email: şifre: yeni üye
Ana SayfaSiyasetGündemEkonomiDünyaSporYaşamTeknolojiSağlıkTasavvuf
Dr. Fazıl Nimet [Güneş ve Ay] 10/4/2011

Dr. Fazıl Nimet
AF VE MAĞFİRET (2. Bölüm)

Allahû Tealâ her şeyi zıttı ile kaim kılarak çift yaratmıştır muhterem okuyucular! Allah’ın halife olarak yarattığı insana secde emrine âsi olan iblis, Allah’tan kıyâmete kadar hayat hakkı istemiştir. İblis Allah’a  isyan ettiği günden beri, her devirde yaşayan insanlara devamlı günah işlettirmiştir, kıyâmete kadar da bunu gerçekleştirecektir. O ister ki, insanlar işledikleri günahlarla hem bu dünyada mutsuz ve huzursuz bir hayat yaşasınlar, hem de ölüm sonrası hayatta cehenneme gitsinler.  Ama Allah’ın en sevdiği varlığı olan insanı iblisin elinde oyuncak olsun diye yaratması söz konusu değildir.

Allah insanları iblisten korunmak konusunda tüm imkânlarının sahibi kılmıştır. Nasıl ki iblis her devirde her yerde varsa, her devirde ve her yerde devrin imamı da vardır. Devrin imamı rahmeti Rahmân’a kavuştuğu zaman Allahû Tealâ onun yerine yenisini tayin eder. İblis ise böyle bir şey yok. Allah iblisin talebini kabul etmiş ve ona kıyâmete kadar hayat hakkı vermiştir. Ama iblisin insanlara işlettirdiği günahların sevaba çevrilmesi istikametinde kesinlikle her devirde devrin imamı vardır. Bu devrin imamı nebîlerin yaşadığı dönemlerde bir nebîdir, onların olmadığı dönemlerde ise onun mirasını devralan bir velî resûldür.
Allahû Tealâ Secde Suresinin 24. âyet-i kerimesinde bu velî imamlardan bahsetmektedir.

32 / SECDE - 24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).
Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk'ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.

Velî imamların tayininde Allahû Tealâ iki vasıf bildirmiştir:
1. Âyetlere yakin sahibi olmaları,
2. Sabrın sahibi olmaları.
İşte bu iki vasıf sebebiyle Allahû Tealâ onları hidayete ulaştırıcı imamlar tayin etmiştir.  Kim tövbe ederse, devrin imamının ruhunu Allah o kişinin başının üzerine gönderir. Ve devrin imamı onlar için mağfiret talebinde bulunur.

40 / MU'MİN - 7: Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke vekıhim azâbel cahîm(cahîmi).
Arşı tutan melekler ve onun etrafındaki kişi (devrin imamı), Rab'lerini hamd ile tesbih ederler ve O'na îmân ederler. Ve âmenû olanlar için (Allah'tan) mağfiret dilerler: "Rabbimiz, Sen herşeyi rahmetle (rahmetinle) ve ilimle (ilminle) kuşattın. Böylece (mürşidin önünde) tövbe edenleri ve senin yoluna (Sıratı Mustakîm'e) tâbî olanları mağfiret et (günahlarını sevaba çevir). Onları cehennem azabından koru!”

Âyet-i kerimede mağfiretin nasıl gerçekleştiği açık ve net olarak ifade edilmektedir. Arşı tutan melekler ve devri imamı saf saf dururlar. Daha doğrusu Allah’ı tespih ederler, ona îmân ederler ve âmenû olanlar için mağfiret dilerler. Dikkat edin; burası çok önemli; âmenû olan; yani Allah’a ulaşmayı dileyenler için mağfiret talep ederler. 

Neden Allah’a ulaşmayı dilemeyenler için demiyoruz? Çünkü dilemeyen bir kişi gelip tövbe etse, o kişinin tövbesi Allah katında asla bir değer ifade etmez. Onun için mağfiret gerçekleşmez. Mağfiretin gerçekleşebilmesi için mutlak suretle o kişinin gizli şirkten beri olması lâzımdır.

Âyet-i kerime şöyle bitmektedir. “Vekıhim azâbel cahîm;” ve onları cehennem azabından koru. Şimdi “Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık” âyet-i ile bu âyeti birleştirdiğimiz zaman net bir tablo çıkmaktadır. Resûl insanları işlediği günahlardan dolayı azaplanmaması için Allah tarafından gönderilen kişidir. Yani koruyucudur. Nasıl iblis insanları kendisi ile cehenneme götürmek için bir gayretin içinde ise Allah’ın Resûlü de iblisin insanlara işlettirdiği günahların sevaba çevrilmesi için bir gayretin içerisindedir.

