email: şifre: yeni üye
Ana SayfaSiyasetGündemEkonomiDünyaSporYaşamTeknolojiSağlıkTasavvuf
Dr. Fazıl Nimet [Güneş ve Ay] 11/18/2011

Dr. Fazıl Nimet
AF VE MAĞFİRET (3. Bölüm)

Muhterem okuyucular!
Rabia Sultan, halk arasında en çok tanınan velîlerden bir tanesidir. Rabia Sultan’a sormuşlar, demişler ki; “Ya Rabia! Senin cemazül evvelini biliriz. Gençliğinde nasıl günahkâr birisiydin. İnsanları eğlendirmekte devamlı rakkasiyelik yapıyordun.  Bugün bakıyoruz ki, rüyalarımızda Allahû Tealâ seni bize gösteriyor. Üst seviyede bir makamın sahibisin. Allah’ın bir sevgili dostusun. Bunu nasıl açıklıyorsun?” Rabia Sultanın cevabı çok mânidar; “Benim senedim seyyiatimdir.”
İnsanların seyyiatları insanları Allah katında derecesini arttırır mı?
Allahû Tealâ bu konuda bakın ne buyuruyor?

25 / FURKÂN - 70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).
Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü'min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur'dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm'dir (rahmet nuru gönderendir).

İşte bu seyyiatların hasenata çevrilmesi mağfirettir. Rabia Sultan; “Benim seyyiatım senedimdir.” sözüyle, “O bahsettiğiniz günahlar var ya, ben gittim İbrâhîm Ethem Hazretlerine; Allah dostunun önünde tövbe ettim. Allahû Tealâ o işlediğim bütün günahları sevaba çevirdi. Ben bu sebeple sizin önünüzdeyim.” demiş olmaktadır.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.lerinin bu konuda bir tespitine dikkat çekmek istiyorum; mağfiretin gerçekleşmesi meyanında diyor ki:
“Hak şerleri hayreyler,
Zannetme ki, gayreyler.
Arif onu seyreyler, Mevla görelim neyler,
Ne eylerse güzel eyler.”

Bakın ne kadar güzel bir tespit. Hak şerleri hayreyler; şerlerin hayra tebdili mağfirettir. Bunu kim yapıyor? Allah yapıyor. Zannetme ki gayreyler; sakın bunun dışında bir yoruma girmeyin. Kesin bu tespittir; Allah’ın vaadidir.
Ârif onu seyreyler; yani günahları ne zaman sevaba çevirdiğini Allah ona gösterir.  Ârif kimdir? Ârif Allah’ın dostu, Allah’ın velîsi, Allah’ın mürşididir. “Görelim Mevlâ neyler? Neylerse güzel eyler.” Allah’ın dizaynı bu şekilde olup velîlerin burada çok üst seviyede fonksiyonu vardır.

Gerçekten kişinin derecatı arttırılıyor mu?
Evet. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

40 / MU'MİN - 15: Refîud derecâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzire yevmet telâk(telâkı).
Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah'a ulaşmayı dilediği için Allah'ın da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allah'a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah'ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.

