Barış Aksoy [Dünyadan] |
13.10.2009 |
Türkiye’nin Kendine Güveni
Tarihimizde, adalet uğruna sultanların bile parmaklarının kesilmesine hükmeden, fethettiği ülkelerde daima mazlumun yanında olan, yerel halkı hiçbir zaman asimilasyona yeltenmeyen, onların barış ve istikrar içinde, “nizam-ı âlem” çerçevesinde yaşamasını hedefleyen geleneksel Müslüman Türk adaleti geri geliyor. Peygamberimizin, “Haksızlık görüyorsan elinle, olamıyorsa dilinle, olamıyorsa kalbinle buğz ederek onu düzelt” emri doğrultusunda Gazze’deki katliam için uluslar arası platformlarda tavrını açıkça ortaya koyan Türkiye bu tavrını Birleşmiş Milletlerde de devam ettirdi ve fırsat buldukça devam ettiriyor. Ayni adil ve barışçıl yaklaşım, içimizde Alevi-Sünni ilişkilerinde, demokratik açılımda; dışımızda, Türkiye-Ermenistan, Türkiye-İran ve diğer komşularımızla olan ilişkilerimizde kendini gösteriyor. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.”, “Gemisini kurtaran kaptandır.” Gibi kültürümüze sokuşturulmaya çalışılan zehirli klişeleri artık bünye yavaş yavaş kusmaya başlamıştır. Tabii bazı çevreler, samimi veya gayri samimi “vatan elden gidiyor” diye hırçınlaşmaya varan söylemlerine devam ediyor. Ama ümit ediyoruz ki, meyveler toplandıkça bu sesler de kısılacak ve itibar görmeyecektir. Osmanlı, adaletteki titizliğinden saptığı için yıkılmıştır. Adaleti tam uyguladığı dönemlerde yerel halkın da desteğiyle 3 kıtada at koşturmuştur. Adalet, kendine güveni, vicdan rahatlığını ve en mühimi Allah’ın yardımını getirir. Bu ise gelişme ve istikrarı. İşte Cumhuriyetin kurucusu Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” prensibi böyle gerçekleşir. Kendine güvenen bir Türkiye bir de Allah’ın yardımını alırsa bir dünya gücü olarak, Dünya’ nın kalıcı Barış ve istikrara ulaşmasında daha büyük söz sahibi olur. Bu tecrübe ve know how Türkiye nin damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Barış Aksoy, 13.10.2009
Bu yazı 13.10.2009 tarihinden itibaren toplam 1474 defa okunmuştur.
|