Bir yanda negatif kutbun temsilcisi iblis var, diğer yanda da pozitif kutbun; Allah’ın temsilcisi olan Allah’ın Resûlü var.  Şeytana, Allahû Tealâ ezelde kıyâmete kadar hayat hakkı vermiştir. O zaman her devirde o işlenen günahların mağfireti istikametinde Allah’ın bir resûl göndermemesi mümkün değildir. Sadece insanlar bu hakikati Kur’ân-ı Kerim’den öğrenmedikleri için bilmedikleri şeye hep karşı çıkmışlardır. Tâbii karşı çıkınca o ihtiyaçtan beri olmamakta, insanların ihtiyacı devam etmektedir. Bizler beşeriz şaşarız. Günahkâr kullarız. Günahkâr kullar olmamız hasebi ile bizim ihtiyacımız olan bu günahların mağfireti istikametinde Allah’ın Resûlü daima vardır.

Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ve şükrederiz ki, Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e her sualin cevabına muhtevî olan Kur’ân-ı Kerim’i göndermiştir. Kişinin o günahlarının mağfireti istikametindeki devrin imamına ulaşabilmesi, mutlaka Allah’a ulaşmayı dilemesine bağlıdır.

Allah’a ulaşmayı kalben dileyen herkes Allahû Tealâ tarafından mutlaka mürşide ulaştırılır. Kişi mürşidin önünde tövbe ettiği zaman Allahû Tealâ ona 7 tane ni’met verir.
1.ni’met; Devrin imamının ruhu o kişinin başının üzerine gelip yerleşir.
2. ni’met; Ruhu Sırat-ı Mustakîm’e çıkar
3. ni’met; Allah onların kalplerine îmânı yazar.
4. ni’met; kişi nefs tezkiyesine başlar.
5. ni’met;  o güne kadar işledikleri günahları mağfiret eder (sevaba çevirir).
6. ni’met; Nefs tezkiyesi ile birlikte irademiz güçlenir.

İrade, nefsin afetlerine karşı koyan güçtür. Nefsin afetleri karanlıklarla temsil edilir. Nefsimizin manevî kalbi karanlıklarla doludur ama biz eğer ıslahı nefse başlarsak bu sefer o karanlıkların yerini Allah’ın nurları rahmet ve fazlı alır. Orası aydınlandıkça karşı güç azalacaktır. Çünkü karanlıkları temsil eden negatif, nurları temsil eden pozitif güçtür. Başlangıçta nefsimizin kalbi %100 karanlıkken nefs tezkiyesine başladığımız zaman, nefs %9 oranında nurlanır. Bu noktada kişi Nefs-i Emmare kademesindedir.  Bunun mânâsı, karşı güç %9 oranında azaldı demektir. Bu da iradenin %9 oranında güçlenmesibi ifade eder. Eskiden irade %100 karanlıkla mücâdele ederken, nefs % 9 aydınlandığı için artık %91 oranındaki karanlıkla mücâdele edecektir.

7. ni’met; İrade güçlendiği içinde doğal olarak ta fizik vücut da güçlenir. Fizik vücudun güçlenmesi demek, kişinin Allah’ın bütün emirlerine itaat etmesi, yasak ettiği fiilleri işlememesidir.

Evvelden nefsimizin manevî kalbinde %100 karanlık vardı. %100 karanlık varken şeytan nefse tesir etmek sureti ile fizik bedeni %100 negatif istikamette kullanabiliyordu. Dolayısıyla vücut en zayıf durumdaydı. Ama ne zaman nefsin manevî kalbindeki nurlanma artarsa, fizik vücudun kumandanı akla negatif talepler ulaşmayacaktır. Aksine pozitif talepler ulaşacaktır. Akla pozitif talepler ulaşınca kalpteki nur oranına bağlı olarak fizik vücut güçlenir. Yani fizik vücut Allah’ın emirlerine daha üst seviyede itaat eder, Allah’ın yasak ettiği fiilleri daha fazla işlememeye çalışır.