Şimdi başlangıç noktasında kişi devamlı nefsinin tesirinde günah işlemiş diyelim ki bir milyon günahı var, ama tövbe ettiği zaman anında Allahû Tealâ onun günahlarını sevaba çevirir. Böylece o kişin sıfır günahın, 1 milyon 10 sevabın sahibi olur.
Osmanlı bu sebeple kendi aralarında tövbe ettikleri zaman “Artık ölürsek gam yemeyiz.” derlerdi. Yani eğer o tövbe ile birlikte ölen bir insan ne olur sıfır günahla ve o güne kadar işledikleri tüm amellerin karşılığında sevapla Allah’ın huzuruna gider. Bu o kadar önemli bir olaydır ki, aslında bugün dîni yaşamakta olan herkesin bunu gerçekleştirmesi lâzımdır. İnsanı Allah katında kıymetli kılan bu tövbedir. Onun için Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz: “Herkes hata yapabilir ama hata yapanların en hayırlısı tövbe edenlerdir.” buyurmaktadır.
Allah katında en kıymetli insanlar o hataları işleyen ama akabinde o hatalarından dolayı Allah’tan mağfiret talebinde bulunan insanlardır. Kişi mağfirete müracaat edip Allah’ın kendisi için tayin ettiği mürşidin önünde tövbe etmediği takdirde mağfiret olayı gerçekleşmez. Mağfiret olayı gerçekleşmediği için de günahların sevaba çevrilmesi, günahın örtülmesi mümkün olmaz. Onlar olmayınca kişinin işlediği amel ne olursa olsun, hiçbir zaman onu cennetlik yapmaz. Allahû Tealâ, yine kulun lehine kanununu dizayn etmekte, yani adeta insanların kulaklarından tutar gibi “Gel Ben senin günahlarını sevaba çevirmek istiyorum. Eğer tövbe etmezsen o işlediğin pozitif ameller boşa gidiyor.” demektedir.
İşte konunun burası karışmış muhterem okuyucular! Tövbe, her an tövbeye dönmüş insanlarımız her an tövbe ediyorlar, tövbe ediyorlar, tövbe ediyorlar ve Allahû Tealâ’nın kendilerini mağfiret ettiklerini de düşünüyorlar. Evet bu tövbenin kesin kabul edileceğine dair Kur’ân da bir işaret yok. Eğer Allahû Tealâ kişinin tövbesini kabul ederse onun münferit günahını afeder.

42 / ŞÛRÂ - 25: Ve huvellezî yakbelut tevbete an ibâdihî ve ya’fû anis seyyiâti ve ya’lemu mâ tef’alûn(tef’alûne).
Ve O, kullarının tövbelerini kabul eden ve seyyielerini (günahlarını) affedendir. Ve yaptığınız şeyleri bilir.

Eğer Allahu Teala kulun işlediği gunahı afetmese ona musibet şeklinde yaniyacaktır.

42 / ŞÛRÂ - 30: Ve mâ esâbekum min musîbetin fe bi mâ kesebet eydîkum ve ya’fû an kesîr(kesîrin).
Size bir musîbet isabet ettiği zaman işte o, ellerinizin kazandığı (yaptıklarınız) sebebiyledir. (Musîbetlerin) çoğunu affeder (gerçekleştirmez).

Şeytan kişinin kendi kendine yaptığı tövbeyle afı mağfiretin gerçeklşeceğini zaneder. Bu zanda şeytan devrededir.
Allahû Tealâ buyuruyor ki:

35 / FÂTIR - 5: Yâ eyyuhen nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumul hayâtud dunyâ, ve lâ yegurrennekum billâhil garûr(garûru).
Ey insanlar! Muhakkak ki Allah'ın vaadi haktır. Öyleyse dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. Aldatıcılar da sizi Allah ile (affına güvendirerek) aldatmasınlar.

Buradaki hitap insanlaradır. Dünya hayatının aldattıkları kişiler, onlar dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerdir. Allahû Tealâ Yûnus Suresinde buyuruyor ki:

10 / YÛNUS - 7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

10 / YÛNUS - 8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

Dünya hayatında Allah’a ulaşmayı dilemeyen herkes, dünya hayatı tarafından aldatılanlardır. Öyleyse her halükârda bu âyet-i kerimeye göre insanların Allah’a ulaşmayı dilemesi lâzımdır. Allah’a ulaşmayı dileyen ve takva sahibi olan kişi için Allahû Tealâ Enfâl Suresinin 29 âyetinde takva sahibi olmalarından dolayı, anında o dileğin sahibi olan kişiyi cennetine alır. Bunu nasıl yapar? Kişinin günahlarını hemen örter. İşte konumuzla ilgili olan kısım af. Allah kişinin günahlarını af eder ve ona furkanları verir ki, ayetlere yakîn sahibi olsun. Akabinde de kişi mürşidine ulaşır, önünde tövbe eder ve böylece günahları mağfiret eder, yani sevaba çevirir.

8 / ENFÂL - 29: Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah'a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in sahâbe üzerindeki ve ümmeti üzerindeki af ve mağfiret tabiri nasıl gerçekleşir?
Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz asaleten devrin imamıdır. Bu sebeple her şeyden evvel şefaat makamıdır. Kendi yaşadığı dönemde de evvelce cahiliyye dönemini yaşayan sahâbeyi Allah’a davet etmiştir.

