir kısım insanlar başlangıç noktasında kendileri Allah’a ulaşmayı dilemedikleri gibi başkalarının da dilemesine de mani oluyorlar. Bunların içerisinde hayır işleyerek derecat kazananlar var. Ama bu insanlar ölümle ruhun Allah’a ulaşmasına inanıyorlar, dünya hayatında ruhun Allah’a ulaşmasına inanmadıkları için ameleri boşa gidiyor.

İşte Nisâ Suresinin 167, 168, 169. âyet-i kerimelerinde Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:

4/NİSÂ-167: İnnellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi kad dallû dalâlen baîdâ(baîden).
Muhakkak ki inkâr edenler ve Allah’ın yolundan alıkoyanlar (saptırmış olanlar), (mürşidlerine ulaşmadıkları için) uzak bir dalâletle sapmışlardır.
4/NİSÂ-168: İnnellezîne keferû ve zalemû lem yekunillâhu li yagfire lehum ve lâ li yehdiyehum tarîkâ(tarîkan).
Muhakkak ki inkâr edenleri ve zulmedenleri (başkalarını da mürşide ulaşmaktan men edip saptıranları), Allah mağfiret edecek değildir ve yola (Allah’a ulaştıran Sıratı Mustakîm’e) hidayet edecek değildir.
4/NİSÂ-169: İllâ tarîka cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîren).
Ancak cehennem yoluna (hidayet eder, ulaştırır), onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Ve bu, Allah için kolaydır.

İnsanlar birlikte yaşamak zorunda olan sosyal varlıklardır. Birlikteki yaşantılarında pozitif veya negatif istikamette birbirlerine etki edebilirler. Birbirimize karşı davranış biçimlerimiz bu etkileşmelerin neticesinde oluşur. İşte sosyal hayattaki yaşantılarında, insanların seviyelerine bağlı olarak, birbirlerine karşı davranış şekli dört şekilde gerçekleşebilir.
1- Zulmetmek
2- Kısas
3- Affetmek,
4- Kötülüğe karşı hayırla mukabele edebilmek.

Allahû Tealâ bir hadîs-i kutside şöyle buyuruyor: “Ben zulmu Kendime haram kıldığım gibi size de yasaklıyorum. Zulmeden derecat kaybeder.”
Nefs-i Emmare’de Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişi, hem kendisine zulmediyor, hem de davranışıyla başkasına da zulmediyor. Ama ne zaman Allah’a ulaşmayı dilerse, o zaman kendisine zulmetmekten kurtulur. Ermiş evliya olduğu zaman hakkı tavsiye etmek suretiyle onların hidayetine vesile olur böylece onlara da zulmetmez. Ama Allah'a ulaşmayı dilemeyen başkalarının dilemesine mani olan kişi onlara zulmetiği için Allah onlara asla mağfiret etmez, onları Tarîk-i Mustakîme ulaştırmaz. Bunlar Allah tarafından seçilmeyenlerdir. Çünkü Allahû Tealâ olayları yaşayan kişileri, olaylara karşı tepkilerine göre ya seçer, ya da seçmez. İşte kendileri Allah’a ulaşmayı dilemedikleri gibi başkalarının dilemesine mani olan kişiler seçilmeyenlerdir.

Evet sevgili kardeşlerim kişi Allah’a ulaşmayı dilemezse ve devamlı olarak derecat kaybederse o zaman başkalarının da istemesine mani olur. Ama kişi Allah’a ulaşmayı dilerse başkasının da dilemesine vesile olur.
 
İşte Nisâ 167, 168, 169’da bahsedilen kişiler Allah’a ulaşmayı dilemeyenler ve başkasının dilemesine mani olanlardır. Ermiş evliya olduktan sonra 7 velâyet makamını geçen A’raf Suresinin 159. âyet-i kerimesinde zikredilen, Allah’ın vazifeli kıldığı hidayetçiler ise başkalarının, dünya hayatında Allah'a ulaşmayı dilemesine, hidayetine, vesile olanlardır. 

7/A'RAF-159: Ve min kavmi mûsâ ummetun yehdûne bil hakkı ve bihî ya’dilûn(ya’dilûne).
Ve Musa (A.S)'ın kavminden bir ümmet vardır. Hakk'a hidayet ederler (hidayete ulaştırırlar). Ve onunla (hak ile) adaletle hükmederler.

