Ali Gürbüz [Gül'e Özlem] |
16.01.2010 |
Bulutların Üzerinde Olmak
Gün ağarırken bülbüller son sözlerini söylüyor, son şarkılarını mırıldanıyorlardı. Gökyüzü masmavi gözlerini yavaş yavaş aralayarak, kendisine hayran hayran bakan insanlar için bembeyaz saçlarıı bir o yana bir bu yana savuruyordu. Güzelliğinin farkındaydı besbelli. Sevgilinin nuru vurmuştu bir kere yüzüne. Işık tuttuğu gökyüzüne güzelliğinden bir kırpıntı bahşetmişti. Gönülleri Allah'ın nurlarıyla dolduranların yüzlerine bahşettiği gibi. İşte böyle bir yârin kokusunu duydum, başından sonuna kadar ağaçlı uzun yolda yürürken. Yoldan geçenleri selamlarcasına duran kırmızılı pembeli güllerin kokusudur sandım önce. Ağaçların ayaklarının altına özellikle serpilmiş gibiydiler. Yolun kenarlarındaki sessizce duran ağaçlar, durmazdan evvel bir geçit yürüyüşündeymişler gibi sanki. Ayaklarının dibine güller saçılınca kalıvermişler oldukları yerde. İp gibi dizilmelerin den belli. Ama bu güzelim güller bile böylesine delice sevdalı kokamaz diye düşündüm. Bu olsa olsa hasretlik yârin kokusudur. Buradan geçmiş besbelli. Geçerken güller savrulmuş ellerinden her yere. Belki daha yeni geçip gitmiştir diye gökyüzüne bakıyorum onu görebilmek ümidiyle. Ama o da arkasını dönmüş dünyaya, saçlarını da savurmuş iyice. Belli ki geçip giden güneşe bakıyor ardından. Biz bulutların altındakilerse bazen görüyoruz, bazen göremiyoruz güneşi. En iyisi daima bulutların üzerinde olmak gerek. Çünkü bulutların üzerindekiler için güneş her daim vardır vesselam...
Ali Gürbüz, 16.01.2010
Bu yazı 16.01.2010 tarihinden itibaren toplam 2985 defa okunmuştur.
|