10 / YÛNUS - 25: Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).
Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.

Bütün sahâbe Allahû Tealâ’nın kalplerine koymuş olduğu Resûl sevgisiyle gidip Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî olmuşlar, tövbe etmişler. Allahû Tealâ onların tövbesini kabul etmiş ve bütün günahlarını sevaba çevirmiştir.
Tövbe kesintisiz olarak Âdem (A.S)’ın zürriyeti içerisinde devam etmektedir. Kendisinden sonra bu affı mağfiret makamı kiminle gerçekleşmiştir? Her zaman devrin imamıyla. Yani Hz. Ebû Bekir’le, Hz. Ömer’le, Hz. Osman’la Hz. Ali ile ve günümüze Allahû Tealâ’nın her devirde vazifeli kıldığı velî mürşidlerle; devrin imamlarıyla gerçekleşir.
Nitekim 14 asır evvel Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e sahâbe soruyor: “Biz dînimizi senden öğrendik ama Sen son Nebîsin Senden sonra nebî gelmeyecek. Bizden sonra gelen insanlar dîni kimden öğrenecek Ya Resûlullah? Peygamber Efendimiz (S.A.V) cevabı şöyledir. “Benden sonra nebî gelmeyecek ama âlimler, halifeler( imamlar) gelecek. Onlara tâbî olan bana tâbî olmuştur. Kim zamanın imamına ârif olmazsa o cahiliyye standartlarıyla ölür.” Resûlullah,şefaat makamının hayatta olan devrin imamlarıyla devam edeceğine işaret buyurmaktadır.
“Size ruh verenler gelecek, onları arayın bulun ve onlara tâbî olun.” hadîs-i şerifi de bu minval üzere söylenmiştir. O halde kişinin mürşide tâbiiyetiyle birlikte mağfiret mutlak surette gerçekleşir.
Öbür tarafta da “Benim sahâbem gökteki yıldızlar gibidir.” derken de hangisine tâbî olursanız hidayete erersiniz. Resûlullah, velî mürşidleri işaret etmektedir. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in dönemini özetlemek gerekirse, kendisi vardı ve onun yetiştirdiği mürşidler vardı. Bugün o günün izdüşümüdür. Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in izdüşümü vekâleten devrin imamıdır. Sahâbenin izdüşümü bugün Allahû Tealâ’nın irşada memur ve mezun kıldığı velî mürşidlerdir.
Yani o gün nasıl varsa bugün de Allah’ın velîleri vardır. Ama bugün iblis bir sıfır galip durumdadır. Çünkü gerçekten korkunç bir tuzakla başarıya ulaşmıştır. Bir insanın velî mürşidine; devrin imamına ulaşabilmesi o kişinin kalben Allah’a ulaşmayı dilemesine bağlıdır. İşte iblis bu kapıyı insanlara kapatmış. Demiş ki: “Ruh insana hayat verir. Ruh vücuttan çıkınca kişi ölür. Ancak ölümle kişinin ruhu Allah’a ulaşır. Dünya hayatında ruhun Allah’a ulaşması yoktur.” İnsanları böyle kandırmış ve bu istikamette ikna etmiştir. Şimdi şu anda kime sorarsanız sorun, ruhun sadece ölümle hayatta ulaşacağına inanıyorlar. Ruhun ölümle hayatta ulaşacağına inanıyorsa, bir insanın hayattayken Allah’a ulaşmayı dilemesi mümkün değildir. Allahû Tealâ 7 âyet-i kerimeye göre dilemeyin hiç kimsenin velî mürşide ulaşmayacağını bildirmektedir; kanunu budur.

3 / ÂLİ İMRÂN - 164: Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Andolsun ki Allah, mü'minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni'met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O'nun (Allah'ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah'a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.

18 / KEHF - 17: Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah'ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah'a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.