Mürşid aslında Allah’ın yardımını müride, ulaştıran, yansıtıcı bir aynadır. Allahû Tealâ diyor ki: “Ben sizin dostunuzsam yarattığım bütün mahlûkat düşman olsa, Ben kâfiyim. Ben size düşmansam bütün mahlûkat size dost olsun, Ben yine kâfiyim.”
Bir insan her noktada başarılı olmak istiyorsa bu başarının ardında Allahû Tealâ’nın bizim için tayin ettiği mürşid vardır.
Osmanlı toplumu esnaf sınıfı “Âhilik” teşkilatı ile bir kurum haline gelmişlerdi ve hep ona bağlılardı. Ahi Evran teşkilatı ile tasavvufu yaşıyorlardı. Çırak-kalfa-usta ilişkisi vardı. Çırak, kalben Allah’a ulaşmayı dileyen, gidip mürşidin önünde tövbe eden kişidir. Kalfa, ermiş evliya olduktan sonra Allah adına iş gören kişi, usta ise Allahû Tealâ’nın irşadla vazifeli kıldığı kişi idi.
Osmanlı’da toplum Âhi evran teşkilatı ile tasavvufu yaşıyorlardı; yani Kur’ân’ı yaşıyorlardı; yani dîni yaşıyorlardı.
Saray erkânına baktığımız zaman onlar da Mevlevi idi; Mevlâna Celâlettin Rûmi ile en üst noktada tasavvufu yaşıyorlardı. Ve askeriye sınıfı da Hacı Bektaşî Velî tarikatına bağlıydı. Osmanlı’yı Osmanlı yapan olay, A’dan Z’ye kadar tasavvuftu. Tasavvuf = Kur’ân-ı Kerim olduğuna göre Osmanlı’yı Osmanlı yapan Kur’ân’ın bütünüyle yaşanmasıydı.

Allah’a asla sevgisiz yaklaşılmaz. Sevgisiz bir dîn yaşanması mümkün değildir, dînin kendisi sevgidir. Gerçekten de ruhumuzun bir hasleti sevgidir. Sevgiyi terazinin bir kefesine, 18 tane hasleti diğer kefeye koysanız, sevgi yine ağır basar.

Dînin olmazsa olmaz faktörü sevgidir. Sevgi yoksa hiç kimse için dîni yaşayabilmek mümkün değildir. Ama bu sevginin en başında elbette Allah sevgisi gelir. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

3 / ÂLİ İMRÂN - 31: Kul in kuntum tuhibbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yagfir lekum zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
De ki: “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, o taktirde bana tâbi olunuz ki Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve Allah "Gafur"dur, "Rahîm"dir.”

Allah’ı sevmeyen bir kişi gelir de tövbe ederse onun için mağfiret gerçekleşir mi?
Hayır, kesinlikle gerçekleşmez. Kalplere nazar eden, daima kalpleri denetleyen Allah’tır. Allah’ta kalbî talebe bağlı olarak mağfireti gerçekleştirir veya gerçekleştirmez. Kişi gelip mürşidin önünde “Hadi herkes böyle yapıyor ben de yapayım” diye tövbe ederse, o tövbenin Allah katında pozitif değeri, geçerliliği yoktur. Kaldı ki Allahû Tealâ kimseye haksızlık yapmaz. Allah’ın bir ismi El Hakk’tır. Bir ismi El Adl’dır. Hak sahibi olması hasebi ile Allah hakkı hak sahibine teslim edendir. Ferdî bazda kullar ne yaparlarsa yapsınlar, mutlaka karşılığını Allah’tan alırlar. Allahû Tealâ hem pozitif istikamette, hem negatif istikamette kanunlarını vaaz etmiştir.

40 / MU'MİN - 40: Men amile seyyieten fe lâ yuczâ illâ mislehâ, ve men amile sâlihan min zekerin ev unsâ ve huve mu'minun fe ulâike yedhulûnel cennete yurzekûne fîhâ bi gayri hisâb(hisâbin).
Kim seyyiat (şerr, derecat düşürücü ameller) işlerse mislinden daha fazla cezalandırılmaz. Kadınlardan veya erkeklerden kim amilüssalihat (nefsi ıslâh edici ameller, nefs tezkiyesi) yaparsa işte onlar, (îmânı artan) mü'minlerdir. Onlar, cennete konulacak ve hesapsız rızıklandırılacaktır.

Kim de bir hasenat bir hayır işlerse, Allahû Tealâ hayrı teşvik eder ve ona on katını verir. Onu 100’le destekler, 200, 300, 400, 500, 600, 700’e kadar arttırır.

2 / BAKARA - 261: Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seb’a senâbile fî kulli sunbuletin mietu habbeh(habbetin), vallâhu yudâifu li men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her sünbülünde (başağında) yüz adet tane (tohum) olmak üzere, yedi sünbül (başak) veren bir tek tohumun durumu gibidir. Allah, dilediği kimse için (onun rızkını) kat kat artırıp verir. Ve Allah Vâsi'dir, Alîm'dir.