Dr. Fazıl Nimet, 9/30/2010

Bu yazı 9/30/2010 tarihinden itibaren toplam 999 defa okunmuştur.


Yorumlar
Başlık
Yorum
Yorum yazabilmek için üye girişinizi gerçekleştirmelisiniz.


Yazarın son yazıları
  • HANİF DÎNİ'NİN ESASI 7 SAFHA 7 TESLİMDİR! - 1 (2/13/2012)
  • DİNDE ZORLAMA VAR MIDIR? - 3 (1/28/2012)
  • DİNDE ZORLAMA VAR MIDIR? – 2 (1/11/2012)
  • DİNDE ZORLAMA VAR MIDIR? – 1 (12/25/2011)
  • TAKVA NEDİR-3: 5, 6, 7. Safha Takva (12/12/2011)
  • TAKVA NEDİR-2: 2, 3, 4. Safha Takva (12/3/2011)
  • TAKVA NEDİR-1: 1. Safha Takva (11/26/2011)
  • AF VE MAĞFİRET (3. Bölüm) (11/18/2011)
  • AF VE MAĞFİRET (2. Bölüm) (10/4/2011)
  • AF VE MAĞFİRET (1. Bölüm) (8/11/2011)
  • ZİKRİN DÎN’DEKİ YERİ VE ÖNEMİ (II. BÖLÜM) (7/28/2011)
  • ZİKRİN DÎN’DEKİ YERİ VE ÖNEMİ (I. BÖLÜM) (7/20/2011)
  • BİD’ATLER: (5/30/2011)
  • Kadınların Erkekler Üzerindeki Hakları - 3 (5/16/2011)
  • Kadınların Erkekler Üzerindeki Hakları - 2 (5/7/2011)
  • Kadınların Erkekler Üzerindeki Hakları -1 (4/25/2011)
  • KUTLU DOĞUM HAFTASI ÖZEL: (4/16/2011)
  • İSLÂM’DA AİLE, ANNE-BABA, ÇOCUK İLİŞKİLERİ (3/29/2011)
  • İNSANLAR STRESTEN NASIL KURTULABİLİR? (2/22/2011)
  • STRES NEDİR? (1/27/2011)
  • HAK MÜ'MİN KİMDİR? (1/16/2011)
  • Nîmetin kıymeti bilinmezse... (1/5/2011)
  • Hayır Allah’tan, Şer Nefsimizdendir (12/26/2010)
  • AHİR ZAMANDA (HİDAYET ÇAĞINDA) GELECEĞİ MÜJDELENEN MEHDİ RESÛL’Ü AÇIKLAYAN KUR’ÂN ÂYETLERİ - 2 (12/17/2010)
  • AHİR ZAMANDA (HİDAYET ÇAĞINDA) GELECEĞİ MÜJDELENEN MEHDİ RESÛL’Ü AÇIKLAYAN KUR’ÂN ÂYETLERİ - 1 (12/7/2010)
  • Dînde Zorlama Var mıdır? Yok mudur? (11/26/2010)
  • Sevgi Nedir? (11/16/2010)
  • TAKVA (11/4/2010)
  • Dîn Nedir? (10/24/2010)
  • MUHLİSLER (10/15/2010)
  • EVLİYALIK (2. bölüm) (9/15/2010)
  • Kadir Gecesi (9/6/2010)
  • EVLİYALIK - (1. bölüm) (8/31/2010)
  • RAHMANI İNKÂR EDENLER, TAGUTU İNKÂR EDENLER (8/22/2010)
  • İhsanla Mürşide Tâbî Olmak Dînin Temelidir! (8/7/2010)
  • Kur'ân Hidayetle Okunur! (7/28/2010)
  • TASAVVUF 7 SAFHA HİDAYETİ YAŞAMAKTIR (7/17/2010)
  • MEHDİ (A.S) VE İSA (A.S)'IN KUR'ÂN-I KERİM'DEKİ İŞARETLERİ-2 (7/4/2010)
  • MEHDİ (A.S) VE İSA (A.S)'IN KUR'ÂN-I KERİM'DEKİ İŞARETLERİ-1 (6/21/2010)
  • Ruh ve Nefs - 2.bölüm (6/9/2010)
  • Ruh ve Nefs - 1.bölüm (5/27/2010)
  • Tatbikattan Kaldırılan Mürşide Tabiiyet, Huşû ve Namaz (5/7/2010)
  • CEHENNEME GİDENLER DÜNYA HAYATINDA ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMEYEN, SAĞIR DİLSİZ VE KÖRLERDİR (4/23/2010)
  • Allah'a Kul Olmak (4/2/2010)
  • Mutlu Olmak (3/25/2010)
  • Devrin İmamı Kimdir? (3/18/2010)
  • Mürşid Kimdir? (3/11/2010)