20 / TÂHÂ - 123: Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın aduvv(aduvvun), fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ yadıllu ve lâ yeşkâ.
(Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”

28 / KASAS - 50: Fe in lem yestecîbû leke fa’lem ennemâ yettebiûne ehvâehum, ve men edallu mimmenittebea hevâhu bi gayri huden minallâh(minallâhi), innallâhe lâ yehdil kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Bundan sonra eğer sana icabet etmezlerse (senin hidayete erdirme davetine uymazlarsa), bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah'tan bir hidayetçi olmaksızın (hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.

46 / AHKÂF - 32: Ve men lâ yucib dâiyallâhi fe leyse bi mu’cizin fîl ardı ve leyse lehu min dûnihî evliyâu, ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
Ve Allah'ın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah'tan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler.

39 / ZUMER - 23: Allâhu nezzele ahsenel hadîsi kitâben muteşâbihen mesâniye takşaırru minhu culûdullezîne yahşevne rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillâh(zikrillâhi), zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin).
Allah, ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını (rahmet, fazl ve salâvâtı), ikişer ikişer (salâvât-rahmet ve salâvât-fazl), Kitab'a müteşabih (benzer) olarak indirdi. Rab'lerinden huşû duyanların ciltleri ondan ürperir. Sonra onların ciltleri ve kalpleri Allah'ın zikriyle yumuşar, sükûnet bulur (yatışır). İşte bu, Allah'ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.

7 / A'RÂF - 186: Men yudlilillâhu fe lâ hâdiye leh(lehu), ve yezeruhum fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).
Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi (hidayete erdiren) yoktur. Ve onları azgınlıkları (isyanları) içinde şaşkın (bir halde) terkeder (bırakır).

Şeytan Allah’a ulaşmayı dilemeyi kesince aslında mağfiret de gitmiş, af da gitmiş, devrin imamı da bilinmez olmuş. Böylece Allah’a ulaşma dileği olmayınca dîn kapısı da kapanmıştır.
Ruhun Allah’a ulaşması hidayettir. Bu dilek olmayınca hidayet tamamen dîn tatbikatından çıkmış ve artık insanlar dîni yaşadıklarını sadece zannetmektedirler. Dîn kapısı Allah’a ulaşmayı dilemeyenler için tamamen kapanmış durumdadır. Dîn, kalben değil de şeklen yaşanan bir dîn haline gelmiştir. Yani namazlar kılınmış, oruçlar tutulmuş, Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin yaşadığı bir dîn tatbikatı şekle dayalı bir dîn tatbikatı olmuştur. Çünkü tatbikatta ne mürşid var, ne devrin imamı var, ne mağfiret var. Dolayısıyla günahlar sevaba çevrilmemektedir.
Peygamber Efendimiz (S.A.V)  bir hadîs-i şerifinde: “Şeriat bir ağaç, dalları tarikat, yaprağı marifet, meyvesi hakikattir.” buyurmaktadır.
Şimdi ağacın kendi var ama yaprak da yok meyve de yok. Kupkuru bir şey ve şekil şartına dönüşmüş vaziyette. Allahû Tealâ’nın bütün resûlleri, Allah’ın bütün mürşidleri, Allah’ın bütün sevgili dostları insanları affı mağfirete davet ederler. Kişinin günahlarının af edilmesi, Allah’a ulaşmayı dilemesi lâzımdır. Mağfiret için mutlaka mürşide tâbî olmak gerekmektedir.  Allah’a ulaşmayı dilemeyen hiç kimsenin günahlarının örtülmesi, af edilmesi söz konusu değildir.
Muhterem okuyucular! Hepinizin Efendimizin himmeti ile hem ahiret, hem dünya saadetine ulaşmanızı Yüce Rabbimizden dileyerek, yazımızı burada tamamlıyoruz.
Allah hepinizden razı olsun.
 

Dr. Fazıl Nimet, 11/18/2011

Bu yazı 11/18/2011 tarihinden itibaren toplam 573 defa okunmuştur.


Yorumlar
Başlık
Yorum
Yorum yazabilmek için üye girişinizi gerçekleştirmelisiniz.