O halde görüyoruz ki Allah hayrı daima destekler. İşte fizik vücudun güçlenmesinin arkasında bu sebep vardır. Ama seyyiat 1’e 1dir. Cezanın artımı söz konusu değildir. Allah kanunlarını kulların lehine dizayn etmiştir. Ceza artırımında bulunmaz ama mükâfat artırımında bulunur. Allah her şeye kaadirdir.

(Devamı bir sonraki yazıda)

Dr. Fazıl Nimet, 10/4/2011

Bu yazı 10/4/2011 tarihinden itibaren toplam 2231 defa okunmuştur.


Yorumlar
Başlık
Yorum
Yorum yazabilmek için üye girişinizi gerçekleştirmelisiniz.


Yazarın son yazıları
  • HANİF DÎNİ'NİN ESASI 7 SAFHA 7 TESLİMDİR! - 1 (2/13/2012)
  • DİNDE ZORLAMA VAR MIDIR? - 3 (1/28/2012)
  • DİNDE ZORLAMA VAR MIDIR? – 2 (1/11/2012)
  • DİNDE ZORLAMA VAR MIDIR? – 1 (12/25/2011)
  • TAKVA NEDİR-3: 5, 6, 7. Safha Takva (12/12/2011)
  • TAKVA NEDİR-2: 2, 3, 4. Safha Takva (12/3/2011)
  • TAKVA NEDİR-1: 1. Safha Takva (11/26/2011)
  • AF VE MAĞFİRET (3. Bölüm) (11/18/2011)
  • AF VE MAĞFİRET (1. Bölüm) (8/11/2011)
  • ZİKRİN DÎN’DEKİ YERİ VE ÖNEMİ (II. BÖLÜM) (7/28/2011)
  • ZİKRİN DÎN’DEKİ YERİ VE ÖNEMİ (I. BÖLÜM) (7/20/2011)
  • BİD’ATLER: (5/30/2011)
  • Kadınların Erkekler Üzerindeki Hakları - 3 (5/16/2011)
  • Kadınların Erkekler Üzerindeki Hakları - 2 (5/7/2011)
  • Kadınların Erkekler Üzerindeki Hakları -1 (4/25/2011)
  • KUTLU DOĞUM HAFTASI ÖZEL: (4/16/2011)
  • İSLÂM’DA AİLE, ANNE-BABA, ÇOCUK İLİŞKİLERİ (3/29/2011)
  • İNSANLAR STRESTEN NASIL KURTULABİLİR? (2/22/2011)
  • STRES NEDİR? (1/27/2011)
  • HAK MÜ'MİN KİMDİR? (1/16/2011)
  • Nîmetin kıymeti bilinmezse... (1/5/2011)
  • Hayır Allah’tan, Şer Nefsimizdendir (12/26/2010)
  • AHİR ZAMANDA (HİDAYET ÇAĞINDA) GELECEĞİ MÜJDELENEN MEHDİ RESÛL’Ü AÇIKLAYAN KUR’ÂN ÂYETLERİ - 2 (12/17/2010)
  • AHİR ZAMANDA (HİDAYET ÇAĞINDA) GELECEĞİ MÜJDELENEN MEHDİ RESÛL’Ü AÇIKLAYAN KUR’ÂN ÂYETLERİ - 1 (12/7/2010)
  • Dînde Zorlama Var mıdır? Yok mudur? (11/26/2010)
  • Sevgi Nedir? (11/16/2010)
  • TAKVA (11/4/2010)
  • Dîn Nedir? (10/24/2010)
  • MUHLİSLER (10/15/2010)
  • HİDAYETE VESİLE OLANLAR (9/30/2010)
  • EVLİYALIK (2. bölüm) (9/15/2010)
  • Kadir Gecesi (9/6/2010)
  • EVLİYALIK - (1. bölüm) (8/31/2010)
  • RAHMANI İNKÂR EDENLER, TAGUTU İNKÂR EDENLER (8/22/2010)
  • İhsanla Mürşide Tâbî Olmak Dînin Temelidir! (8/7/2010)
  • Kur'ân Hidayetle Okunur! (7/28/2010)
  • TASAVVUF 7 SAFHA HİDAYETİ YAŞAMAKTIR (7/17/2010)
  • MEHDİ (A.S) VE İSA (A.S)'IN KUR'ÂN-I KERİM'DEKİ İŞARETLERİ-2 (7/4/2010)
  • MEHDİ (A.S) VE İSA (A.S)'IN KUR'ÂN-I KERİM'DEKİ İŞARETLERİ-1 (6/21/2010)
  • Ruh ve Nefs - 2.bölüm (6/9/2010)
  • Ruh ve Nefs - 1.bölüm (5/27/2010)
  • Tatbikattan Kaldırılan Mürşide Tabiiyet, Huşû ve Namaz (5/7/2010)
  • CEHENNEME GİDENLER DÜNYA HAYATINDA ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMEYEN, SAĞIR DİLSİZ VE KÖRLERDİR (4/23/2010)