  • Emanetlerin Allah'a Teslimi (3/4/2010)
  • İslâm Nedir? (2/25/2010)
  • Resûl'e İtaat Allah'a İtaattir (2/17/2010)
  • HANİF DÎNİ'NİN ESASI 7 SAFHA 7 TESLİMDİR! - 1 Dr. Fazıl Nimet
    Güneş ve Ay
    Facebook'ta hayırlı bir iş: TEZEKKÜR Mustafa Seyit
    Ne Var? Ne Yok?
    655 Mustafa Müjdeci
    Her şey insan için
    SEVGİ YOKSA YOKSUN Doğan Kuşman
    Olayın İç Yüzü
    Referandum İmtihanı Barış Aksoy
    Dünyadan
    Diyarbakır:Teksas! Kudret Değirmenci
    Spor Gündemi
    Fizik aktivite ve kilo kontrolü Ayşe Müjdeci
    Sağlık Pınarı
    İlmel Yakîn, Aynel Yakîn ve Hakkul Yakîn hasıl etmek ne anlama gelir? Mustafa G. Güler
    Kur'an ne diyor?
    Ülkemizi Karıştırmak İsteyen Lütfi Tümtürk
    Olaylar ve Yorumlar
    vazgeçmek mi, pes etmek mi İlkay Yılmaz
    Az Öz
    Tek Allah'ın Tek Dini Halim Albayrak
    Dinlerin Birleştirilmesi
    Güneşe bir kısa mesaj... Sibel Yiğit
    Hoşbeş
    ˝Kubbe-i Arz'ın Mihmandarları˝ 4 Gönül Maraşlıoğlu
    Gönül Penceremizden
    Vakit ayrılık vakti Mehtap Abdi
    Bir Yürek Mesafesi
    Potasyum Deposu ˝Tarçın˝ Nazan Başoğul
    Tabiat Eczanesinden Reçeteler
    Muhtelif Mustafa Oğuz
    Bakış Açısı
    Diyarbakır Açık Müzesi Gülay Ozan
    Gezgin
    Divan_ı Kebir'den... Saliha Güner
    Düşünce-Günce
    ORUÇTA AĞIZ KOKUSUNA ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Diş Doktoru Gülbeyaz
    Dişler Yolunda
    Habertürk'te Mahmud Erol Kılıç ile harika bir akşam Emek Durmuş
    Hayat Gibi
    Allah'a Kul Olmak / Şeytana Kul Olmak Durdu Bahadır
    Hidayet Esintileri
    Tuz Hakkında Yanlış Bilinen Gerçekler B. Tugay Keçeci
    Evrenin Zerafeti
    Almanya'nın Kuzey Ren-Vestfalya Eyaletinde Müslüman Çocuklara Din Dersi Ender Eker
    Almanya'dan
    3. Dünya savaşı kapıda... Seyfi Usta
    Bir de bizden dinleyin!
    Terör Meselesi'nin Devlet Cephesi Korkut Eser
    Politik Köşe
    BORSA VE BEKLENTİLER Salih Erdin
    Borsada bu hafta
    Osmanlı'da Çocukların Eğitimi - 3 Nurefşan Deniz Temuçin
    Bir İnsan Yetişirken
    Belirsizlik Sıkıntısı Meral Okan
    Tasavvuf
    Mülke hüküm süren kimdir? Sabri Unat
    Dünyadan
    Bulutların Üzerinde Olmak Ali Gürbüz
    Gül'e Özlem
    Evvel Zaman Icinde 4 İsmail Veyseloğlu
    Mavera
    Bilişim Köşesi Taha Erdem
    Bilim Köşesi
    Seven, Sevilen Kişidir! Şule Betül Dağ
    En Hayırlı Dost Kimdir
    FASLIN ASLI YOK ŞİMDİ Zeren Çelebi
    muzik
    ©2010 Hak Aynası, yazarlarımızın yorumları kendilerine aittir, gazetemiz için bağlayıcı değildir.

    Siyaset | Gündem | Ekonomi | Dünya | Spor | Yaşam | Teknoloji | Sağlık | Tasavvuf