Yazarın son yazıları
  • HANİF DÎNİ'NİN ESASI 7 SAFHA 7 TESLİMDİR! - 1 (2/13/2012)
  • DİNDE ZORLAMA VAR MIDIR? - 3 (1/28/2012)
  • DİNDE ZORLAMA VAR MIDIR? – 2 (1/11/2012)
  • DİNDE ZORLAMA VAR MIDIR? – 1 (12/25/2011)
  • TAKVA NEDİR-3: 5, 6, 7. Safha Takva (12/12/2011)
  • TAKVA NEDİR-2: 2, 3, 4. Safha Takva (12/3/2011)
  • TAKVA NEDİR-1: 1. Safha Takva (11/26/2011)
  • AF VE MAĞFİRET (2. Bölüm) (10/4/2011)
  • AF VE MAĞFİRET (1. Bölüm) (8/11/2011)
  • ZİKRİN DÎN’DEKİ YERİ VE ÖNEMİ (II. BÖLÜM) (7/28/2011)
  • ZİKRİN DÎN’DEKİ YERİ VE ÖNEMİ (I. BÖLÜM) (7/20/2011)
  • BİD’ATLER: (5/30/2011)
  • Kadınların Erkekler Üzerindeki Hakları - 3 (5/16/2011)
  • Kadınların Erkekler Üzerindeki Hakları - 2 (5/7/2011)
  • Kadınların Erkekler Üzerindeki Hakları -1 (4/25/2011)
  • KUTLU DOĞUM HAFTASI ÖZEL: (4/16/2011)
  • İSLÂM’DA AİLE, ANNE-BABA, ÇOCUK İLİŞKİLERİ (3/29/2011)
  • İNSANLAR STRESTEN NASIL KURTULABİLİR? (2/22/2011)
  • STRES NEDİR? (1/27/2011)
  • HAK MÜ'MİN KİMDİR? (1/16/2011)
  • Nîmetin kıymeti bilinmezse... (1/5/2011)
  • Hayır Allah’tan, Şer Nefsimizdendir (12/26/2010)
  • AHİR ZAMANDA (HİDAYET ÇAĞINDA) GELECEĞİ MÜJDELENEN MEHDİ RESÛL’Ü AÇIKLAYAN KUR’ÂN ÂYETLERİ - 2 (12/17/2010)
  • AHİR ZAMANDA (HİDAYET ÇAĞINDA) GELECEĞİ MÜJDELENEN MEHDİ RESÛL’Ü AÇIKLAYAN KUR’ÂN ÂYETLERİ - 1 (12/7/2010)
  • Dînde Zorlama Var mıdır? Yok mudur? (11/26/2010)
  • Sevgi Nedir? (11/16/2010)
  • TAKVA (11/4/2010)
  • Dîn Nedir? (10/24/2010)
  • MUHLİSLER (10/15/2010)
  • HİDAYETE VESİLE OLANLAR (9/30/2010)
  • EVLİYALIK (2. bölüm) (9/15/2010)
  • Kadir Gecesi (9/6/2010)
  • EVLİYALIK - (1. bölüm) (8/31/2010)
  • RAHMANI İNKÂR EDENLER, TAGUTU İNKÂR EDENLER (8/22/2010)
  • İhsanla Mürşide Tâbî Olmak Dînin Temelidir! (8/7/2010)
  • Kur'ân Hidayetle Okunur! (7/28/2010)
  • TASAVVUF 7 SAFHA HİDAYETİ YAŞAMAKTIR (7/17/2010)
  • MEHDİ (A.S) VE İSA (A.S)'IN KUR'ÂN-I KERİM'DEKİ İŞARETLERİ-2 (7/4/2010)
  • MEHDİ (A.S) VE İSA (A.S)'IN KUR'ÂN-I KERİM'DEKİ İŞARETLERİ-1 (6/21/2010)
  • Ruh ve Nefs - 2.bölüm (6/9/2010)
  • Ruh ve Nefs - 1.bölüm (5/27/2010)
  • Tatbikattan Kaldırılan Mürşide Tabiiyet, Huşû ve Namaz (5/7/2010)
  • CEHENNEME GİDENLER DÜNYA HAYATINDA ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMEYEN, SAĞIR DİLSİZ VE KÖRLERDİR (4/23/2010)
  • Allah'a Kul Olmak (4/2/2010)
  • Mutlu Olmak (3/25/2010)
  • Devrin İmamı Kimdir? (3/18/2010)
  • Mürşid Kimdir? (3/11/2010)
  • Emanetlerin Allah'a Teslimi (3/4/2010)
  • İslâm Nedir? (2/25/2010)