  • Allah'a Kul Olmak (4/2/2010)
  • Mutlu Olmak (3/25/2010)
  • Devrin İmamı Kimdir? (3/18/2010)
  • Mürşid Kimdir? (3/11/2010)
  • Emanetlerin Allah'a Teslimi (3/4/2010)
  • İslâm Nedir? (2/25/2010)
  • Resûl'e İtaat Allah'a İtaattir (2/17/2010)
  • HANİF DÎNİ'NİN ESASI 7 SAFHA 7 TESLİMDİR! - 1 Dr. Fazıl Nimet
    Güneş ve Ay
    Facebook'ta hayırlı bir iş: TEZEKKÜR Mustafa Seyit
    Ne Var? Ne Yok?
    655 Mustafa Müjdeci
    Her şey insan için
    SEVGİ YOKSA YOKSUN Doğan Kuşman
    Olayın İç Yüzü
    Referandum İmtihanı Barış Aksoy
    Dünyadan
    Diyarbakır:Teksas! Kudret Değirmenci
    Spor Gündemi
    Fizik aktivite ve kilo kontrolü Ayşe Müjdeci
    Sağlık Pınarı
    İlmel Yakîn, Aynel Yakîn ve Hakkul Yakîn hasıl etmek ne anlama gelir? Mustafa G. Güler
    Kur'an ne diyor?
    Ülkemizi Karıştırmak İsteyen Lütfi Tümtürk
    Olaylar ve Yorumlar
    vazgeçmek mi, pes etmek mi İlkay Yılmaz
    Az Öz
    Tek Allah'ın Tek Dini Halim Albayrak
    Dinlerin Birleştirilmesi
    Güneşe bir kısa mesaj... Sibel Yiğit
    Hoşbeş
    ˝Kubbe-i Arz'ın Mihmandarları˝ 4 Gönül Maraşlıoğlu
    Gönül Penceremizden
    Vakit ayrılık vakti Mehtap Abdi
    Bir Yürek Mesafesi
    Potasyum Deposu ˝Tarçın˝ Nazan Başoğul
    Tabiat Eczanesinden Reçeteler
    Muhtelif Mustafa Oğuz
    Bakış Açısı
    Diyarbakır Açık Müzesi Gülay Ozan
    Gezgin
    Divan_ı Kebir'den... Saliha Güner
    Düşünce-Günce
    ORUÇTA AĞIZ KOKUSUNA ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Diş Doktoru Gülbeyaz
    Dişler Yolunda
    Habertürk'te Mahmud Erol Kılıç ile harika bir akşam Emek Durmuş
    Hayat Gibi
    Allah'a Kul Olmak / Şeytana Kul Olmak Durdu Bahadır
    Hidayet Esintileri
    Tuz Hakkında Yanlış Bilinen Gerçekler B. Tugay Keçeci
    Evrenin Zerafeti
    Almanya'nın Kuzey Ren-Vestfalya Eyaletinde Müslüman Çocuklara Din Dersi Ender Eker
    Almanya'dan
    3. Dünya savaşı kapıda... Seyfi Usta
    Bir de bizden dinleyin!
    Terör Meselesi'nin Devlet Cephesi Korkut Eser
    Politik Köşe
    BORSA VE BEKLENTİLER Salih Erdin
    Borsada bu hafta
    Osmanlı'da Çocukların Eğitimi - 3 Nurefşan Deniz Temuçin
    Bir İnsan Yetişirken
    Belirsizlik Sıkıntısı Meral Okan
    Tasavvuf
    Mülke hüküm süren kimdir? Sabri Unat
    Dünyadan
    Bulutların Üzerinde Olmak Ali Gürbüz
    Gül'e Özlem
    Evvel Zaman Icinde 4 İsmail Veyseloğlu
    Mavera
    Bilişim Köşesi Taha Erdem
    Bilim Köşesi
    Seven, Sevilen Kişidir! Şule Betül Dağ
    En Hayırlı Dost Kimdir
    FASLIN ASLI YOK ŞİMDİ Zeren Çelebi
    muzik
    ©2010 Hak Aynası, yazarlarımızın yorumları kendilerine aittir, gazetemiz için bağlayıcı değildir.

    Siyaset | Gündem | Ekonomi | Dünya | Spor | Yaşam | Teknoloji | Sağlık | Tasavvuf