  • Resûl'e İtaat Allah'a İtaattir (2/17/2010)
  • HANİF DÎNİ'NİN ESASI 7 SAFHA 7 TESLİMDİR! - 1 Dr. Fazıl Nimet
    Güneş ve Ay
    Facebook'ta hayırlı bir iş: TEZEKKÜR Mustafa Seyit
    Ne Var? Ne Yok?
    655 Mustafa Müjdeci
    Her şey insan için
    SEVGİ YOKSA YOKSUN Doğan Kuşman
    Olayın İç Yüzü
    Referandum İmtihanı Barış Aksoy
    Dünyadan
    Diyarbakır:Teksas! Kudret Değirmenci
    Spor Gündemi
    Fizik aktivite ve kilo kontrolü Ayşe Müjdeci
    Sağlık Pınarı
    İlmel Yakîn, Aynel Yakîn ve Hakkul Yakîn hasıl etmek ne anlama gelir? Mustafa G. Güler
    Kur'an ne diyor?
    Ülkemizi Karıştırmak İsteyen Lütfi Tümtürk
    Olaylar ve Yorumlar
    vazgeçmek mi, pes etmek mi İlkay Yılmaz
    Az Öz
    Tek Allah'ın Tek Dini Halim Albayrak
    Dinlerin Birleştirilmesi
    Güneşe bir kısa mesaj... Sibel Yiğit
    Hoşbeş
    ˝Kubbe-i Arz'ın Mihmandarları˝ 4 Gönül Maraşlıoğlu
    Gönül Penceremizden
    Vakit ayrılık vakti Mehtap Abdi
    Bir Yürek Mesafesi
    Potasyum Deposu ˝Tarçın˝ Nazan Başoğul
    Tabiat Eczanesinden Reçeteler
    Muhtelif Mustafa Oğuz
    Bakış Açısı
    Diyarbakır Açık Müzesi Gülay Ozan
    Gezgin
    Divan_ı Kebir'den... Saliha Güner
    Düşünce-Günce
    ORUÇTA AĞIZ KOKUSUNA ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Diş Doktoru Gülbeyaz
    Dişler Yolunda
    Habertürk'te Mahmud Erol Kılıç ile harika bir akşam Emek Durmuş
    Hayat Gibi
    Allah'a Kul Olmak / Şeytana Kul Olmak Durdu Bahadır
    Hidayet Esintileri
    Tuz Hakkında Yanlış Bilinen Gerçekler B. Tugay Keçeci
    Evrenin Zerafeti
    Almanya'nın Kuzey Ren-Vestfalya Eyaletinde Müslüman Çocuklara Din Dersi Ender Eker
    Almanya'dan
    3. Dünya savaşı kapıda... Seyfi Usta
    Bir de bizden dinleyin!
    Terör Meselesi'nin Devlet Cephesi Korkut Eser
    Politik Köşe
    BORSA VE BEKLENTİLER Salih Erdin
    Borsada bu hafta
    Osmanlı'da Çocukların Eğitimi - 3 Nurefşan Deniz Temuçin
    Bir İnsan Yetişirken
    Belirsizlik Sıkıntısı Meral Okan
    Tasavvuf
    Mülke hüküm süren kimdir? Sabri Unat
    Dünyadan
    Bulutların Üzerinde Olmak Ali Gürbüz
    Gül'e Özlem
    Evvel Zaman Icinde 4 İsmail Veyseloğlu
    Mavera
    Bilişim Köşesi Taha Erdem
    Bilim Köşesi
    Seven, Sevilen Kişidir! Şule Betül Dağ
    En Hayırlı Dost Kimdir
    FASLIN ASLI YOK ŞİMDİ Zeren Çelebi
    muzik
    ©2010 Hak Aynası, yazarlarımızın yorumları kendilerine aittir, gazetemiz için bağlayıcı değildir.

    Siyaset | Gündem | Ekonomi | Dünya | Spor | Yaşam | Teknoloji | Sağlık | Tasavvuf